Nükleer yerine, yenilebilinir enerji

Aziz Koçyiğit

NOVE –Uyumlu Ekolojik Enerji Sistemleri- Derneği, Köln yakınlarındaki Oberbergischer Kreis’a bağlı Bergneustadt kasabasında, Gummersbach Yüksek Okulu’ndan Profosör Schönwand öncülüğünde 1995 yılında kurulmuş. Amacı çevreye zararsız, yenilenebilir enerji kaynaklarını topluma tanıtmak ve onları bu enerji kaynaklarını kullanma yönünde teşvik etmek.

Dernek bugüne kadar kendi imkanlarıyla birçok fotovoltaik yani solar enerji sistemi de kurmuş ve halen işletiyor. Bunlardan biri de şu anda derneğin toplantısını yaptığı binanın çatısında.

Dernek Başkan Yardımcısı ve Nükleer Fizik Yüksek Mühendisi Klaus Schweim ile derneğin çalışmaları,  nükleer teknoloji ve alternatif enerji kaynakları üzerine konuştuk.

Derneğiniz ve kendinizi okuyucularımıza tanıtır mısınız?

1964 yılında Hamburg Üniversitesi Nükleer Teknoloji bölümünü bitirerek diplomamı aldım ve üniversiteye bağlı Nükleer Teknoloji Enstitüsü’nde kaldım. Burada 100 Watt gücünde bir ders reaktörümüz vardı. Bu reaktör bir nükleer reaktörün tüm özelliklerine sahipti. İki yıl bu reaktör üzerinde çalışmadan sonra, bir ekiple beraber atom reaktörüyle çalışan bir Alman gemisinde görev aldım. Burada bir reaktörün çalıştırılması, radyasyon, tehlikeleri, enerji üretimi vs.. konularında yakinen bilgi ve tecrübe sahibi oldum. Daha sonraki yıllarda tekrar üniversiteye döndüm ve burada iki yıl kaynak tekniği öğrendim. 1972 yılında da Gummersbach’da bulunan ve santrallerin basınç kazanlarını üreten Steinmüller firmasında çalışmaya başladım, nükleer teknoloji proje bölümünde görev aldım. Pratik olarak da örneğin Bayern’de kurulu bulunan Gundremmingen atom santralinde B ve C bloklarında ve Almanya’nın başka bölgelerindeki santrallerinde görev aldım. Buralarda reaktörlerin dış kaplamalarında yapılan kaynaklar üzerinde çalışmalar yapıyorduk. 1996 yılına kadar bu işlerde çalıştım. Ancak ben başından beri hep enerji üretiminde kömür ve nükleer teknolojinin kullanılmasına karşı oldum. Çocukluğu çiftlikte geçmiş biri olarak son elli yıl içinde yaşadığımız doğanın nasıl tahrip edildiğini gözlemledim.

Derneğimiz NOVE –Uyumlu Ekolojik Enerji Sistemleri Derneği 16 yıl önce kuruldu ve amacı güneşten elektirik üretilebileceği konusunda insanları ikna etmek.  Ben kendi evimde, 1994 yılından beri fotovoltaik sistemle enerji üretiyorum. 2010 yılında evime dördüncüsünü kurdum. Dernek olarak da bu çevrede toplam 26 enerji sistemini denetliyoruz. Bazılarını tamamen dernek imkanlarıyla kurduk. Bunlardan biri de Bergneustad’da, şurada gördüğünüz binanın üzerinde. (bkz. Foto)  55 bin Euroya mal olan bu çalışmayla, vatandaşlara güneşi burada da değerlendirmenin mümkün olduğunu göstermekti. Bu sistemle yılda 10 bin KW/Saat enerji üretiyoruz. Hem de hiçbir gürültü, çöp, kirlilik meydana getirmeden. Bu da yılda yaklaşık 4 bin Euro demek. Buralardan elde edilen gelirle de yenilerini yapmayı planlıyoruz.

Hem teorik hem de pratik tecrübesi olan, nükleer teknoloji uzmanı bir kişi olarak, bize bu teknolojinin sakıncalarından bahseder misiniz?

