Merkel’in Asya çıkartması

175 kişilik bir delegasyonla Hindistan ve Singapur’u ziyaret ederek “kendi yolundan” ilerleyen Almanya, bir hafta sonra ABD tarafından frenlenmeye çalışıldı. Ama Almanyakendi yolunu” kendi belirleme konusunda kararlı görünüyor.

SERDAR DERVENTLİ

Almanya Başbakanı Angela Merkel, aralarında dört bakanın ve bir düzine devlet müsteşarının bulunduğu 175 kişilik bir delegasyonla önce Hindistan’ı ardından Singapur’u ziyaret etti. Delegasyonun önemli bir bölümü tekel ve mali sermaye temsilcilerinden oluşuyordu.

BAŞARILI BİR GEZİ

Almanya’nın ileri gelen basın organları, Asya gezisinin Merkel için başarılı olduğu konusunda hem fikirdiler: Ülke içinde atom enerjisinden çıkış, EHEC virüsü, AB içinde ise “batık ülkeleri kurtarmak” gibi konularla başı ağrıtılan Merkel, asıl yapması gerekeni, Alman sermayesinin çıkarlarını savunmak ve etki alanını genişletmek için çalışmıştı.

Merkel’in Hindistan ve Singapur ziyaretlerinin etkisinin, bu iki ülke ile sınırlı olmadığı, Almanya’nın yanı sıra Avrupa Birliği’nin (AB) de “Asya Stratejisi” ve “Hammadde Stratejisi” kapsamında ele alındığında daha açık görülüyor. Merkel’in, Asya ziyaretini sadece Almanya değil aynı zamanda AB’nin “patronu” olarak yaptığı göz önüne alındığında ise önümüzdeki süreçte Almanya’nın uluslararası alanda daha etkin rol oynayacağından hareket edilebilir.

Asya gezisinden bir hafta sonra ABD’yi ziyaret eden Merkel’in burada da “AB’nin asıl temsilcisi” olarak ağırlanması Alman sermayesinin etkisinin ne kadar arttığını gösteriyor.

HİNDİSTAN’A VERİLEN DEĞER

Merkel’in Hindistan’a giderken İran hava sahasından geçmesinin iki saat engellenmesi aslında birçok şeyi anlatıyor. Merkel’in Asya ziyaretinden önce yapılan açıklamada, “Almanya (AB) ile Hindistan arasındaki stratejik ortaklığın geliştirilmesi bölgenin genel olarak istikrara kavuşması için önemli bir adım olacaktır” denilmişti. İran ise bu “stratejik ortaklığı” kendine karşı atılmış bir adım olarak görüyor.

Fakat Hindistan ile stratejik ortaklığın öncelikli hedefinin Çin’e karşı olduğu söylenebilir.

Nitekim Hindistan’ın kuzeydoğusundaki komşusu Çin ile iki bölgede sınır sorunu yıllardır devam etmekte, zaman zaman sıcak çatışmaya kadar varmakta. Ayrıca Hint Okyanusu’nda da iki ülke son dönem daha sık karşı karşıya gelmeye başladı.

Aynı durum ülkenin batısındaki komşusu Pakistan içinde geçerli, kısa bir süre öncesine kadar sıcak çatışmalar gündemden düşmüyordu. Ülkenin doğusundaki Bangladeş ile de sınır ve su sorunu nedeniyle ilişkiler son derece gergin.

Almanya, Hindistan’a verdiği değeri göstermek için şimdiye kadar sadece AB ülkelerinin yanı sıra İsrail ile sürdürülen ilişkilere mahsus bir yol izledi. Merkel’in ziyaretinde ilk kez hükümetler çapında temasları başlatıldı. Yani birçok konu üst düzeyde görüşülmesinin yanı sıra direk bakanlar arası ilişkiler kuruldu ve bunların çalışmalarının derinleştirilmesi kararlaştırıldı.

Çin’den sonra en büyük nüfusa sahip olan ikinci ülke olan Hindistan’ın ekonomik gelişmesi bir yandan Alman tekelleri için ciddi bir pazar olarak değerlendirilirken, diğer yandan Çin’e karşı bölgesel bir güç olarak da değerlendiriliyor ve bu doğrultuda teşvik ediliyor.

ATOM TEKNOLOJİSİ VE SİLAH TİCARETİ

Hindistan ile Almanya arasındaki ticaretin kapsamı geçtiğimiz yıl 15 milyar Euro dolayındaydı. Bu yılın ilk çeyreğinde ise ticaret hacmi 4,5 milyar Euro olarak gerçekleşti. Şüphesiz bu Çin ile 130 milyar Euro hacminde olan ticaret ilişkilerinin önüne geçecek kapasitede değil ve bu hedeflenmiyor da.

