50. yılda Birlikte Güçlüyüz

Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yılı dolayısıyla DİDF tarafından Essen’de yapılan Emek Şenliği’ne 8 binden fazla kişi katıldı. Türkiyeli ve Alman sanatçılar ve konuşmacıların katıldığı şenlikte, yerli ve göçmenlerin her türden haksızlığa karşı güçlerini birleştirmesi gerektiğine dikkat çekildi. Şenlikte konuşan DİDF Genel Başkanı Hüseyin Avgan, 50 yıl içinde olumlu ve olumsuz pek çok gelişmenin yaşandığına dikkat çekerek, “Hangi dilden, hangi dinden olursa olsun, işçilerin emekçilerin asıl kimliğini oluşturan sosyal konumudur. Hepsini alın terleri birleştirir. Farklı etnik, dini, kültürel kökenden gelmiş olmanın, emekçilerin kimliğinde birleşmeyi bir engel teşkil etmediği, Türkiyeli işçilerin Almanya’daki 50 yıllık tarihi açık bir şekilde kanıtlamıştır” dedi.

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) 18 Haziran Cumartesi günü Ruhr bölgesinin önemli kentlerinden biri olan Essen’de Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yılı dolayısıyla Emek Şenliği düzenledi. Türkiyeli ve Alman sanatçılar ve konuşmacıların katıldığı şenlikte, “Birlikte güçlüyüz” ve “Emekçilerin uluslararası dayanışması” şiarları öne çıktı.

Almanya’nın değişik kentlerinden gelen 8 binden fazla kişinin Essen Grugahalle’de katılığı etkinlikte konuşan DİDF Genel Başkanı Hüseyin Avgan, Almanya’ya göçün ilk yıllarında büyük acılar çekildiğini, özlemler duyulduğunu ifade ederek, “Ama aradan geçen zaman içinde hem bu ülke değişti hem de biz değiştik. Bir süre kalıp dönmek için geldiğimiz bu ülkenin parçası haline geldik. Ne ırkçı-ayrımcı yasalar, ne de din ve etnik kimlikler üzerinden kışkırtmalar hayatın akışını değiştirdi. Bir çok sıkıntıya rağmen aynı işi, aynı okulu, aynı kaderi paylaştığımız Alman emekçileriyle kardeşlik adına, sınıfın birliği için önemli adımlar attık” dedi.

Avgan, DİDF’in yıllardır Türkiye kökenli işçi ve emekçilerle Alman emekçileri arasında her türden haksızlığa ve ayrımcılığa karşı ortak mücadele yaratmaya çalıştığını ifade ederek, etkinliğe katılan bütün emekçileri bu çabaya destek vermeye, DİDF’e bağlı bölge derneklerine üye olmaya, örgütlenmeye çağırdı.

Almanya’nın en büyük sendikası Birleşik Hizmet Sendikası (Ver.di) Genel Başkanı Frank Bsirske de yapığı konuşmada, DİDF’in Türkiyeli işçilerin sorunlarını sosyal temelde savunan bir örgüt olduğunu yıllardan beri yakından takip ettiklerini ifade ederek, göçmenlerin sendikalar içerisinde daha etkili bir şekilde temsil edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bsirske, ayrıca sendikaların göçmenlerin en temel hakları olan seçme seçilme, çifte vatandaşlık gibi temel haklarına daha etkili bir şekilde sahip çıkması gerektiğini sözlerine ekledi.

Almanya Kültür Konseyi Başkanı Max Fuchs, Sol Parti Kuzey Ren Vestfalya Parlamentosu Grup Başkanı Wolfgang Zimmermann, DİDF üyesi Federal Parlamento Milletvekili Sevim Dağdelen ve DİDF Gençlik temsilcisi Yusuf As da şenlikte yaptıkları konuşmalarda ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı halkların kardeşliği ve dostluğunun güçlendirilmesi çağrısında bulundular.

BOLK COŞKUSU ALMANYA’DA

Emek Şenliği’nde, Türkiye’de bir hafta önce yapılan genel seçimlerde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun başarısı da selamlandı ve bu büyük bir coşku yarattı. Şenliğe katılan İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel yaptığı konuşmada, işçi sınıfı ile Kürt halkının kader birliği yaptığını, bloğun başarı getirdiğini seçim sonuçlarının da açık bir şekilde bunu ortaya koyduğunu söyledi. Konuşması sık sık alkış ve “yaşasın halkların kardeşliği”, “yaşasın uluslararası dayanışma” sloganlarıyla kesilen Tüzel, “Şimdi kazandığımız bu başarı üzerinden bizi yeni görevler ve sorumluluklar bekliyor. Kürt kalkının dilinin, kültürünün ve kimliğinin özgür olduğu demokratik bir Türkiye kurmaya kararlıyız. Bu nedenle seçimler dolayısıyla kurduğumuz güç birliğine bundan sonra genişleterek devam edeceğiz” dedi.

