İlkyaz

Habib Bektaş

Badem ağaçları çiçeğe durur uzaklarda.

Ve leylaklar.

Ve laleler… mor kırmızı beyaz…

Yemyeşil bir çığlığa dönüşür toprak.

O çığlık ki, dile gelir, söyler,

görüyor musun, aylardan nisan.

Uzakları düşünürsünüz, geldiğiniz yerleri,

ve gideceğiniz…

Uzaklar yakına dönüşür,

yakın, uzağa…

İçinizde bir hafiflik…

Anlarsınız, yaşanan;

Aşkın şimdiki zamanıdır.

Aylardan nisan

öyleyse aşıksanız,

Ellerinizi uzatın gökyüzüne

Uçarı bir maviye dönüşecektir her şey

İşte o mavilik

hayatın tanımı

hiçbir sözlüğün yazmadığı…

İlkyaz, aylardan nisan

karşı konulmaz

uzak diyarların çağrısına

yollara düşer insan.

Oysa gidilen her yere

kendi şehrini götüreceksin

Kavafis’in dediği gibi:

“…

Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.

Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın

aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın

ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.

Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,

ne bir gemi var, ne de bir yol sana.

Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,

yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.”

(Türkçesi Herkül Millas, Özdemir İnce)

Ben de yollara düştüm nisan ayı boyunca…

Nerelere gittim? En iyisi şöyle demek: Nerelere gitmedim ki!

Anlatacaklarım, kısaca da olsa, İzmir ve Berlin’den.

İzmir’in  Konak Belediyesi 10 yıldır düzenlediği “Öykü Günleri”ni bu yıl 15-16 Nisan tarihlerinde “1. Uluslararası ızmir Edebiyat Festivali” olarak düzenlemiş. “Onur Konuğu Ülke: Almanya” denmiş. Onur Konuğu da, Türk edebiyatının en üretken yazarlarından biri olan Tahsin Yücel.

Tahsin Yücel ağırlıklı etkinlikler beni gönendirdi. Sayın Yücel’i biraz da yakından tanıma olanağı buldum. Onun yazdıklarını, çevirdiklerini bir arada görünce bir kez daha şaşırdım, sevindim, iyi ki bir Tahsin Yücel’imiz var dedim. Sadece şu kadarını söylemek istiyorum: 80’in üzerinde kitap çevirmiş, Türkçeye kazandırmış Yücel! Ve kendi yazdığı romanlar, hikâyeler, denemeler…

“Onur Konuğu Ülke Almanya”dan bir Almanyalı yazar çağrılıydı: Björn Kern. Genç bir yazar. Ne yazık ki tanımıyordum. Orada tanıdım. Yeni romanından kısa bir bölüm okudu. Festivali “uluslararası” düşündüren bağlamda, yani uluslararası düşünülmesinin beklendiği bölümdeki etkinlikte Björn Kern’le birlikte Menekşe Toprak, Yüksel Pazarkaya ve Habib Bektaş’ın “Almanya ve Göç Edebiyatı” konulu bir programı vardı. Programı Sevdiye Köksal yönetti. Pazarkaya’nın katıl(a)madığı bu toplantıda göç ve göç edebiyatı üzerine dilimiz döndüğünce bir şeyler söyledik. Umarım böylelikle etkinlik “uluslararası” (!) olmuştur.

Katıldığımız “1. Uluslararası İzmir Edebiyat Festivali” nisanın 16’sında başlayıp 24’üne kadar süren 16. İzmir Kitap Fuarı’yla birleşmiş oldu. Kitap fuarını bu yıl 294 bin okur ziyaret etmiş. 340 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenen fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 130 kültür etkinliği gerçekleştirilmiş. Bu çerçevede yüzlerce yazar okurlarıyla buluşmuş. Ben de okuru olduğum yazar dostlarımla buluştum elbette.
16 nisan günü Namık Kuyumcu’nun yönettiği “Kardeş Edebiyatlar” adlı toplantıya dinleyici olarak katıldım. Konuşmacılar bildikti, dostlarımdı. Yıllar öncesinden kendi edebiyatçı kumaşını dokuyuşunu yakından izlediğim genç arkadaşım Abidin Parıltı’nın Kürt edebiyatı üzerine anlattıklarını dinledim ilgiyle. Sevgili dostlar Mıgırdiç Margosyan ve Ragıp Zarakolu Yeni Hayat okurları için yabancı değildir. Onları dinleme olanağını buldum. Ve  Haşim Hüsrevşahi’nin İran edebiyatı üzerine anlattıkları… Yüzyıllardır kardeş edebiyatçıların çektiği acıları anlattı Hüsrevşahi. Ne yazık ki bize “bildik” geldi kıyıma uğrayan, zındanlara atılan, işkencelerden geçen kardeş edebiyatçıların acısı, yüreğimize oturdu o acı.
3 mayıs günü Berlin’de gerçekleştirilen bir etkinliğe daha katıldım.

14 yıldan bu yana Mürtüz Yolcu tarafından başarıyla gerçekleştirilen Berlin Diyalog Tiyatro Festivali’nin onbeşincisi 22. 04 – 07.05. 2011 tarihleri arasındaydı. Bu çerçevede 3 Mayıs günü saat 20’de, Göç Hikayeleri, göç olgusunun 50 yılda nereden nereye geldğini tartışıldı. Gültekin Emre’nin başarıyla yönettiği toplantıda göç ve edebiyat enine boyuna konuşuldu, tartışıldı. Geriye dönüp bakınca toplantının çok başarılı geçtiğini söyleyebilirim.

Adnan Binyazar, Yüksel Pazarkaya, Menekşe Toprak ve Habib Bektaş göçün edebiyata yansımasını çokboyutlu tartıştılar. Bu arada göçülen ülkede Türkiyeli yazarların hangi dilde yazdığı, bundan sonra ağırlıklı olarak hangi dilde yazılabileceği gibi konular ele alındı. Göç, sadece edebiyat bağlamında değil, çokyönlü konuşuldu. Tüm konuşmalar Elif Çamyar’ın mükemmel çevirisiyle Alman konuklara da aktarıldı.

Balhaus Naunystrasse’de gerçekleştirilen toplantı, bence, olağanüstü güzel, anlamlı ve mükemmel organize edilmişti. Bildiklerimizi birbirine ekledik, çoğaltmaya çalıştık. Dinleyiciler düşüncelerini söylediler. Etkinlik, kollektif bir düşünce üretimini çağrıştırdı bana. Bir de buluşmak! Evet, insan dostlarıyla buluşuyor, eski dostlar, insanın işte, orada dediği, birçok şeyi paylaştığı dostlarla.

Sevgili Adnan Binyazar’la yıllar sonra yeniden karşılaştık. Uzun uzun birbirimizin yüzüne baktık, gördük ki, dostluk dediğimiz o cevher, orada duruyor, bıraktığımız yerde.

Ve Gültekin, edebiyatımızın üretken, çalışkan karıncası, vefalı dost.

Ve Yüksel Pazarkaya, o Pazarkaya ki, Türkiye’ye Rilke başta olmak üzere nice eseri, kültürel düşünceyi taşımış, çeviriden öte nice sanat ve kültür olgusunu da türkçeden almancaya…

Ve Yapı Kredi Yayınları’nda yayımlanan yapıtlarıyla edebiyatımızı zenginleştiren Menekşe Toprak. Toprak’ın birbirinden güzel öykülerine, romanına hoş geldin diyorum.

İlkyaz böyledir, yollara düşer insan!

Bakalım Orhan Veli ne demiş ilkyazın o güzel günleri için:

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada âşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.