SPD düzlüğe çıkabilir mi?

7 yıl Yeşiller ile 4 yıl da CDU/CSU ile birlikte olmak üzere 1998-2009 yılları arasında hükümette yer alan Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD), içine düştüğü çöküş sürecinden kurtulmak, yeniden hükümete talip olabilmek için hesap kitap yapıyor.
Son genel seçimlerden bu yana geçen yaklaşık iki yıllık süreyi de hesaba kattığımızda, Avrupa sosyal demokrasi içinde önemli bir yere sahip SPD’de bir toparlanma sözkonusu olmadığı, kısa zamanda da bunun mümkün görünmediği anlaşılıyor. Çünkü, iki yıl önce yüzde 23’le tarihinin en düşük oyunu alan SPD şimdi de tarihinin en düşük üye sayısına ulaşmış durumda. Parti yönetimi tarafından kamuoyuna açıklanan son rakamlara göre 1906 yılından bu yana ilk kez SPD’nin üye sayısı 500 binin altında düşmüş bulunuyor.
Yani erime kendini üye saysısında da dışavuruyor.
YENİ REFORM PLANI NE ANLAMA GELİYOR?
Partinin içinde düştüğü durumdan nasıl çıkacağına dair „kafa yoran“ merkez yönetimi, izlenen politikaları sorgulama, halka karşı alınan kararlar konusunda bir özeleştiri sürecine girme ve neoliberal politikaları terk etme yerine, şekilsel bir takım değişiklerle imaj tazelemeye çalışıyor.
Bu çerçevede SPD yönetimi tarafından hazırlanan önerilerin önümüzdeki sonbaharda karara bağlanması bekleniyor. Bunların başında parti adına başbakan olacak kişinin ve milletvekili adaylarının parti üyesi olmayan kesimlerin de katılacağı bir oylamayla belirlenmesi, parti organlarının küçültülmesi geliyor.
Parti üyesi olmayanların da partiyi temsil edecek yöneticileri seçmesi yönünde yapılan öneriye dayanak olarak, ‚daha fazla insanın sürece dahil edilerek doğru kararların alınacağı‘ ve ‚bu kişilerin daha sonra da partiye oy vereceği‘ öne sürülüyor.

PARTİ ŞİRKET, BAŞKAN  MENAJER
‚Parti üyesi olmayanların da demokratik sürece katılması’ndan söz ediliyor ama parti organları küçültülerek yönetim erki daha az sayıda elde toplanmak isteniyor. Hali hazırda SPD Başkanlar Kurulun 17, yönetim kurulunun 45, Parti Meclisi’nin 90, Parti Kongresi’nin 480 üyesi bulunuyor. Yeni taslağa göre Parti Meclisi ve kongre üyelerinin sayısı olduğu gibi kalırken, yönetim kurulu üyesi sayısı 45’ten 20’ye, Başkanlar Kurulu üye sayısı da 17’den 9’da düşürülmek isteniyor.
Yani parti bir kaç kişinin ortağı olduğu bir şirkete, başkanı da menajere çevrilmek isteniyor.
Elbette, mevcut haliyle bir burjuva partisi olarak SPD’nin bütün işleyişi sermayenin çıkarlarına göre biçimlendirilmiş. Ancak buna rağmen, kimi zaman parti organlarına seçilmeyi başaran az sayıdaki klasik sosyal demokrat çizgiyi savunanlar itirazlarını dile getirebiliyorlar.
SEMBOLİK HAMLELER İŞE YARAMAYACAK
SPD’nin parti işleyişinde gündeme getirdiği başka bir değişiklik de göçmenlere yönelik. Federal düzeyde parti organlarının yüzde 15’nin göçmenlerden oluşmasını planlayan SPD, ayrıca bir de göçmen genel başkan yardımcısı atayacak. Bu genel başkanın kim olacağı ise, genel başkanın yetkisinde olacak.
Göçmenlere karşı ırkçılık yapan Sarrazin’i partiden atmayan SPD’nin göçmenleri partide tutmak için planladığı bu sembolik adımlar elbette bir işe yaramayacaktır. Çünkü, göçmenler sadece göçmenlik konusunda değil, genel olarak bu partinin ne denli emek karşıtı olduğunu Ajanda 2010 ve Hartz IV konusunda yaşayarak gördüler.
SOSYAL DEMOKRASİ CAN ÇEKİŞİYOR
Bugün Alman sosyal demokrasisinin içine düştüğü durum genel olarak, Avrupa’da sosyal demokrat çizgideki partilerin içine düştüğü durumun da birözeti aslında. 2009’daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde açık bir şekilde görülen düşüş süreci belirgin bir biçimde devam ediyor. Ancak, bugüne kadar çöküşün asıl nedeninin izlenen politik ideolojik çizginin kendisinin olduğu gerçeğini görme yerine personel değişikleriyle yeniden düzlüğe çıkılacağı umuldu. Bu da sonuç vermeyince tıpkı SPD’nin yaptığı gibi ideolijik-politik değil, örgütsel mekanizmada bazı değişikler planlanmaya başlandı. SPD’nin içine girdiği bu „yeni“ yönelim, muhtemelen yakında aynı çizgideki partilerde de kendisini hissettirecektir.
Ancak bu adımların, işçi emekçiler arasında ciddi oranda yıpranıp güven yitiren sosyal demokratların, yeniden toparlanmasına, düzlüğe çıkmasına yetmesi ise zor görünüyor.
Çünkü emek ile sermaye arasındaki çelişkinin seyri, dünyadaki gelişmeler sınırları keskinleştirmekte, emekçilerin yanıltılıp kandırılmasını daha zorlaştırmaktadır. (YH)