Mesleki eğitime geçişte fark var

Söyleşi: Elifcan Karacan

Almanya ile Türkiye arasındaki işgücü anlaşmasının taraflarca imzalanmasının üzerinden 50 yıl geçti. Almanya’ya göç ise şüphesiz bundan çok daha uzun bir süredir söz konusuydu. Savaştan yeni çıkmış bir ülke, bir taraftan iktisadi atılımlarla kalkınmaya çalışıyor diğer taraftan önüne koyduğu hedefleri gerçekleştirebilmek için dışarıdan ek insan gücüne ihtiyaç duyuyordu. Almanya bir göç ülkesi olduğunu uzun süre kabul etmedi belki ama aradan geçen bunca zaman içerisinde ilk gelen göçmenler çoktan bu topraklarda kök salmaya başlamışlardı. Şimdi o kökleri yerinden söküp atmak pek mümkün görünmüyor, yine de görünen o ki Almanya kağıt üzerinde göç ülkesi olduğunu kabul etse de “ruhen” bu durumu bir türlü kabullenemiyor.

Toplumun çoğunluğu da dahil olmak üzere, kurumlarıyla, bürokratlarıyla Almanya’nın artık kaderinin göçmenleriyle beraber yazıldığını anlaması gerekiyor. Sadece yasal düzenlemelerin göçmen vatandaşların karar verme mekanizmaları da dahil toplumun tüm alanlarına dahil olması için yeterli olanakları sağlamakta yetersiz kaldığı bir gerçek. Göçmen ailelerin çocuklarının karşılaştıkları ilk eşitsiz durumlardan biri de eğitime katılım. En temelde başlayan bu eşitsizlik daha sonra gelecek istihdam piyasasına katılımda da eşitsizliğin devamına neden oluyor. Bu eşitsizlikler yumağı adeta bir kısırdöngü şeklinde devam ediyor…

Dr. Can Aybek, Siegen Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde sosyal bilimlerde araştırma yöntemleri, göç ve entegrasyon konularında dersler veriyor. Uzun yıllar Türkiye’den Almanya’ya göçün farklı biçimleri üzerine yaptığı çalışmalarına halen çeşitli akademik projelerle devam ediyor. Doktora çalışması ise işte bu bahsettiğimiz eğitimdeki eşitsizliğin bir biçimi olan mesleki eğitime katılım süreçleriyle ilgili. Aybek ile özellikle göçmen ailelerin çocuklarının yoğunlukta olduğu Hauptschule türündeki okulları takip edip, mesleki eğitime geçmek isteyen göçmen kökenli gençler ile aslen Alman olup mesleki eğitime geçmek isteyen gençlerin önündeki engelleri ve başarı oranlarındaki farklılıkları analiz ettiği çalışması üzerine konuştuk.

Öncelikle doktora araştırmanız hakkında genel bir bilgi verebilir misin?

Doktora çalışmamda Hauptschule’ye devam eden gençler arasında mesleki eğitime geçiş sürecinde yaşanabilecek bazı sorunları tespit ettikten sonra, bunlarla ilgili sorular sorup, yaptığım analizlerle bu soruların cevaplarını vermeye çalışıyorum. Bu doktora tezimin üç temel unsurundan bir tanesi. Diğer bir unsur Alman mesleki eğitim sisteminin, Almanya’da okuldan istihdam piyasasına geçişin, başka ülkelerle karşılaştırıldığında özelliklerinin neler olduğu meselesi. Üçüncü bir konu da bu istatistiksel analizi tamamlayan bir şey: Yerel düzeyde hangi aktörlerin “dezavantajlı” gençlerin mesleki eğitim olanakların iyileştirmesiyle ilgilendiklerini belirleyip, bu aktörlerin stratejilerinin ne olduğunu, karşı karşıya kaldıkları problemleri nasıl algıladıkları ve bunlarla ilgli nasıl çözümler ürettikleri meselesi.

Çalışmanızda kullandığınız Federal Mesleki Eğitim Enstitüsü verilerinin nasıl toplandığından biraz bahsedebilir misin?

