Parayı veren başkanı atıyor

Yücel Özdemir

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın bir “taciz ve tecavüz girişimi”nden ötürü tutuklanarak hapse atılması, ardından da görevinden istifa etmesinden sonra, hararetli bir şekilde yerine kimin geçeceği tartışılmaya başlandı. Yapılan pazarlıklar ve açıklamalara bakılırsa Avrupa ülkeleri, bu görevi başka bir ülkeye verme niyetinde değil.
Dünyanın yoksul ülkelerine verdiği krediler karşılığında acı reçeteler dayatan ve halkların daha fazla işsizlik ve yoksulluk içine itilmesine yol açan IMF, bu yönüyle aynı zamanda dünya ekonomisinin yönlendirilmesinde önemli bir uluslararası aktör olma özelliği taşıyor. Yüksek faizlerle verilen krediler ve bu kredilere bağlı olarak konular ağır şartlar, tıpkı en son Yunanistan’da olduğu gibi, neredeyse ülkenin bütün kamu kurumlarının özelleştirilmesini beraberinde getiriyor.
Dünyanın yoksul ve gelişmekte olan ülkelerinin sömürülmesi, ekonomilerinin kontrol edilmesinin aracı olarak kullanılan IMF’nin başına kimin geleceği bu bakımdan önem arz ediyor.
Kurulduğu günden bu yana ABD ile Avrupa arasındaki uzlaşma gereğince IMF’nin başkanlığına bir Avrupalı, Dünya Bankası’nın başına ise bir ABD’li getiriliyor. Bu prensip, Strauss-Kahn’ın yerine kimin seçileceği konusunda da belirleyici olacak.
Bundan dört yıl önce Strauss-Kahn bu göreve getirilirken, Euro Bölgesi Başkanı ve Luxemburg Başbakanı Jean Claude Juncker, “Strauss-Kahn, Avrupalılar adına IMF başkanlığına seçilen son kişi olacaktır” demişti. (Der Spiegel, 21/2011). O zaman Almanya Maliye Bakanı olan Peter Steinbrück’ün de aralarında bulunduğu pek çok yetkili de bu görüşü desteklemişti.
Ancak, şimdi neredeyse AB’nin bütün yetkilileri yeni IMF başkanının bir Avrupalı olması gerektiğini savunuyor. Buna gerekçe olarak da Yunanistan, Portekiz, İrlanda gibi ülkelerde ortaya çıkan aşırı borçlanma ve krizin ancak bu ülkeleri iyi bilen ve anlayan bir başkanla çözülebileceği getiriliyor.

IMF BAŞKANI NASIL SEÇİLİYOR?
Bir bakıma dünya ekonomisini yöneten kurum olarak görülen IMF’de “demokrasi” tamamen paraya endeksli. Yani bütün “demokratik işleyişi” parası olan zengin emperyalist devletler belirliyor. Resmi verilere göre dünya genelinde 187 ülke IMF üyesi. Ancak her ülke eşit oy hakkına sahip değil. Oy ağırlığı, ülkelerin IMF bütçesine koyduğu sermayeye göre değişiyor. En güncel verilere göre 750 milyar Dolar kredi rezervi olan IMF’deki oyların yüzde 32’sine 27 AB üyesi ülke, yüzde 16.7’sine ABD, yüzde 6’sına Japonya, yüzde 3,7’sine Çin ve yüzde 35.6’sına dünyanın geri kalan diğer 154 ülkesi sahip. Yani; 27 AB üyesi ülkenin oy hakkı ile 154 ülkenin oyu neredeyse aynı.
AB ülkelerinin oyunun ise yüzde 5.9’u Almanya’ya, yüzde 4.8’i Fransa’ya ve yine yüzde 4.8’i İngiltere’ye ait. Her üç ülkenin toplam oyu böylece yüzde 15.5’e ulaşıyor. Geriye kalan yüzde 16.5’lik oy da diğer 24 Avrupa ülkesine ait.
Yani ABD ve Avrupa üçlüsü (Almanya, Fransa, İngiltere)’nün uzlaşması durumunda  geriye kalan 159 ülkesinin ne söylediği, kimi aday gösterdiği pek önem taşımıyor. Ama buna rağmen kalkınmakta olan ülkeler arasında yer alan Brezilya, Hindistan, Çin gibi ülkeler kimi itirazları dile getirerek, Avrupa dışından bir kişinin IMF’in başkanı olmasını talep ediyorlar.
PARAYI VEREN POLİTİKAYI DA BELİRLİYOR
Başkan seçimindeki paraya dayalı sistem elbette, politikaların belirlenmesinde de etkili oluyor. IMF’ye kredi veren ülkelerin çıkarlarına göre belirlenen politikalar bu kurum eliyle dünya halklarına dayatılıyor ve sonuçta emperyalist ülkeler verdikleri paradan yine para kazanıyorlar. Dolayısıyla, yarım yüzyıldan fazla bir süredir uluslararası sermayenin ekonomik politikalarını dünyanın geri kalan ülkelerine dayatan IMF’de bundan sonra, başkanın kim olacağından bağımsız olarak bir değişikliğin olması beklenmiyor.

EN GÜÇLÜ ADAY LAGARDE
Avrupalı başkan konusunda ismi öne çıkarılan politikacı yine bir Fransız. Sarkozy’nin kabinesinde Maliye Bakanlığı yapan Christine Lagarde üzerinde AB ülkelerinin görüş birliğine vardığı ileri sürülüyor. Bu uzlaşma bozulmadığı taktirde Lagarde’nin seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Böylece aynı zamanda IMF’nin başına ilk kez bir kadın getirilmiş olunacak. Yine böylece Fransa, IMF’ye en çok başkan veren ülke olma geleneğini sürdürmüş olacak (Son 48 yılda IMF’ye başkanlık eden Fransızların toplam süresi 36 yılı buluyor)
Konuyla ilgili bir haber-analiz yayınlayan Der Spiegel dergisi, bu durumu, “Parayı Almanya veriyor, koltukları Fransa kapıyor” şeklinde özetledi. En son Horst Köhler’i IMF’ye başkan olarak veren Almanya’nın, o tarihten bu yana uluslararası kurumların yönetimine kadro vermemesi, ya da verememesi sıkça şikayet konusu olarak dile getiriliyor.
Ekonomik ve mali gücüyle Avrupa’nın en büyüğü olan Almanya belki uluslararası kurumlara istediği gibi yönetici gönderemiyor olabilir, ama bu durum, sözkonusu kurumlar üzerinde etkili olmadığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, özellikle “Euro krizi” bağlamında IMF ve AB tarafından hayata geçirilen politikaların, dayatılan acı reçetelerin arkasında Almanya bulunuyor.