AKP’ye karşı gerçek seçenek Blok

12 Haziran seçimlerinin “resmi olmayan” sonuçları netleşti. Buna göre AKP geçerli oyların yüzde 49.9’unu alırken 325 milletvekili çıkarmış. CHP oyların yüzde 25.9’unu almış, buna karşılık 135 milletvekili çıkarmış. MHP oyların yüzde 12.9’unu almış ve 54 milletvekili çıkarmış. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku ise seçimlere katıldığı 40 dolayındaki ilde, yüzde 6 civarında oy alırken 36 milletvekili çıkarmış.

HERKES HEM ÖVÜNEBİLİR HEM YAKINABİLİR!

Bu tablo; rakamsal düzeyde ele alındığında AKP, MHP ve CHP için “Biz kazandık”, en azından “Biz de kazandık”  diyecekleri gerekçeler sunmaktadır. Örneğin AKP, milletvekili sayısı her ne kadar 334’ten 326’ya gerilemişse de oy oranını yüzde 47’den yüzde 49’9’a çıkarmış olması, bu çıkışın “üçüncü dönemde” olmasını ekleyerek, kendilerinin, Allah tarafından, “Aleme bir nizam versin” diye “seçilmiş” olduklarına dair sonuçlar bile çıkarabilirler; çıkarıyorlar da. CHP ise, yüzde 21’lerde olan geleneksel oylarını yüzde 26’ya yaklaştırarak, (Bu CHP oylarının yüzde 25 artması demektir) bu seçimden başarılı çıktıklarını iddia edebilirler; ediyorlar da. MHP ise hem oylarında hem de milletvekili sayısında düşme olsa da, seçim öncesi ortaya çıkan “kaset vakaları” nedeniyle “çıtayı”  yüzde 10 seçim barajına koydukları için kendilerini bu seçimden başarılı çıkmış; MHP’ye yönelik komployu püskürtmüş olmayı bir “zafer” olarak gösterebilirler, seçmenlerini oyalayabilirler; öyle yapıyorlar da. Ya da tersten muarızları AKP’yi milletvekili sayısı düşmüş olmak ve hiç hak etmediği illerde yüzde 10 barajından yararlanarak milletvekili çıkarmış olmakla eleştirebilir. Yine CHP’yi örneğin CHP’nin Baykalcı, Savcı muhalefeti, çıtayı yüzde otuzlara koyup dört puan altında kalmış olmakla eleştirip, Kılıçdaroğlu’nun istifa etmesini isteyebilir. MHP için de lehte ve aleyhte birçok şey söylenebilir.

AKP’NİN YOLU DÜMDÜZ DEĞİL

Ancak, Türkiye gibi; çok büyük sorunlarla karşı karşıya olan bir ülke ve Orta Doğu gibi, emperyalist müdahaleler ve bu müdahalelerin beslediği kargaşaların yaşandığı bir bölgede partilerin başarısını aldığı oyla, çıkardığı milletvekili sayısıyla ölçmek doğru olmaz. Tersine eğer partiler bu sorunları çözecek güç ve dinamizme sahipse aldıkları oy bir güç olarak kendisini ortaya koyabilir. Eğer partiler sorunlarının çözülmesi yerine çözer gibi yapıyor, gerçekler karşısında direniyorlarsa, partilerin çok oy almış olması, oyların azalıp çoğalması ikinci dereceden, üçüncü dereceden önemli hale gelir. En başta Kürt sorunu gibi devasa bir sorun vardır ortada ve AKP, CHP, MHP’nin bu sorunun demokratik biçimde çözümüne dair yapacakları bir şeyin olmadığı yakın geçmişte açıkça ortaya çıkmıştır. Yine tüm siyasi odaklar, Anayasanın değişmesinin gereğinden söz etmektedir. Ama bu Anayasanın nasıl değiştirileceği, Türkiye’nin demokratikleşmesi (Kürt sorunu, laisizm, özgürlükler, emeğin hakları vb.), bu değişikliğin nasıl olacağına gelince, her üç parti de olumlu bir katkı yapmaktan uzaktır. Tersine onlar kendi statükolarını koruma ya da yenilemek için bir anayasa değişikliğinden söz etmektedirler. “Başkanlık sistemi” konusunda her kafadan bir ses çıkmaktadır. Bunlara AKP’nin halkoyuna gidecek çoğunluğu da yitirdiği göz önüne alındığında, AKP’nin anayasa, başkanlık sistemi gibi başlıca amaçları konusunda adım atmasının çok güç olduğu açıktır. Bu yüzden de AKP’nin oylarını yüzde 47’den yüzde 50 sınırına taşıması ona bir yarar sağlamamıştır. Bu yüzden de AKP’nin rakamlar üstünden gelen “seçim zaferi”, ona amaçlarına varmada sanıldığı kadar yardımcı olmayacaktır.