Daha önce de DİDF’in pek çok etkinliğine katıldığını ifade eden Tüzel, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerden dayanışma beklediklerini sözlerine ekledi.

ZENGİN KÜLTÜREL PROGRAM

Emek Şenliği’nde yapılan konuşmaların yanı sıra zengin bir kültürel program sergilendi. DİDF’e bağlı derneklerde sürdürülen çalışmalar da sahnelendi. Köln derneğinde çalışma yapan gençler müzikle, Berlin derneğinde çalışma yapan gençler tiyatroyla, Nürnberg derneğinden ise çocuklar halk oyunlarıyla seyircilerin karşınına çıktı. Haluk Levent, Şevval Sam, Aynur Doğan ve Evo 2 grubu şarkı ve türküleriyle izleyicilere birbirinden güzel anlar yaşattılar.

Ayrıca Almanya’da tanınan kaberatistler Muhsin Omurca ve Fatih Çevikkollu’nun, Almanya’da yerli ve göçmenler arasındaki ilişkileri, Türkiyelilerin yaşadıklarını konu edinen stand upları da büyük beğeni topladı.

Kimler katıldı

Alman Sendikalar Birliği (DGB NRW) Başkanı Andreas Meyer Lauber, Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Parlamentosu Milletvekilleri Arif Ünal ve Özlem Alev Demirel, Sol Parti Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Mehmet Yıldız, Köln Belediye Meclis Üyesi Malik Kahraman, Ver.di Sendikası NRW Şubesi Göçmenler Komisyonu Sözcüsü İbrahim Işık, Göçmen Kadınlar Birliği Başkanı Sidar Demirdöğen, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan, Yazar Molla Demirel, Yazar-Çevirmen Yaşar Atan, Emek Dayanışma Derneği Başkanı Wilhelm Frohn.

KONUŞMALARDAN

Abdullah Levent Tüzel (İstanbul Milletvekili): Seçimlerde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu olarak elde ettiğimiz başarıyı bundan sonra da sürdüreceğiz. Türkler, Kürtler, ezilen milliyetler, ezilen inançlar, ezilen kadınlar, ezilen gençler, aydınlar ve demokrasi güçleri olarak güçlerimizi daha demokratik ve özgür bir Türkiye için birleştireceğiz. Böylece Türkiye yeni bir siyaseti görecek, halkın gerçek siyasetini görecek.

Türkiye’de elde ettiğimiz başarıyı sizlerle paylaşmaktan mutluyuz. Bundan sonra da aramızdaki birlik ve dayanışmayı güçlendireceğiz. Alman işçi sınıfı ve buraya göç eden Türkiye kökenli göçmen emekçilerle uluslararası dayanışmamız bundan sonra da devam edecek ve sizlerden aldığımız destek ve güçle daha demokratik bir Türkiye kurmaya kararlıyız. Hep birlikte dünya işçi sınıfının kazanması için, enternasyonalizm için, ortak görevlerimiz için başarılarınızın devamını diliyorum.

Hüseyin Avgan (DİDF Genel Başkanı): İşçileri ve emekçileri, dini ve etnik temelde bölen her türden politikayı reddediyoruz. İnsanların inanç, kültür ve yaşam biçimi konusunda nasıl davranacaklarının empoze edilmesini, sırf etnik kökeni yüzünden belli kalıplara konulmasını, din, vicdan ve düşünce özgürlüğüne müdahale edilmesini asla kabul etmiyoruz. Hangi dilden, hangi dinden olursa olsun, işçilerin emekçilerin asıl kimliğini oluşturan sosyal konumudur. Hepsini alın terleri birleştirir. Farklı etnik, dini, kültürel kökenden gelmiş olmanın, emekçilerin kimliğinde birleşmeyi bir engel teşkil etmediği, Türkiyeli işçilerin Almanya’daki 50 yıllık tarihi açık bir şekilde kanıtlamıştır.