Öncelikle şöyle bir bilgiyle başlayalım.. Halen tüm dünyada faaliyette bulunan 400’ün üzerindeki atom santrallerinde enerji ihtiyacının sadece yüzde 2’si üretiliyor. Buna karşın bu santrallerinin rizikosu üretilen bu enerji miktarıyla ölçülemeyecek kadar yüksek. Çernobil ve Fukushima’yı düşünün.

Tüm bu santraller bilindiği gibi uran madeniyle çalıştırılıyor. Uran madeni çok zahmetli ve karmaşık yöntemlerle elde ediliyor. Örneğin bir ton uran çıkarmak için, birçok fiziksel ve kimyasal işlem sonucu bin ila 10 bin ton toprağı işlemek zorundasınız. Çıkarılan bu uran’ın da sadece yüzde 0,7’sinin atomları parçalanmaya elverişlidir. Uranı atom santralinde yakıt olarak kullanılabilecek duruma getirmek için de, son derece karmaşık bir işlemle zenginleştirmek zorundasınız. Yani daha enerji üretmeye başlamadan önce doğa tahribatı başlıyor. Halen en büyükleri Kanada, Avusturalya, Rusya ve eski Sovyet Cumhuriyeti ülkelerinde bulunan bu madenler için yüzbinlerce dekar orman ve doğa yok ediliyor.

Sadece Almanya’da kurulu bulunan atom santrallerinde şimdiye kadar, bildirime tabi 4 binden fazla aksaklık ve kaza oldu. Birçoğunun da bildirilmediğini tahmin ediyoruz. Bir örnek vermek gerekirse Baden Würtenberg Eyaleti’de kurulu bulunan Neckarwestheim santralinde 2010 yılının ortalarında reaktör basınç kazanında bir çatlak tesbit edilmiş. Ancak bu durum kamuoyuna bildirilmemiş. Bu gerçeği ancak bu yılın başında öğrenebildik. Neden? Çünkü tam bu dönemde hükümet atom santrallerinin çalışma süresini uzatmayı planlıyordu! Bu gerçek kamuoyunun bilgisine sunulsaydı, uzatma kararını alamak hiç de kolay olmayacaktı. Sonuçta enerji tekelleri, bu santrallerden elde ettikleri günlük 1 milyon Eurodan vazgeçmedikleri için kapatılmıyorlar.

Almanya’da atom santrallerinin yüksek teknoloji ile çalıştırıldığı ve ciddi bir rizikonun sözkonusu olmadığı, bu nedenle de Çernobil gibi bir kazanın burda yaşanmayacağı iddia ediliyor. Gerçekten durum böyle mi?

Çernobil kazasından 25 yıl sonra Japonya’da Fukushima santralinde gerçekleşen olay, benim bilgi ve mantığıma göre Almanya’daki santrallerin güvenli olduğu iddalarını yalanlıyor. Çünkü, Japonya’da Almanya’nın üç katı kadar santral var ve Japonlar bizden hem teknoloji konusunda hem de işletme konusunda daha az tecrübe sahibi değiller. Onlar da en az bizim kadar yüksek teknoloji kullanıyorlar. Yüksek teknolojiyi kullanan bir endüstri toplumu olarak Japonya, eğer bu kaza ile baş edememişse, tüm önlemlere rağmen halen kimi rizikolar varsa, Almanya’da da bu vardır. Bir yolcu uçağı santral üzerine düşse, Japonya’daki depremin sonuçları ile burda da karşılaşırız.

Atom santrallerinde yakıt olarak kullanılan uran çubuklarının muhafaza edilmesi, yani nükleer atıklar konusunda neler söylersiniz?

Yakıt çubukları bir varile konularak muhafaza edilecekleri yere taşınıyor. Bu variller transport esnasında dahi ısınmaya devam ediyor. Çünkü yakıt çubukları hala enerji vermeyi sürdürüyorlar. Bu nedenle transport esnasında da soğutulmak durumundalar. Bu çubuklardan Plotonyum kazanmak için yine başka tesislere taşınıyor. Daha sonra da artık kullanılamayacak çöp, depolamak için götürülüyor. Ancak bu çöpler hala radyosyon salmaya devam ediyorlar ve bu yüzbinlerce yıl sürüyor. Bu çöpleri depolama sorunu da hala çözülebilmiş değil. Halen yeraltında muhafaza edilen bu çöpler güvenli değil. Bu bölgede fay hattında bir kırılma bir deprem olsa ne olacak? Bu da depolamanın hiç de güvenli olmadığını bize gösteriyor. Yani sorun çözülmeden öylece duruyor.

