Geldik, kaldık, buralıyız

50 yıl önce Türkiye’den Almanya’ya başlayan göç, artık geri dönüşü olmayan bir şekilde ilerliyor. Bu nedenle geride kalan yarım asra dair yapılan bütün değerlendirmeler, aynı zamanda gelecek yarım asırda nasıl bir yaşam sürdürmek istediğimiz sorusuna da yanıt vermeyi gerektiriyor.

ARİF TAŞ
Türkiye’den Almanya’ya göçün 50 yılı dolayısıyla yapılan toplantı ve etkinliklerin çoğunda, genellikle geçmiş üzerinde duruluyor, değerlendirmelerin çoğu geçmişe dair yapılıyor.
Elbette, geçmiş yarım asırda yaşananlara bakmak, bunlardan doğru sonuçlar çıkarmak gelecek için büyük bir önem taşıyor. Yani geçmişe dair değerlendirmeler geleceğe de ışık tutacaktır, tutması gerekiyor.
50 yıllık sürecin Almanya’ya göç eden Türkiye kökenli göçmenler açısından en çarpıcı özelliklerinden biri, “geri dönüş hayalleri”  dahil, bir ömrün ayrılıklar, yeni bir toplumsal yaşama “uyum”, bu yaşamın getirdiği çok yanlı sorunlarla boğuşmalarla geçmiş olması; gerçekleşmeyen/gerçekleştirilemeyen özlemlerin yarattığı travmalar, bunların yol açtığı algılar, yaklaşımlar vb. oldu. Bugün önemli oranda geride bırakılmış gibi görünen “geçicilik” psikolojisinin Türkiye kökenliler üzerinde büyük etkiler bıraktığı artık daha iyi görülüyor.
Geri dönüş hayali üzerinden yaşanılan ülkeye tam olarak ait olamama, benimsememe, kendisini hep yabancı görme duygusu, egemenler tarafından hep suiistimal edildi, edilmeye de devam ediyor.
Halbuki; yarım asır önce başlayan göçün, geri dönüşünün sanıldığı ya da “planlandığı” gibi olamayacağı, daha o yıllarda, göç tarihini bilenler tarafından değişik vesilelerle dile getiriliyordu. Bunu en çok da göç alan ülke olarak Almanya’nın yetkilileri biliyordu. Almanya İrtibat Dairesi Müdürü Theodor Marquard’in 1966 yılında söylediği şu sözler bunun en açık ifadesi: “İşçi olarak gidenlerin çoğu Almanya’da yeni hayat kuracak, kök salacak ve anavatanını misafir olarak ziyaret edecek”. (DOMİT, Zur Geschichte der Arbeitsmigration aus der Türkei)
GELECEK NASIL ŞEKİLLENECEK?
Yarım asırlık göç tecrübesi, inişli çıkışlı, ağır aksak da olsa, Almanya’ya göç eden Türkiye kökenli göçmenlerin büyük çoğunluğunun artık Almanyalı olduğunu ortaya koyuyor. Bunu görmek, anlamak için yeteri kadar veri var elimizde.
Şimdi önümüzde duran en önemli soru; önümüzdeki yarım asırda ve daha sonrasında, Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenleri nasıl bir geleceğin beklediği ve bu geleceğin nasıl şekilleneceğidir.
Bu konuda klasik sömürgeci ülkelerin tarihleri ve sömürgelerden getirilen/gelen göçmenlerin bugünkü durumları, mevcut kapitalist sistem içinde geleceğin nasıl olacağı konusunda az çok fikir veriyor. Bu ülkelerde göçmen emekçiler yüzyıllardan beri yerli emekçilere karşı ucuz işgücü olarak kullanıldı. Farklı kökenlerden gelen ama aynı ülkenin “yurttaşları” olan emekçileri ulusal, kültürel, dinsel farklılık ve önyargılar üzerinden bölünmüş halde tutmak, kapitalist çıkarların gereği temel bir yaklaşım olageldi. Bu, Türkiye kökenli göçmenlerin Almanya’daki yaşamının gelecekte nasıl şekilleneceği; yerli emekçilerle ve göçmenler arasındaki ilişkilerin nasıl değişeceği açısından da önemli bir veri oluşturuyor.
Ekonomik-sosyal sorunların ağırlaştığı, savaşların, çatışmaların olduğu bir dünyada, yerli ve göçmen işçiler arasındaki ilişkilerin bunlardan etkilenmemesi düşünülemez.
Geride bıraktığımız yarım asırda olduğu gibi, gelecekte de Türkiye kökenli göçmenler ile Alman ve diğer uluslardan gelen emekçiler arasındaki ilişkiler hem kapitalist sermayenin uluslararası hareketinden hem de yine kapitalist rekabetin yaratacağı çelişki ve çatışmalardan, ayrımcılık, milliyetçilik politikalarından etkilenecektir.
Önemli olan bu etkileşim sürecinde, farklı ulusal kökenden gelen aynı sınıfın bireylerinin “sınıfsal kader birliği”ni elden bırakmaması, aynı sınıfın parçası olduğu gerçeğini sürekli göz önünde bulundurarak hareket etmesidir. Bu yapıldığı takdirde, geleceği kazanmak emekçiler açısından çok daha kolay olacaktır.
DEĞİŞEN KOŞULLAR DEĞİŞEN TÜRKİYELİLER
Türkiye kökenli göçmenler, bütün zorluklara, sıkıntılara rağmen, daha iyi bir yaşam ve çocuklarının geleceği için bu ülkede alınteri dökerek, zor koşullarda çalıştılar. Ve geride kalan 50 yıllık süre içerisinde ihtiyaçları, öncelikleri, tercihleri, alışkanlıkları vb. birçok yönden değişim yaşadılar. Bu değişim kuşaktan kuşağa farklılıklar içermekle birlikte, yeni nesillerin daha çok Alman toplumundan etkilendiğini görmek mümkün. Yani Türkiye kökenliler pek çok bakımdan artık 50 yıl öncekinden farklı bir durumdadır. Önümüzdeki yıllarda da bugünkünden farklı olacaklar.
Buna sınıfsal köken bakımından farklılaşmayı da dahil etmemiz gerekiyor. Çünkü; ilk ve ikinci kuşağın ezici bir bölümü işçi sınıfının fertleri olarak yaşamını sürdürürken, ilerleyen süreç henüz çok önemli bir kesimi içermese de işçi sınıfının dışında orta ve üst tabakaya dahil olanları da ortaya çıkardı. Bunun gelecekte ne düzeyde bir seyir izleyeceğini tam olarak kestirmek elbette mümkün değil. Ama bugünkünden farklı olacağı, Türkiyeliler arasındaki sınıfsal farklılıkların ve buna bağlı olarak, dünya görüşü, siyasal eğilimlerdeki ayrışmanın belirginleşeceği açıktır.
Göçle ilgili yıllardır  en çok konuşulup tartışılan konulardan biri olan „Uyum, entegrasyon“ bu açıdan bakıldığında, kabaca söylenirse ‚Türklerin Almanlaşması‘ değil, Alman emekçilerle aynı sınıf kimliğinde birleşme sürecidir. Aradan geçen 50 yılın birikim ve tecrübesi, ve Türkiyelilerin yukarda değindiğimiz değişim süreci, tüm zorluk ve engellere rağmen, bunun zeminini olgunlaştırmıştır.
Bu temelde bakıldığında geride bıraktığımız 50 yıllık zaman diliminde, Türkiye kökenli göçmen işçiler Almanya’daki işçi sınıfının mücadelesinde önemli katkılarda bulundular. Kimi zaman en ön saflarda yer aldılar, kendi örgütleri olan sendikalara ilk günden itibaren üye oldular. İşçi sınıfının örgütleri olan sendikaların, farklı uluslardan işçileri bir araya getirerek ortak ekonomik-sosyal çıkarlar etrafında seferber etmesi, bu bakımdan büyük önem taşıyor.

