Halka birazcık daha fazla iktidar

Özlem Alev Demirel *

21 ölü ve sayısız yaralı…. İnsanlar ve koca bir şehir, olayın neden olduğu travmayı yaşamaya devam ediyor. Söz konusu olan olay, yaklaşık bir yıl önce, “her ne pahasına olursa olsun” anlayışıyla Duisburg’ta gerçekleştirilen Love Parade adındaki devasa açık hava etkinliğiydi. Etkinliği düzenleyenlerden polis teşkilatına ve belediyeye kadar bütün taraflar, daha fazla kar ve prestij elde etmek için ısrarcı oldular.

Duisburg’taki korkunç faciadan bu yana yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen, aydınlatma konusunda hiçbir ilerleme yok. Belediye Başkanı başından itibaren herkes sorumluluğu başkalarına atarak kendini temize çıkarma yarışına girdi. Savcılığın incelemelerinden bugüne dek bir sonuç alınmış değil. Eyalet meclisinde Sol Parti ve FDP meclis grupları bir araştırma komisyonu kurulmasını ve böylece siyasi sorumluluğu taşıyanların ortaya çıkarılmasını istediler. Ama bunun için gerekli meclis çoğunluğuna bir türlü ulaşılamadı.

Özellikle Belediye Başkanı Adolf Sauerland’ın yaşanan trajediden sonra takındığı tutum, Duisburg sınırları dışında da öfkeye yol açtı. Başkanın kendilerini temsil etmediğini düşünen binlerce Duisburglu, kısa sürede topladıkları imzalarla Sauerland’ın istifasını talep etti. Ancak halkın kendisini kimin temsil edeceğine kendisinin karar vermesi isteği yerine gelmedi. Buna gerekçe olarak da, ilgili yönetmeliklerin seçilmiş bir kişinin halk tarafından makamdan indirilmesini öngörmediği gösterildi. Söz konusu yönetmeliğe göre, belediye meclisi üçte ikilik oy çoğunluğuyla başkanın görevden alınması için bir kovuşturulma açılmasına karar verebiliyor. Bu ise, partilerin taktik hesapları nedeniyle mümkün gözükmüyor.

Ama belediyle başkanı vatandaş iradesinin yerine gelmediğini görünce başka bir irade koyma yolunu seçiyor. Sauerland’a bir toplantıda ketçap atıldığı gün, somut bir şeyler yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Halk, seçtiği bir başkanı o görevden alma hakkına da sahip olmalıdır.

Ancak halk, bugün dek bunun için gerekli demokratik araçlardan yoksundu. Bu yüzden Sol Parti Eyalet Meclis grubu girişimlerde bulunarak meclise bir yasa tasarısı sundu. Mehr Demokratie e.V. adındaki kuruluşla birlikte hazırlanan tasarının amacı, seçimle göreve gelen belediye başkanlarının yine halk tarafından görevden alınabilmesinin yolunu açmak.

İlk başta CDU dışındaki bütün partilerin meclis grupları, bu konuda bir şeyler yapılması gerektiğini ifade etmişti. Ancak Yeşiller ve SPD, bu hakkın önüne yüksek engeller konması gerektiğini savundular. Görevden alma oylamasına gidilebilmesi için toplanması gereken imza sayısının mümkün olan en üst düzeyde olmasını istediler.

Hükümet ortakları SPD ve Yeşiller’e göre bu sayı, toplam seçmen sayısının üçte birinden fazla olmalıydı.

Bu ise pratikte böylesi bir hakkın kullanılamaz hale getirilmesi anlamına gelecekti. Yasa bu düzenlemeyle çıkacak olursa, sembolik bir değerden başka bir anlam taşımaz. Uzmanlar da bu görüşe katılıyor. Gelişen kamuoyu baskısıyla yapılan pazarlıklar sonucunda SPD ve Yeşiller’in bu yüzde 33 dayatmasından vazgeçmesi, imza sayısının en az seçmenlerin yüzde 15’ine denk düşmesi konusunda anlaşma sağlandı.

Ancak bu girişim, sadece “Sauerland vakası”yla sınırlı kalmıyor. Tersine, dolaysız demokrasiyi, katılım olanaklarının genişletilmesini ilgilendiren diğer konuları ve egemenliğin kimin elinde olduğu sorusuna verilecek yanıtı da kapsıyor. Yıllardır belediye başkanları belediye meclisleri tarafından değil, halk tarafından seçiliyor. Bunun mantıklı sonucu da, görevden alma yetkisinin yine halka verilmesidir. Özellikle yerel seçimlere katılımın çok düşük olduğu biliniyor. Birçok seçmen, “biz oyumuzu kullandıktan sonra zaten seçilenler istediklerini yapıyorlar” düşüncesini buna gerekçe olarak gösteriyor. Duisburgluların kısa sürede binlerce imza toplamış olmaları gerçeği, ayrıca onbinlerce insanın nükleer santrallere katılması, “Stuttgart 21” hareketi ve diğer birçok örnek, sık sık dillendirilen halkın siyasetten bıktığı iddiasını çürütüyor. Onların asıl bıktıkları ve yaka silktikleri siyaset değil, siyasi partiler. Bu tasarı yasalaşırsa, daha fazla demokrasi ve halkın katılımı konusunda katkı yapılmış olacaktır.

Ancak bunu NRW eyaletinde daha fazla demokratik hak konusunda atılan bir ilk adım olarak görmek gerekir. Böylesi bir aracın yaratılması da başarı olarak görülmelidir. Toplanacak imza sayısı konusunun peşini bırakmayıp, konuyu ileride yeniden gündeme getirmek gerekecektir. Çünkü yüzde 15 oranı da, özellikle büyük bir engel teşkil edebilir. Ancak belirleyici olan, NRW’de belediye başkanlarının halk tarafından seçim yoluyla görevden alınmasının yolunun açılmış olmasıdır.

Meselenin özünde, egemenliğin kime ait olduğu sorusu yatmaktadır. Egemenlik halkındır. Ve seçtiği bir belediye başkanını görevden alma hakkını da bugün elde etmiştir.

* Sol Parti NRW Eyalet Meclis Grubu Yerel Politikalar Sözcüsü