Atom enerjisine henüz ihtiyaç duyulduğu, kapatıldıkları takdirde enerji darboğazına girilebileceği ne kadar doğru?

Sadece güneş, tüm insanoğlunun harcadığı enerjinin 10 ila 14 bin katı kadar enerji gönderiyor. Bunu kullanabiliriz ve bunun için teknolojiye de sahibiz. Çernobil ve Fukushima kazaları bize yüzde yüz yenilenebilir enerji kullanmayı dayatıyor. Güneş, rüzgar, su, biyolojik enerji kullanarak doğaya zarar vermeden devridaim yapacak teknolojileri kullanmak zorundayız. Bundan 15 yıl önce Başbakan Merkel, Çevre Bakanı iken, enerji ihtiyacımızın ancak yüzde dördünün yenilenebilir kaynaklardan elde edilebileceğini söylemişti. Bugün Almanya’da toplam enerji üretiminin yüzde 17’si bu kaynaklardan elde ediliyor. Bu oran yüzde yüze çıkarılabilir. Ama öncelikle bunu istememiz lazım. Bizim veya ABD ve Avrupa ülkeleri gibi endüstri ülkelerinin enerji ihtiyacı yüzünden dünyada halklar arasında adaletsizlik yaratılıyor. Bunun önüne ancak ihtiyacımız olan enerjiyi kendimiz üretirsek geçebiliriz. Bu elbette kolay değil, ancak sürekli bu yönde çalışma yapmamız, bunları hatırlatmamız gerekiyor.

Atom santrallerinin 2022 yılına kadar çalıştırılması öngörülüyor!

CSU Yönetimi geçtiğimiz Cuma günü Bayern Eyaleti için enerji konseptini ele alarak, santrallerin 2022 yılında kapatılmasını, halen Bayern’de elde edilen enerjinin yüzde 25’ini oluşturan yenilenebilir enerji oranının da 2020 yılına kadar yüzde 50’ye çıkarılmasını öngören kararlar aldı.

Başbakan Angela Merkel de, alınan bu karara övgüde bulunarak kendilerinin de bu tarihleri uygun bulduklarını açıkladı. Başbakan, Etik Komisyonu’nun raporunun Haziran ayı başında  değerlendirilerek nihai kararın verileceğini de söyledi.  Hükümet’in bu açıklamalarına Sol Parti ve Yeşiller’den sert tepki geldi.

Sol Parti’den Gesine Lötzsch, Merkel’i 2014 yılında kapatılması mümkün olan santrallerin süresini 2022 yılına kadar uzatarak hükümeti insanların sağlığını tehlikeye atmakla suçladı. Yeşiller Partisi’nden Claudia Roth ise, CSU ve Merkel’i süreyi uzatmak ve açık kapı bırakarak, sürenin daha da uzatılmasına zemin hazırlamakla suçladı.

Japonya’daki felaketin ardından Almanya’daki santrallerin durumunu araştırmakla görevlendirilen Etik Komisyonu, incelemesini tamamlamış ve nükleer santrallerin en kısa sürede kapatılması gerektiği ve bundan dolayı ülkede enerji açığı oluşmayacağı yönünde bir rapor hazırlamıştı.

Atom enerjisine hayır!

Almanya’da nükleer santrallerin kapatılması talebiyle yapılan gösteriler bitmek bilmiyor. 28 Mayıs Cumartesi günü 21 merkezde eylemler yapılacak. Eylemin yapılacağı merkezler ise şöyle:

Dresden, Erfurt, Magdeburg, Berlin, Güstrow, Kiel, Hamburg, Bremen, Hannover, Göttingen, Münster, Essen, Bonn, Mainz, Frankfurt am Main, Mannheim, Freiburg, Ulm, München, Landshut, Fürth

Biz de tüm okuyucularımızı, yüzlerce örgüt, kurum ve kuruluş tarafından çağrısı yapılan bu  gösterilere katılarak güç vermeye çağırıyoruz. Geniş bilgi için: www.anti-atom-demo.de