Altonale festivali yapıldı

Tonguç Baykurt

Hamburg Altona’da her yıl 1-19. Haziran arası Almanya’nın en büyük semt kültür festivallerinden biri düzenleniyor, adı Altonale. Yaklaşık 650 bin kişinin izlediği festivalin bu yıl konuğu Türkiye, Türkiyelilerdi.

Bu yıl onucucusu düzenlenen Altonale, kültürü salt yemek kültürü olarak anlayan festivallerden değil. Yüzlerce satış tezgahının kurulduğu, elbette döner ve lahmacununda satıldığı ve hiphopdan cambazlığa kadar birçok gösterinin yer aldığı bu sokak şenliğinde Türkiyelilerin de katkısıyla çok zengin bir kültür programı oluşturuldu. Sanat, edebiyat, film ve tiyatro bu geniş programın yalnızca bir bölümüydü.

Yaklaşık 20 gün süren bu etkinliklerde „Heimspiel“ tiyatro festivalini özellikle anmak gerekiyor. Çünkü Altonale çerçevesinde ilk kez bir Türk-Alman tiyatro festivali yapıldı. Tam da zamanı, çünkü göç günümüz Alman tiyatrosunun en sevilen konularından biri. Buna rağmen festivale katılan Türk ve Alman tiyatro grupları alışılmışın dışında birbirinden güzel oyunlar sundular.

Örneğin Altona’da 22 seneden beri faaliyet gösteren amatör tiyatro grubu istasyon, Muzaffer İzgü’nün dünyanın herhangi bir yerindeki bir sınırı ve bu sınırın iki yanındaki iki askerin acı dostluğunu anlatan oyununu profesyonel bir biçimde başarıyla sahneye koydular.

Geniş kadrosuyla yönetmenliğini Talat Yurtsever’in yaptığı Salon İstanbul, müziğin halkları nasıl kaynaştırdığının ve coşturduğunun güzel bir kanıtıydı.

Bu günlerde bol övgüyle anılan Berlin Ballhaus Nauynsokak Tiyatrosu’ndan Ayhan Sönmez; kendi günlüğünden yola çıkarak yazdığı „Yalancı Dünya“da çok inandırıcı, özgün bir oyun sundu.

Henriette Dushe’nin „Dilsiz Sevgi“,Türk-Alman çiftleri arasındaki  ilişkinin sanki sosyolojik bir araştırmasıydı. Başlangıçta bu konudaki kağıtlara yazılmış klişeleri sepetler dolusu sahneye döken Corinna Sommerhäuser, sonunda bütün kültürel sürtüşmelere karşın gerçek sevginin vatanı olmadığını savundu.

Festivalin en yoğun oyunlarından biri de kuşkusuz Carsten Brandau’nun yazdığı „Biz Son Değiliz“ di. Gerçek bir öyküden esinlenerek yazılmış oyun Almanyalı Türk Ayşe’nin öyküsünü anlatıyor. Almanya’da tıp okuyan Ayşe, Lübnanlı kocası Ziad Jarrah’in 11 Eylül 2001’de Pennsylvania’da bir tarlaya düşüren pilot olduğunu o gün öğreniyor. Ancak, Brandau’nun anlattığı 11 Eylül’deki bildiğimiz olay değil. Almanya’da doğmuş büyümüş Türkiye’li bir genç kadının ana-babasının da ait olduğu doğu kültürüyle olan çatışması. Frank Abt’in çok sade bir şekilde sahneye koyduğu bu oyunun konusu aslında aynen „Dilsiz Sevgi“ gibi iki farklı kültürden iki insanın birbirine olan sevgisi. Sommerhäuser hangi kültürden olursa olsun her kadın ve erkek bir ilişki içinde aynı sorunları yaşıyorlar derken, Frank Abt özellikle bu iki seven insan arasındaki kültürel uçurumu hem de çok duygusal olarak anlatıyor.

Aynı çatı altında, farklı insanlar ve farklı kültürler. Birbirinin benzeri yaşam ve mücadeleler… Altona’nın tam ortasında, Thalia Tiyatrosu’nun bu vesileyle sahnelerini ilk kez bu festivalle Türkiyelilere  açması insanı sevindiriyor. 2,5 milyondan fazla Türkiye kökenli göçmenin yaşadığı Almanya’da Türkiyeliler artık kendi sahalarında oynuyorlar. Altona’da olduğu gibi artık konuk değil ev sahibiler. 50 yıl sonra buralı olmak çok da normal değil mi? Umarım bundan sonra Almanya’nın her şehrinde Heimspiel festivalleri düzenlenir.