Hepimiz düne göre daha farklı davranmak, daha fazla atılgan, daha fazla dayanışmacı, daha fazla birleştirici olmak zorundayız. Kimse “ben olmazsam da olur” diye düşünmesin. İşsizliğin, yoksulluğun, ırkçılığın, savaşların olmadığı bir yaşamı inşa etmek için, birbirimize ihtiyacımız var.

Sevim Dağdelen (Federal Parlamento Milletvekili): Bu toplumda asıl çatışma ve çelişki Almanlar ile göçmenler, işi olan olmayan, kültürler, dinler ve kökenler arasında değildir. Asıl çatışma işverenlerle düşük ücretle çalıştırılanlar arasındadır. Asıl çatışma aşağıdakiler ile yukarıdakiler, yani zenginler ile yoksullar arasındadır.

Almanya’da olduğu gibi dünyada da insanlar savaşların sürdürülmesi ve yeni savaşların açılması için iyiler ve kötüler, değersizler ve değerliler olarak bölünüyor. Bir Afganlının, bir Pakistanlının, bir Iraklının ya da bir Filistinlinin değeri bir Alman askerinin yanında hiç sayılıyor.

Egemenler bu yüzden savaşlar için toplumları sürekli bölüyorlar. Biz ise yeni savaşlara, milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı güçlerimizi birleştirmeliyiz.

Wolfgang Zimmermann (Sol Parti NRW Meclis Grubu Başkanı): Uzun süre bu ülkenin bir göç ülkesi olduğu gerçeği kabul edilmedi. Bugün bile bazı partiler göçmenlerin bir gün ülkelerine geri döneceğini ileri sürüyor. Halbuki bugün üçüncü değil dördüncü kuşaktan söz ediyoruz ve bu göçmenler halen de haksızlığa uğruyor. DİDF gibi mücadeleci örgütlerle yıllardır hükümetin neoliberal politikalarına mücadele ediyoruz ve bundan sonra da mücadelemizi güçlendirmeye devam edeceğiz. Yaşasın uluslararası dayanışma.

Çıtayı yükseltmenin zamanıdır

İZLENİM/Yücel Özdemir

Köln Hauptbahnhof’ta Essen’e gitmek üzere buluştuğumuz arkadaşların çoğu ilk kez DİDF’in bir etkinliğine katılıyordu. Dolayısıyla kendilerini nasıl bir ortam beklediği, kaç kişinin geleceği vb. konularda merak içindeydiler. Grup bileti alıp trene bindiğimizde merak edilenler koyu bir sohbet konusuna dönüştü.

Essen’varıp salona ulaştığımızda, uzaktan gördüğümüz dışarıdaki kalabalık şenliğe katılımın yoğun olacağının ilk işaretiydi. Gerçekten de, Köln derneğinden görevlilerin kontrol yaptığı kapıdan geçip, ara salona adım attığımızda, içerideki kalabalığın çok daha fazla olduğuna tanık olduk.

Yanılmıyorsam, bu DİDF’in Essen Grugahalle’deki dördüncü Emek Şenliği.

Türkiyeli örgütler tarafından bu türden merkezi şenlikler uzun yıllar Köln’deki Sporthalle’de yapılıyordu. 1998’de Sporthalle’nin yıkılması, Köln Arena’nın yapılması ile birlikte bu türden etkinlikler Köln dışına, Ruhr bölgesine kaymaya başladı.

Daha önce iki kez Dortmund Westfallenhalle’de yapılan Emek Şenliği, 2004’ten beri Grugahalle’de gerçekleşiyor.

Hemen belirtmemiz gerekiyor ki; Türkiyeli örgüt olarak bir tek DİDF bu salonda şenlikler düzenlemiyor.

Doldurabileceğine göz kestiren, bütçesi el veren diğer örgütler de Grugahalle’de etkinlikler düzenledi.

Hatta, geçmişte de salon Türkiyeli örgütler tarafından sıkça kullanılıyormuş.

Emek Şenliği’nde tanıştığımız eski TKP ile yakınlığıyla bilinen FİDEF’in kurucularından bir yaşlı ağabey, 80’li yıllarda hafta sonu boyunca Grugahalle ve salonlarda etkinlikler yaptıklarını anlatıyor.

Tabi sadece onu değil…

Bir gün DİDF’in etkinliğine, hem de heyecanla, gururla katılacağını nereden bilebileceğini de…

“Bana göre bizim yapmak istediklerimizi bugün DİDF layıkıyla yerine getiriyor. Alman örgütleriyle, sendikalarla iyi ilişkilere sahip. Mücadele alanını Almanya olarak belirlemiş, gerçekten Almanyalı bir göçmen örgütü. Bu nedenle etkinliklerine severek katılıyorum” diyor.