Çin’de 100 milyon işçinin ihracat ağırlıklı sanayide çalıştığına dikkat çeken Alman Endüstrisi Birliği (BDI), “Hindistan’da ise ancak 10 milyon işçi ihracat ağırlıklı sanayide çalışıyor. Bu özellikle makine sanayisi için Hindistan’ın ciddi bir pazar olduğunu gösteriyor” görüşünü savunuyor.

Almanya’da atom enerjisinden çıkmaya zorlanan Alman sermayesi bu alandaki çalışmalarını sürdürmekten vazgeçmeyeceğini değişik vesilelerle açıklamıştı. Hindistan’da yeni atom santrallerinin inşasında için yapılan ihalelere katılan Siemens ve diğer tekellerin “Almanya’daki gelişmelerden bağımsız olarak Hindistan’a her türlü teknolojik yardımı sunacağı” konusunda Almanya’nın Hindistan Büyükelçisi bizzat söz verdi.

Almanya’nın büyükelçisi atom teknolojisi konusunda Hindistan’a “yardım” sözü verirken Merkel ise bizzat EADS’nin ürettiği Eurofighter tipi savaş uçağını pazarlıyordu. Önümüzdeki yıllarda 126 savaş uçağı satın almayı planlayan Hindistan, savaş uçaklarını kimden alacağına henüz karar vermedi. 10 milyar Dolar tutarındaki siparişi alan ülke aynı zamanda Hindistan’ın askeri partneri de olacak. Ve burada Almanya özellikle Fransa’nın yanı sıra ABD ve Rusya ile rekabet halinde bulunuyor.

Alman ve Hint hükümetleri arasında yapılan görüşmelerde ayrıca daha önce AB ve Hindistan arasında varılan bir takım askeri anlaşmaların ilerletilmesi de ele alındı. “Terörizme karşı mücadele” konusunda daha önce yapılan bir anlaşmayı, “Güvenlik ve savunma alanlarında diyalogu ve ortak çalışmayı güçlendirme” yönünde geliştirme kararı alındı. Kararda, “Amacımız deniz korsanlığına karşı mücadeleyi Afrika kıyılarıyla sınırlamayıp bütün Hint Okyanusu’na yaymak” denilmesi Almanya’nın Hindistan üzerinden bu bölgedeki etkisini hangi kapsamda genişletmeyi hedeflediğini de gösteriyor.

Diğer yandan Hindistan’ın en önemli siyasi ödülü olan “Cavaharlal Nehru” ödülünün “kalıcı ve adil gelişme yönündeki üstün kişisel çabaları, iyi bir hükümet yöneticisi olması ve 21. yüzyılın gereklerine yanıt verecek bir dünyanın oluşması için gösterdiği katkılardan dolayı” Merkel’e verilmesi, Hindistan’ın da Almanya’nın ona biçtiği role sıcak baktığı şeklinde yorumlanabilir.

SİNGAPUR’UN GÜNEY ASYA’DAKİ ROLÜ

Merkel’in Asya’daki ikinci durağı 5 milyon nüfuslu ada ülkesi Singapur oldu. Merkel’in ziyaretine verilen önemi vurgulamak üzere Singapur Hükümeti, çiçeklerinin dış tarafı beyaz, iç tarafı ise pembe olan ve özel olarak yetiştirilmiş bir orkideye “Dendrobium Angela Merkel” adı verdi. Bu “inceliğin” Merkel’i ne kadar etkilediği bilinmiyor. Ama ziyaretin Almanya açısından başarılı olduğu söylenebilir.

Toplam 1200 Alman firmasının temsilciliğinin bulunduğu Singapur ile Almanya’nın ticaret ilişkisi 10 milyar Euro dolayında. Aynı zamanda Alman tekellerinin bugüne kadarki yatırımları 8 milyar Euro’ya ulaştı. 1,2 milyar nüfuslu Hindistan ile ticaret hacmi 15 milyar Euro, bu ülkeye yapılan yatırımlar ise 4 milyar Euro olduğu göz önüne alındığında Singapur’un özelliğinin ne olduğu sorusu gündeme geliyor.

Güneydoğu Asya Devletleri Birliği ASEAN’ın kurucularından olan Singapur dünyanın birçok devletiyle yaptığı ikili anlaşmalar sayesinde diğer ASEAN ülkelerine köprü vazifesi görüyor. ASEAN ve AB arasında serbest ticaret bölgesi üzerine 2007-2009 arası yapılan görüşmeler olumlu bir sonuç vermezken, AB ve Singapur arasında daha önce imzalanan sözleşmeler sayesinde ASEAN gümrükleri, birçok ürün için dolaylı olarak neredeyse ortadan kalkıyor. 2010’un başında ise Singapur ve AB arasında tam serbest ticaret bölgesi sağlanması üzerine müzakereler başlamıştı. Böylece “ASEAN kalesi” içten fethedilecekti.

