Özdemir’in ABD mesajları

Yeşiller Eşbaşkanı Cem Özdemir geçtiğimiz günlerde ABD’ye ilginç bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray’daki Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileri ile bir araya gelen Özdemir’in ziyareti, 2013 seçimlerinden sonra koalisyon ortağı olma ihtimali yüksek olan „ABD, Yeşiller’le şimdiden pazarlığa mı başladı?“ sorusunu gündeme getirdi.

Süddeutsche Zeitung’da 16 Mayıs günü yer alan bir haberde, Yeşiller Eşbaşkanı Cem Özdemir’in ABD’ye „oldukça yararlı bir ziyaret“ gerçekleştirdiğini duyuruluyordu. Gazetenin haberinde Almanya ile ABD arasında son zamanlarda bir güven bunalımı yaşandığı ve ziyaretin bu açıdan yararlı geçtiğine dikkat çekiliyordu.

Temaslar sırasında anlaşılan o ki; ABD tarafı Almanya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Libya’ya yönelik askeri saldırı konusunda çekimser kalmasından dolayı sitemlerini belirtmiş ve bu yüzden de Merkel Hükümeti’ne yönelik eleştirilerini dile getirmiş.

Ve yine görünen o ki, Almanya’da 2013 yılında yapılacak genel seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümette Yeşiller’in koalisyon ortağı olmasını ve bu partiden birinin dışişleri bakanlığını üstlenmesini kuvvetli bir ihtimal gören ABD, şimdiden bunun hazırlıklarına başlamış.

Bu çerçevede ABD’ye giden Yeşiller Eşbaşkanı Cem Özdemir’in, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray’daki Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileri ile bir araya gelerek güven vermeye çalıştığı gözleniyor.

ALMANYA’NIN OBAMA’SI!

ABD basını tarafından “Almanya’nın Obama’sı” olarak takdim edilen Özdemir, görüşmeler sırasında edindiği izlenimleri özet olarak “Obama hükümeti Merkel’in izlediği dış politikaya güven duymuyor” biçiminde özetliyor. Yine Washington’ta hiç kimsenin Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’den şaşırtıcı bir hareket beklemediğini anlatıyor.

ABD’nin eleştirilerini cebine koyan Özdemir doğal olarak Beyaz Saray’a güven vermek için Merkel’in izlemiş olduğu dış politikayi eleştiriyor ve bunun düzeltilmesi gerektiği üzerinde duruyor.

Daha sonra Demokratlara yakınlığı ile bilinen Think-Tank kuruluşlarının temsilcileriyle de bir araya gelen Özdemir şunları söylüyor: “İnsan izlenen politikalara bakınca, kendi kendisine sormadan edemiyor: Acaba biz büyük İsviçre mi olmak istiyoruz. Yoksa Türkiye’nin yaptığı gibi tek başına müttefiklerin desteğini almadan hareket etmek mi?”

Bütün bunların bağlandığı nokta elbette Almanya’nın Libya politikasından başka bir şey değil. Çünkü, Almanya Libya konusunda transatlantik ve Avrupa ilişkilerini bir tarafa bırakarak Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya ile birlikte çekimser oy kullanmıştı.

Bu çekimserlik ABD, Fransa ve İngiltere’nin başını çektiği kesim tarafından Libya’ya askeri operasyon düzenlenmesine karşı açık bir tavır olmamakla birlikte, “saldırıya biz katılmayacağız” anlamına geliyordu.

Zaten Özdemir’in partisi de Libya’daki direnişçilerin yalnız bırakıldığını iler sürerek, Almanya’nın tutumu eleştirmiş ve açık bir şekilde bombardımana destek verilmesini istemişti. Yani, bir kez daha işgal ve savaştan yana tavır almıştı.

Hükümet ise Kaddafi Rejimi ile olan ekonomik ve askeri ilişkilerini göz önünde bulundurarak, çıkarlar bakımından çekimserlik kararının daha yerinde bir tavır olduğuna karar vermişti.

VİZEYİ ABD’DEN ALMAK

Almanya’da işbaşına gelmek isteyenlerin önceden ABD ile dirsek temasına girmesi elbette yeni bir durum değil. Daha önceki başbakanlar ve dışişleri bakanları da göreve gelmeden önce Beyaz Saray’da ağırlandı. Özdemir’in “hocası” Joschka Fischer de aynı yollardan geçti. Hatta, ABD’nin pek çok Yeşil politikacı ile yakın işbirliğine girerek onları kendi politikasına kazandığı da biliniyor.

Keza; ABD-Almanya ilişkilerinin gerilimli olduğu Irak işgali öncesinde, Angela Merkel de benzer bir şekilde muhalefet lideri sıfatıyla Beyaz Sarayı ziyaret etmiş, Bush ile görüşmüş ve Özdemir’in kullandığına benzer cümlelerle Gerhard Schröder’i eleştirmişti.

Cem Özdemir, Federal Parlamento milletvekilliği görevinden istifa ettikten sonra transatlantik ilişkiler üzerine yoğunlaşmış ve bu çerçevede bir süreliğine ABD’de de bulunmuştu. Hatta bu süre içinde Gülen Cemaati ile de yakın ilişkiler kurmuş, Zaman’a köşe yazarı olmuştu.

Bu denklem üzerinden son ziyarete bakıldığına Özdemir’in, ABD için Almanya siyasetinde iyi bir aktör olduğu anlaşılıyor. ABD’nin güvenini kazanmak için çok şey yaptığı da…

Ancak, Almanya’nın dünya üzerindeki çıkarları ve bunlara bağlı izlenen politikalar öyle kişilerle değişebilecek bir özellik taşımıyor. Çünkü; Alman sermayesinin çıkarları bugün düne göre ABD’den daha bağımsız bir dış politikanın izlenmesini öngörüyor. Bu yüzden Özdemir’in ABD’de yerdiği “güven” mesajlarının ancak bir yere kadar önemi bulunuyor. (YH)