Köln’den şenliğe ilk kez katılanlar da aynı duygulara sahip.

Dönüş için gece saat 22.30’da U-Bahn’da buluştuğumuzda çoğu istemeyerek şenlikten ayrıldı. Çünkü daha geride sahneye çıkmayan sanatçılar, konuşmacılar vardı.

İstemeden, mecburen ayrılmak zorunda kaldıklarının hüznünü yaşadılar.

Ve, bir dahaki şenliğe de mutlaka katılacaklarını, çünkü aradıkları pek çok şeyi Emek Şenliği’nde bulduklarını söylüyorlardı.

ÇITAYI YÜKSELTMENİN VAKTİDİR

Gerçekten de DİDF tarafından yapılan etkinliklerde dile getirilenler, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin hayatından başka bir şey değil. Bu yüzden, gelenlerin önemli bir bölümü nereye ve niçin geldiklerini çok iyi biliyordu.

Şenliğe katılımın, 2008’dekinden fazla olduğu ortak kanı.

Bu nedenle bu salonda daha önce yapılan Emek Şenlikleri ile bir mukayese yapıldığında sayısal bakımdan bir artış söz konusu. Geçmişten bugüne özellikle Alman konuşmacılar açısından bakıldığında Oskar Lafontaine ve Frank Bsirske gibi tanınmış simaların etkinliklere katılımının sağlanması dikkate değer.

Ancak kültürel programa, sahne performansına bakıldığına bazı noktalarda etkinliklerin biçimsel açıdan gelenekseli aşmada tutuk kaldığını kabul etmek gerekiyor.

Göçün 50. yılı vesilesiyle yapılan böylesine anlamlı ve büyük bir etkinlikte hem bileşim hem de biçimsel anlamda öncekileri aşan, 50 yıl boyunca Türkiye kökenli işçilerle Alman işçi sınıfı, emekçileri ve gençliğinin birlikte yaşamı ve ortak mücadelesini yansıtma bakımından, daha ileriden bir buluşmayı gerçekleştirmek mümkün olsa gerek.

Ver.di Başkanı Bsirske’nin de dediği gibi, “DİDF alanında tek örgüttür”. Son 15-20 yıldır sergilediği tutumla bunu defalarca kanıtlamış. Bu hakkı artık herkes teslim ediyor.

Bundan sonra önemli olan, daha ileriden, çıtayı yukarıya çekecek şekilde, yerli emekçilerin, gençlerin, kurum ve kuruluşların daha fazla katıldığı etkinlikler düzenlemek, DİDF’in üstlendiği misyon açısından da anlamlı olacaktır.

Bu konuda sendikalar ve ilerici örgütler ile mücadele temelinde kurulan bağlar gerekli zemini oluşturmuş bulunuyor.

Keza; Grugahalle’de yapılan dört etkinliğe de bu ülkede doğmuş büyümüş gençliğin katılım oranındaki yoğunluk, bunun hiç de zor olmayacağının işareti olarak görülebilir.

Yerli emekçilerin ve mücadeleci kesimlerin daha fazla katıldığı etkinlikler yapıldığı taktirde, farklı uluslardan emekçilerin birbirlerini anlamaları, güven duymaları ve ortak mücadele temelinde bir araya gelmeleri çok daha kolay olacaktır.

ARTIK ALTINÇAĞLARINA DOĞRU YÜRÜYORLARDI

İZLENİM/Yaşar Atan

50 yıl önce emekçiler, dalga dalga gelmeye başlamışlardı buralara. Gerçi ellerinde bir iki bavul vardı yalnızca… Ne var ki hiç sönmeyen bir kıvılcım da vardı her birinin yüreğinde! Onlar, zaman içinde bu kıvılcımları; emek, kardeşlik ve mücadele ateşine dönüştürecekler ve güzelim Altıçağ’larına doğru, o büyük yürüyüşü başlatacaklardı…