SEÇİMDE TEK GERÇEK GALİP, ‘BLOK’TUR

Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku için ise tartışılmaz bir seçim başarısı söz konusudur. İster “aşağıdan” ister “yukarıdan”, ister “sağdan” ister “soldan”  bakılsın Blok; yüzde 10 barajı, vetolar, tutuklamalar, askeri operasyonlara ve provokasyonlara rağmen kendi hedeflediği sayıda milletvekili çıkarmayı başarmıştır. Bu konuda hedefin gerisine düşen Dersim ve başka bir iki il olmuştur. Ancak bunlar genel başarıya gölge düşürür değildir.

Bu köşede günlerdir değiniliyor; “Blok”un milletvekilleri sadece mecliste bir sayı değil; aynı zamanda ülkemizdeki Kürtler, Aleviler, işçiler, emekçiler çevre hareketi, kadın hareketi, gençler, emekten ve demokrasiden yana aydınlar ve sanatçılar gibi toplumumuzun en dinamik güçleriyle AKP ve tüm sermaye düzenine karşı oluşturulmuş bir ağırlıktır. Bu yüzden hedefine varmak için sadece Mecliste güç olması AKP’ye yetmeyecek, aynı zamanda bu dinamik gücün sokak, üretim ve hizmet merkezlerindeki gücünü de yenmek zorunda kalacaktır. Ki; bu o kadar kolay olmayacaktır. Hele söz konusu olan anayasa, başkanlık sistemi olduğunda Blok; bu gücün kendi taleplerinin anayasaya girmesi ve Anayasanın AKP’nin yeni statükosunu meşrulaştıran metin haline getirilmesini önleyecek bir güç olarak ülkenin demokrasi güçlerini birleştirecektir. “Blok”un meclisteki varlığı bu gücün büyümesini ve etkinliğini arttırıcı olacaktır.

AKP VE TÜM SİSTEM PARTİLERİNİN SEÇENEĞİ ‘BLOK’TUR!

Toplam açısından bakıldığında; aslında Blok hem üslubuyla hem de savunduklarıyla AKP’nin bir seçeneği (alternatifi) olduğunu göstermiştir. “Blok”un AKP’ye karşı tutumu halktan destek görmüştür ve “Blok” bileşenleri gelişmeleri doğru değerlendirerek, sorunlar karşısında en azından seçim sürecindeki kadar titiz değerlendirmeler yaparsa, Blok AKP ve sistem partilerine karşı halkın seçeneği olacaktır. Elbette “Blok”un bu rolünün önemi, CHP’nin AKP’nin bir seçeneği olamayacağını bu seçimde ortaya çıkmasıyla artmıştır. CHP’ye oy verenler, “CHP’ye bir kez daha destek verelim”, “CHP’ye vermeyelim de kime verelim?” “AKP güçlenmesin diye CHP’ye verelim” diyenler şimdi bir kez daha düşünmeli. Çünkü CHP, AKP’ye bir seçenek olmak bir yana onun iktidar olmasını meşrulaştıran bir rol oynamaktadır. CHP izlediği çizgiyle bu “kadere” boyun eğmektedir. Kılıçdaroğlu’nun gelmesi ve “yeni CHP” de CHP’nin AKP’ye alternatif olmasına vesile olamamıştır. Bu yüzden de AKP’ye karşı etrafında birleşilecek gerçek bir seçenek arayanlar “Blok”a bakmalı, onun ne yapmak isteğini doğru anlamalıdır. CHP tabanı bir kez daha CHP’deki iç çatışmalardan “yeni seçenek” beklememelidir. Tersine AKP ve öteki sistem partilere karşı bir seçenek arıyorlarsa bunu “Blok”un şahsında bulabileceklerini görmelidirler.

BALKON KONUŞMASI!

Erdoğan’ın gizli ve açık destekçileri, seçim sürecindeki gerilim politikasını savunamaz duruma geldiklerinde, bu “balkon konuşması”na işaret ediyorlardı. Bu çevreler, “Balkon konuşmasında Başbakan, ‘Seçimde olan orada kaldı’, ‘Biz hepinizi kucaklıyoruz’ diyecektir” diyorlardı. Başbakanın “balkon konuşması” da böyle oldu! Laflarına bakarsanız Başbakan herkesi kucaklayacağını söyledi. Ancak tıpkı, “Kibirli olmayacağız” derken bile kibirli bir eda ile “Herkesi kucakladığını” ilan etti. Ama kendisi karşısındaki herkesi eşitleyen ve herkesin üstünde kendisini, partisinin temsil ettiği sınıfı üstün gören bir tutumla! Dahası, ancak bir despot üslubuyla; taşeronla işçisini, rantiye ile işsizi, işçi ile patronu aynı göstererek; sınıfsız zümresiz kaynamış bir kitle olan bir toplum” olarak tarif ederek bunu yaptı. Ama biliniyor ki; daha ilk günden itibaren de, yine bütün despotik yönetimlerde olduğu gibi laftaki bu “eşit” görme pratikte kendi yandaşlarını daha eşit görme, emek karşısında sermayeyi kayırma, ezilenler karşısında ezene mazeret bulma olarak cereyan edecektir.