Merkel’in ziyaretinde tam serbest ticaret bölgesi üzerine görüşmelerin hızlandırılması kararlaştırıldı. AB Komisyonu tarafından yapılan bir açıklamada, “Almanya’nın attığı adımların AB içinde olumlu olacağı görüşündeyiz” denildi. Aslında burada AB’nin bir yıldır sürdürdüğü fakat ilerleme sağlayamadığı görüşmeleri Almanya’nın üstlendiğini söylemek daha doğru olacak.

Çin’in güneydoğusundaki Singapur sadece ticari açıdan değil aynı zamanda askeri stratejiler açısından da önemli bir konuma sahip. Güney Çin Denizi’nden Hint Okyanusu’na en kısa suyolu olan “Malacco Boğazı” (Malakka) Singapur’un bulunduğu bölgeden geçiyor. Korsanların cirit attığı bu deniz yolunda güvenliği sağlama adına Almanya, Singapur’a son yıllarda giderek artan bir oranda silah satıyor. Ülkenin en büyük savaş gemileri Alman yapımı olmasının yanı sıra Alman tank üreticisi Kraus-Maffei-Wegmann’ın ülkede bir fabrika kurmuş ve şimdiye kadar 100 tank satmış olması düşündürücü. Ayrıca Singapur aldığı bütün silahların kullanımında yardımcı olması için Alman ordusuyla özel anlaşmalar imzalamış bulunuyor. Kısacası Singapur, 2005’den bu yana giderek Almanya’nın bir nevi askeri üssü haline getiriliyor.

ALMANYA’YI FRENLEME VE BAĞLAMA ÇABALARI

Başbakanın Asya ziyaretini “başarılı” olarak değerlendiren Alman burjuva yayın organları, 6 Haziran günü ABD’de Başka Barack Obama ile yapılan görüşmenin, “aynı göz hizasında” yapılacağına dikkat çekiyorlardı.

Spiegelonline adeta zafer sarhoşluğu edasında, “geçmişte görüşmeler, Almanya’nın güvenliğini sağlayan bir ülkenin başkanıyla yapılıyor ve dolayısıyla Alman tarafına tepeden bakılıyordu. Şimdi artık bu dönem geride kaldı, artık görüşmeler aynı göz hizasında yapılıyor” diye yazarken, ABD’nin Almanya’ya yaranmak için “bonkör” davranmaktan çekinmediğinden bahsediyordu keyifle.

Merkel’in Beyaz Saray’ın önünde 19 piyadenin havaya sıktığı kurşunlarla askeri bir törenle selamlandığını ve bunun birçok devlet temsilcisine nasip olmadığını belirten yazıda ayrıca, ABD’nin en büyük nişanı olan “Özgürlük Nişanı”nın da başbakana verileceğine dikkat çekiliyor.

ABD kaynakları Obama’nın Merkel ile özellikle Libya ve Afganistan meselesini görüşüleceğini belirtirlerken, özellikle şu görüşü savunuyorlar: “Biz Kuzey Afrika’da ortak bir çizgi izlemek istiyoruz. Bunun için de Avrupa’da güçlü bir bağlantıya ihtiyacımız var. Ama gördüğümüz ve bizi şaşırtan tek şey Almanya’nın dış politikada büyük bir arayış içinde olduğu ve bunu bizim yanımızda yapmadığı.”

Hatırlanacağı gibi Almanya, Libya’ya askeri müdahale konusunda hayır diyerek ilk kez BM’den ve NATO’dan ayrı bir tutum almış ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceğini açıktan ifade etmişti.

ABD’de yapılacak ikili görüşmelerde Obama, Almanya’yı frenlemeye çalışacak. Almanya’nın, Avrupa’da olduğu gibi Asya’daki girişimlerine bakıldığında, ABD’nin müdahalesi sonucu “kendi yolunda” ilerlemede belki hızını aşağı çekebileceğini ama bunda kararlı olduğu görülmekte.

SPD’li başbakan Schröder’in 2000’lerin başında ilan ettiği “Almanya’nın kendi yolu” üzerinde bugüne kadar bir takım adımlar atılmış olsa da, Alman emperyalizmini diğer emperyalist ülkelerle daha fazla karşı karşıya getirecek asıl ciddi adımlar önümüzdeki yıllarda atılacak. Ve ABD’nin giderek kötüleşen ekonomik durumu, Almanya’nın egemenlerini bu adımları daha erken atmaya yüreklendirebilir.