Haliyle ilk başlarda emekçilerimiz, kendilerini göçmen kuşlar olarak algıladılar ve bu sürecin geçici olduğunu düşündüler. Ne var ki zaman ve koşullar, onların buralarda kalıcı olduğu gerçeğini dayatmıştı. Ve gene zaman içinde onlar; geldikleri ülkenin yerli emekçileriyle mücadele kardeşleri olduklarının da bilincine varmaya başlamışlardı.. Çünkü iş dünyasında öyle bir süreç başlamıştı ki, kendilerinden önceki yoldaşlarının yüzyıllar içinde, canları pahasına kazandıkları haklarını artık yitirmeye başlamışlardı… Bu olay yalnızca göçmen emekçiler için değil, geldikleri ülke ve de bütün dünya emekçileri için söz konusuydu… Çünkü kapitalist egemenler, artık bütün güçleriyle, ta antikçağda Platon, Aristo gibi onlara akıl hocalığı eden filozofların bilimsel (!) keşiflerini, yeni yöntemlerle ve insafsızca uygulamaya koymuşlardı!..

Bu filozoflar şöyle diyordu özet olarak: “Analarından soylu olarak doğmuş egemenler dışındaki yüzde doksanlık kesim, tanrı buyruğuyla köle olarak yaratılmışlardır. Ve onlar, kendiliklerinden çalışan canlı aletlerdir. Soylu egemenlere isyansız boyun eğmek zorunda olan bu insanlar, öteki dünyada ödüllendirileceklerdir. O yüzden onların kölelik yazgılarına üzülüp isyan etmeleri gereksizdir. Zaten bu dünyada ulaşamadıkları nimetlerin hepsi de, birer gölgedir. Asılları öteki dünyadadır…”

EMEKÇİLERİMİZ ARTIK UYANIYORDU

Egemenlerin çeşitli örtüler altında uyguladıkları bu dayatmaları yaşayan ve 50. göç yılını kutlamak üzere Avrupa’nın çeşitli  kentlerinden gelen emekçilerimiz, Essen’deki o koca salonda birbirleriyle kucaklaşıyorlar ve mücadele kardeşleri olduklarını, o güzelim coşkularıyla kanıtlıyorlardı!.. Çünkü egemenlerin buyruğunda köle ve bir “canlı alet” olarak yaşamak istemiyorlardı artık. Üstelik hiç doymayan bu bir avuç lanetli egemen,  insanları yalnızca tüketim ve üretim makinelerine dönüştürüp dünyamızı sırf para uğruna çöle çevirirken, onlar hem susamaz, hem susturulamazlardı. Üstelik onlar geçmiş halkların o güzelim kültür ve uygarlıklarını da yok etmeye başlamışlardı… Kısaca insanlar; sürekli bir şekilde ilkel, kimliksiz ve direnişsiz canlı aletlere dönüştürülmekteydiler.

EL ELE OLMANIN GÜZELLİĞİ ANLATILAMAZDI

İşte bu gerçeğin bilincine varmaya başlayan emekçiler, bundan böyle daha etkin şekilde el ele verip egemenlerin sözkonusu dayatmalarını kıracaklar, birlikte şekillendirecekleri savaşsız bir dünyada, ürettiklerini kardeşçe bölüşeceklerdi… Ve bu inançla ,“Bütün dünya emekçileri, birleşiniz” gerçeğinin bilincine ulaşmaya başlamışlardı… (Ne var ki egemenler, emekçilerimizin zamanında gerçekleştiremediği bu olguyu, kendi aralarında gerçekleştirmişlerdi! Aralarında bütünleşip “küreselleşmişler”, böylece bütün dünyadaki işçi haklarını budamaya, her gün biraz daha da kötüleşen koşulları onlara dayatmaya başlamışlardı…)

İşte bu acı gerçeği Arap dünyasındaki kardeş halkların emekçileri de farketmiş, tek kurtuluşun el ele verip egemenlerin bütün dayatmalarına isyan etmekte olduğunun bilincine varmışlardı… O yüzden şölen sırasında onlara da bol bol ve coşkulu göndermelerde bulunuldu.

Essen kentinde düzenlenen bu güzel şölene, emekçilerin kendi sesleri ve temsilcileri olan milletvekilleri de katılmıştı. Bu durum onları daha da coşturmuş, birlikte olunca neler yapılabileceğinin kanıtı olmuştu. Emekçiler temsilcilerini sevgiyle dinleyip, bol bol alkışladılar…

Gece yarılarından sonra katılımcılar, şölende yaşadıkları el ele olmanın güzelliğini ve keskinleştirdikleri mücadele coşkusunu, yanlarında alıp götürdüler.

Kısaca söylersek hepimiz, “Yaşasın bütün dünya emekçilerinin mücadelesi!” diyebilmenin mutluluğunu yaşadık…

atanyasar@yahoo.de