DEĞİŞİM NESİLDEN NESİLE SÜRECEK
Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, daha fazla (ucuz) işgücüne ihtiyaç duyulması, savaşlar ve yoksulluğun artması, dünya genelinde göç hareketlerine kaynaklık etti ve özellikle gelişmiş kapitalist ülkeler bu süreçte zorunlu olarak “çok uluslu, çok dilli, çok inançlı” ülkelere dönüştüler. Sömürge sahibi ülkelerde bunun tarihi çok daha eskilere dayanmakla birlikte, gecikmeli olarak kapitalist-emperyalist rekabete katılan Almanya, bu yönüyle pek çok farklılıklar içeriyor. Göç tarihi bakımından da diğer ülkelerin geçirdiği süreçleri gecikmeli olarak yaşayan Almanya, artık birçok ulustan emekçilerin bir arada yaşadıkları ve çok büyük oranda aynı sorunlarla yüz yüze geldikleri bir ülke haline gelmiştir.
Bu durumun bir sonucu da, bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin kimlik, kültür, dil, gelenek görenek bakımından da bir değişimi yaşamalarının kaçınılmazlığıdır. Nasıl ki, bugün üçüncü kuşak ile birince kuşak arasında farklılıklar var ise, bu durum gelecek açısından üçüncü kuşak ile beşinci, altıncı kuşaklar arasında da geçerli olacaktır.
Bu anlamda göçmen olmaktan kaynaklanan sorunlar giderek azalırken, işçi emekçi olmaktan kaynaklanan sorunlar daha belirgin hale gelecektir. Ve bir zamanlar daha iyi bir yaşam ve gelecek uğruna yerini yurdunu bırakıp ‚gurbete düşen‘ atalarından farklı olarak; bu kez kendi ülkesini insanca yaşanır bir yer haline getirmek için uğraşan işçi kuşaklardan söz edilecektir.

Sayılarla göçün ilk yılları

– Resmi olarak 31 Ekim 1961’de Türkiye ile Almanya arasında Bad Godesberg’de imzalanan İşgücü Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği günden, işgücü alımının durdurulduğu Kasım 1973 yılına kadar toplam 2 milyon 659 bin 512 kişi çalışmak üzere Almanya’ya geldi.
– İstanbul’da kurulan Almanya İrtibat Dairesi’ne başvuranların yüzde 80’ini İstanbul dışından gelenler oluşturuyordu.
– Gelmek üzere istenen yaş sınırlaması: Kalifiye erkek işçiler 40, kalifiye kadın işçiler en fazla 45 yaşında olabilirdi. Maden işçileri için üst yaş sınırı 35, kalifiye olmayanlar için ise 30.
– Gelenlerin üçte birisi vasıflı işçilerdi. Daha önce işçi alınan İtalya, İspanya, Yunanistan, Portekiz ve Fas’tan gelenlerle bir kıyaslama yapıldığında, Türkiye’den gelenlerin mesleki vasıf oranı çok yüksekti.
– Gelenlerin yüzde 20’si kadın işçi idi.
– Çeşitli tahminlere göre 1961-73 yılları arasında çalışmak üzere gelenlerin yarısı sonradan geri döndü.
– Almanya’ya gelmek üzere İstanbul’daki irtibat bürosuna sağlık nedeniyle başvuruları kabul edilmeyenlerin oranı yıllara göre şu şekilde gerçekleşti: 1962’de yüzde 10.1, 1962’de yüzde 10.6,…, 1971’de yüzde 19.9, 1972’de 18.3, 1973’te 17.3.