Sendikada renkli bir gün

Göç, insanlık tarihi boyunca farklı nedenlerle ama hep varlığını sürdüregelmiştir. Ve her defasında göçün gerçek nedenleri egemen sınıflarca örtbas edilmeye çalışılmış, güzel bir yaşam peşinde olmak adeta ‚suç’ olarak propaganda edilmiştir. Bu gerçeklik kapitalizm koşullarında ise daha da abartılarak devam etmekte. Ancak toplumsal hayatın gerçekleri ve ihtiyaçları her türden yalanı bir kenara atabiliyor.

Bilindiği üzere bu yıl Türkiyeli emekçilerin Almanya’ya gelişlerinin 50.yılı. Daha ucuz işgücü hesabıyla ‚seçmece usulü’ getirtilen emekçiler en ağır, en zor işlerde yıllarca çalıştırıldılar. Göç veren ile göç alan ülkenin politikaları ise tam bir „işgücü senin-dövizi benim“ misali. Her iki taraf göçmenlerin (yabancıların) sorunlarına yaklaşımda tam bir ikiyüzlü yaklaşım sergileyip, sorunları çözmekten uzak durdular. Nüfusunun küçümsenmeyecek bir kesimi yabancı olan Almanya ikibinli yıllarında başında göçmenlik olgusunu kabul etmek durumunda kaldı. Kırkbeş yıl gibi bir süre „misafir, yabancı“ gibi değerlendirmelerin ardından nihayet göçmenlik olgusu görüldü.

Ve bugünlerde Türkiyeli emekçilerin gelişinin 50.yılına ilişkin peş peşe etkinlikler ve açıklamalar yapılmakta. Ama hala, sorunların gerçek nedenlerini arama, bunlara çözüm bulma yerine önyargılar kışkırtılıp bölünmüşlük diri tutulmaya çalışılıyor.

Sendikalarsa, bugüne değin yaşananların gösterdiği üzere, işçi ve emekçilerin sorunlarına sorumluluk duygusuyla yaklaştılar. Göçmenlerin Almanya“ya gelmelerinin hemen ardından „Alman ve yabancı işçilerin menfaatleri aynı doğrultudadır“ prensibiyle hareket ettiler. Yabancı işçiler de önce sendika temsilciliği sonraları ise işyeri işçi temsilciklerine seçilerek hak alma mücadelesinden geri durmadılar. Altmışlı yıllarda Köln, Stuttgart, Münih gibi merkezlerdeki işçi eylemlerinde işçilerin birliğine dikkat çeken döviz ve pankartlar taşındı. Demokratik İşçi Dernekleri Fedarasyonu (DİDF) de, üstü örtülmek istenen ya da görmezden gelinen bu olguya yeniden dikkat çekmek için 50.yıl etkinlikleri düzenlemekte.

IG-Metall Esslingen, DİDF Esslingen ve Interkulturelles Forum Esslingen tarafından beraber düzenlenen „Sendikamızda renkli bir gün‘“ adlı etkinlik de bunlardan biri oldu. Etkinliğin duyuruları sendika tarafından Esslingen ve çevresinde tüm işyerlerine ulaştırıldı. Böylece çağrı çok geniş bir kesimin eline geçti. IG Metall özel olarak eski resimlerden oluşan kartlar bastırıp dağıtımını yaptı.

Geçtiğimiz Cumartesi (21 Mayıs) Julius Mottelerstr.’de bulunan sendika binasındaki fotoğraf sergisinin açılışına yüzü aşkın işçi ve emekçi katılarak çalışmayı onurlandırdılar. Serginin açılışında ayrıca bir de söyleşi gerçekleşti. DİDF adına Heval Demirdöğen’in yönettiği söyleşide birinci, ikinci ve üçüncü kuşaktan temsilciler söz alıp düşüncelerini dile getirdiler. Alman, Yunan,Türk, Kürt işçilerinin ilgi ile dinlediği söyleşi sırasında konuşmalar  zaman zaman kahkahalarla karşılandı. Geçmiş günler yad edilip günümüzün sorunlarına dikkat çekildi. Saz çalınıp, „eşkiya dünyaya hükümdar olmaz“ türküleri söylendi. Hep birlikte halaya durulup, „yaşasın uluslararası dayanışma“ diye haykırıldı.

Kuşkusuz 50 yıllık süreç değerlendirilirken Türkiye’deki gelişmelere değinilmeden edilmedi. Denizlerin idam edilişi, seksen darbesiyle kapatılan sendikalar, rafa kaldırılan hak ve hukuk… Ve de herşeye rağmen kaydedilen ilerlemelere parmak basıldı.

