Ver.di Genel Başkanı Frank Bsirske: Birlikte hareket etmek zorundayız

Ver.di Genel Başkanı Frank Bsirske Yeni Hayat’ın sorularını yanıtladı.

Göçün 50. yılında sendikalardaki göçmenlerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pek çok göçmen sendikalara üye. Genele baktığımızda yabancılar arasında sendikalara üye olanların oranı Almanlarınkinden fazla. Bu son 50 yıl içinde verdiğimiz mücadelelere baktığımızda, altını çizmeliyim ki Türkiye’den, Portekiz’den İspanya’dan Kuzey Afrika’dan gelen göçmen işçiler en önde yer aldı. Mücadeleye çok güçlü katıldılar ve bu son 50 yılda biz Alman sendikacılar olarak bundan bir çok tecrübe edindik.

Sendikalar içinde göçmenlerin sayısı yeterli mi?

Göçmenler, Almanya’ya göçle birlikte işyerlerindeki hiyerarşinin en altında yer aldı. Bu onlar için çok zor bir durumdu. Aynı durum sendikalar içinde de geçerliydi. Etkili görevler üstlenmeleri, kendi taleplerini sendikalarda ifade etmeleri uzun yıllar aldı. Buna rağmen göçmen işçiler hep mücadelenin içinde, önünde oldu. Kendim de buna tanık oldum. Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde yakın mesafe ulaşımda yapılan ve 56 gün süren grevde, yabancı işçi arkadaşlarımız örnek bir tutum takınarak, hem de Alman arkadaşlarımızdan daha iyi bir şekilde, sonuna kadar mücadele ettiler. Bütün baskılara rağmen geri adım atmadılar. Bu da bize göçmen işçilerin sendikalar içinde ve sendikalarla birlikte mücadeleye hazır olduğunu gösteriyor. Şimdi onları sendikalarda daha fazla sorumluluk almaları için cesaretlendirmeliyiz. Mücadeleden biliyoruz ki; göçmenlerin kendi aralarında ağlar kurması, derneklerde, DİDF gibi olaylara sosyal sorunlar temelinde yaklaşan örgütlerde örgütlenmesi hem ortak mücadeleyi güçlendiriyor hem de sendikalara yeni insanlar kazanmamızın önünü açıyor. Ortak çıkarlarımız için bunu yapmalıyız. Ortak hedefimiz adil ve dayanışmacı bir toplumun kurulmasıdır.

Göçmenlerin özellikle çalışma yaşamında hangi sorunları var?

Bir tarafta bütün çalışanlar için geçerli olan sorunlar var, diğer tarafa ise göçmen olarak bu sorunlardan daha fazla etkilenmesi söz konusu. Bu özel sorunların başında ayrımcılık, onursuzlaştırma ki, bu özellikle göçün ilk yılları olan 1960’lı yıllarda söz konusu idi.

Ben kendim Wolfsburg’dan geliyorum. Orada VW tekeli büyük bir merkez kurarak, 1960’lı yılların hemen başında İtalya’dan 4-5 bin işçi getirerek, etrafı tel örgülerle çevrili barakalarda yıllarca tutuldular. Hemen fabrikanın yanında kurulan bu barakaların kentle bir ilişkisi yoktu. Yani işçiler burada bir gettoya sıkıştırılmıştı. Bunun da mantığı yabancı işgücünü sadece işgücü olarak kullanmaktı, topluma uyumu ise hiç düşünülmemişti.

İşgücü çağrılmış, ama insanlar gelmişti. İhtiyaçları olan bu insanlar daha sonra tıpkı Alman iş arkadaşları gibi iyi bir işe ve ücrete, iyi bir yaşama sahip olmak için harekete geçti.

Getirilen yabancı işçiler o zaman Alman işçilerden daha düşük ücrete çalıştırılıyordu. Sadece süreli iş anlaşmalarına sahiptiler. Yine çoğu yarım günlük işlerde çalıştırılıyordu ve çok az para veriliyordu. Bunlar göçmen işçilerin, Alman işçilerden farklı sorunları idi.

Bu yüzden göçmen işçiler, Alman işçilere oranla iki kat haksızlığa uğradılar.

Bir sendikacı olarak, Türkiye kökenli göçmen işçilerden, emekçilerden beklentiniz nedir?

DİDF’in burada yaptığı etkinlik çok anlamlı. Çünkü göçmen işçilerin bu ülkedeki yaşama katılması gerekiyor. Dolayısıyla DİDF’in 50. yılda verdiği bu mesajlar kesinlikle doğru, yerinde ve hedefli. Bu yüzden birlikte çalışanların daha iyi yaşam koşulları için birlikte hareket etmek zorundayız. Almanlar ve yabancılar olarak ancak bu yolla başarılı olabiliriz. Tek başına hareket ettiğimizde ne işyerlerinde ne de toplum içinde ne de eğitim sisteminde bir şeyler düzelir. Aynı durum eğitim sisteminde iki kat haksızlığa uğrayan göçmen çocuklar için de geçerli.