Zaman ilerleyince bu kez hazırlanan adana kebap için kuyruğa geçildi. İkili sohbetler, fotoğraf panolarının önünde tazelenen anılar: „Şu fotoğraftaki benim“, „Önce ben geldim 1959’da, sonra ailemi ve kardeşlerimi getirdim“ sözleri…

Yıl 1961… emekçiler sırtlayıp hayallerini Sirkeci/Münih hattında kara tren ile yollara düştüler. Almanya’nın dört bir yanına dağılıp deyim yerindeyse, ekmek parasını taştan çıkardılar. Alman, İtalyan, İspanyol demeden; elele, kolkola grev boylarında hak arandı. Hep bir ağızdan kardeşlik türküleri söylendi. Gelmiş geçmiş hükümetler ise uyum/uyumsuzluk sakızını çiğneyip durdular. Bilmezler ki çiğnenen her sakız eninde sonunda çürür. Kaldı ki bizler uyumdan, bulunduğumuz ülkenin işçi ve emekçileriyle, aydın ve bilim insanlarıyla kader birliğimizi anlıyoruz. Burdan bakarak kendimize görev ve sorumluluklar biçiyoruz. Egemen sınıfların hizmetindeki ‚uyumlu isimler’ kendilerinin olsun. İşçinin yaşamını düzenleyecek, geleceğini teminat alacak olan yine işçinin, emekçinin kendisi olacak.

MİSAFİR DEDİLER AMA MİSAFİR GİBİ DAVRANMADILAR!

IG-Metall Esslingen Başkanı Sieghard Bender de „Valizler dolusu umutlar“ resim sergisinin açılışında bir konuşma yaptı. Bender konuşmasında özetle şunları dile getirdi:

Almanya’yı ikiye ayıran duvarın kurulmasına denk gelen bir tarihde, Batı Almanya’nın ekonomik inşa sürecinde yaşanan sıkıntların üstesinden gelebilmek ve doğan işgücü ihtiyacına cevap verebilmek için göçmen emekçiler getirtilmişti. Almanya’ya işgücünü satmaya gelen insanları ‚göçmen’ değil ‚misafir işçiler’ olarak adlandırdılar. Ama hiçbir zaman misafire davranır gibi davranmadılar.

Genellikle en ağır işlerde çalıştırıldılar. Esslingen ve Mettingen’de SEL ve Daimler işletmelerinde de durum farksızdı. Burada çalıştırılan göçmen emekçilere özellikle Alman işçilerinin çalışmak istemediği işler verildi. Bunları sendika binamızda sergilenen resimlerde de görmemiz mümkün. Bu yıllarca böyle devam etti

80’li yıllara gelindiğinde aileler getirilmeye başlandı ve işletmede yaşanan sorunlar artarak devam etti. Türkiyeli emekçilerin sıkıntılarına bir de bedelli askerlik sorunu eklendi. O yıllar buradaki işçi haklarını kaybetmemek için geldikleri ülkeye ödenen 20 bin DM’lık harç ve kısa süreli askerlik için iki ay işyerinden izin almak gerekiyordu. İşverenlerin bunu çıkış vesilesi yapmalarına defalarca şahit olduk. İzin vermeyen işverenler askerlik yapmak zorunda olanları çıkışla tehdit ediyordu, DGB Göçmenler Sorumlusu İsmail Kahraman ile birlikte, Türkiyeli işçisine izin vermek istemeyen bir işverenle diyaloğumuzu hatırlıyorum. İşverene şöyle bir argumanımız vardı ‚Türkiye bir NATO üyesi ve bu gençleri askere sizler çiçeklerle göndermeniz gerekir, sınırlarda sizin buradaki villalarınızı da koruyorlar‘!..

Bugün bölgemizdeki işletmelerde çalışan 90 gençlik/çırak temsilcisinin 20’si göçmen kökenlidir. 80’li yıllarda bu tablo düşünülemezdi bile. Tabi ki bu yeterli değil ama olumlu bir gelişmedir. Bölgemizde önemli işletmelerden biri olan INDEX firmasının gençlik/çırak temsilcisi Türkiye kökenlidir örneğin. Bu gencin işletmede yaşanan bir soruna karşı yapılan eylemde konuşmacı olması biz IG-Metall sendikası için de kıvanç kaynağı olmuştur.

İşçi çocuklarının sadece yüzde 12’sinin yüksek öğrenim görebildiği bir ülkede göçmen çocuklarının ‚eğitimdeki başarısızlığını‘ kökeniyle açıklamak kadar saçma bir değerlendirme olamaz. Eğitimde emekçi çocukların başarısız olması toplumsal adaletsizlikten kaynaklıdır.

Türkiyeli emekçilerin buraya gelişlerinin 50. yılında sendikalarımıza çok önemli görevler düşmekte. Ve bizler buradan hareketle DİDF’le birlikte bu etkinliği düzenlemeyi uygun gördük. Bu sıcak ortam, fotoğrafların anlattığı gerçekler yapılan işin doğrulugu gösteriyor. Hepinize teşekürler…