Araştırmanın verileri, 18-24 yaş arasında 7 bin 230 kişiden toplanan bilgilerden oluşuyor. Çok dilli ve bilgisayar destekli yürütülen görüşmelerde insanların ilk okula başladıkları dönemden başlayarak mesleki eğitime geçiş sürecini de içeren tüm eğitim hayatları üzerine sorular yöneltiliyor. Bunun yanında bu kişilerin aileleri, aile bireylerinin eğitim seviyeleri, yaşadıkları çevreyle ilgili sorular da soruluyor. Benim temelde ilgilendiğim nokta anneleri, babaları veya büyükanne, büyükbabaları göç etmiş gençlerin mesleki eğitime geçiş konusunda yaşadıkları potansiyel problemler. Bunun her zaman problemli olması gerekmiyor elbette. Birçok durumda da problemli değil. Ancak belli gruplar var ki literatürde ve siyasi arenada problemli olarak tanımlanıyor. Bu da özellikle Hauptschule’ye devam etmiş olanlarla alakalı. İstatistiklere baktığımızda göçmen kökenli ailelerin çocukları bu okul tipinde genel nüfus içindeki oranlarına göre daha fazla yer alıyor. Benim sorum da şu: Hauptschule’ye devam etmiş olanlar arasında göçmen kökenli olanlarla olmayanlar arasında mesleki eğitim sürecine katılımda farklılıklar var mı? Ancak bu tip okuldan mezun olan gençler sadece biribirleriyle rekabet halinde değiller. Realschule ve Gymnasium tipi okullardan mezun olan öğrenciler de özellikle belli mesleki alanlarda rakipler.

Araştırmanızda yaptığınız bir analize göre, Hauptschule mezunları mesleki eğitime geçişte Realschule mezunlarına göre üç kat daha dezavantajlılar. Aynı şekilde Gymnasium mezunlarıyla kıyaslandığında bu oran dört buçuk kata çıkıyor. Bunun içinde de göçmen kökenli olan gençlerin mesleki eğitime katılımına bakıyorsunuz. Bunda ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?

Bu analizler başka meslektaşlarımın yapmış olduğu analizler. Ben de onları kendi yazımda tartışıyorum.Örneğin, gencin yaşadığı yöredeki ekonomik koşulları ve işsizlik oranı daha iyi veya daha olumsuzsa, bu gencin mesleki eğitime geçişini nasıl etkiliyor, vs. Bu araştırmalara bakarak şu noktaya varıyorum: Görünen o ki, Hauptschule’den mezun olmak mesleki eğitime geçiş açısından bir takım zorluklar yaratıyor. Ama bunun dışında cevaplanması gereken bir diğer soru da göçmen kökenli olmanın kendi başına, yani öteki faktörleri kontrol edersek, bir etkisi var mı? Basit olarak söylüyorum; iki kişi alıyoruz, ikisi de aynı okuldan mezun, notları da aynı, anne-babalarının eğitim seviyeleri de, oturdukları bölgenin ekonomik koşulları da benzer. Ama biri göçmen bir aileden geliyor, diğeri gelmiyor. Öyleyse mesleki eğitime geçişte fark var mı?

Bunun cevabını nasıl veriyorsunuz?

Sorunun cevabı analizlerde kendini gösteriyor. Fark var. Şöyle ki; öteki faktörleri kontrol ettiğimizde bile mesleki eğitime geçişte göçmen kökenli gençler -Türk, Eski Yugoslavya, İtalya gibi tek tek gruplara ayırmadım- genel olarak göçmen kökenliler diğerlerine göre daha dezavantajlı konumda görünüyor.

Almanya’da doğmuş göçmen gençler içerisinde mesleki eğitime katılım oranı yaklaşık olarak yüzde 33. Bu oran Doğu Avrupa’dan veya eski Sovyet Cumhuriyetlerinden gelen Alman kökenliler için yüzde 35. Ancak başka bir ülkede doğup Almanya’da mesleki eğitime dahil olmak isteyenlerin başarı oranı yüzde 18’lere düşüyor. Tüm bu gruplar arasında da en dezavantajlı grup Türkiye’de doğmuş veya TC vatandaşı gençler. Onların Almanya’da mesleki eğitime dahil olma başarısı yüzde 16.

Bunlar benim araştırmamda elde ettiğim bir sonuç değil. Bahsettiğiniz Federal Mesleki Eğitim Kurumu’nun yaptığı bir araştırmanın sonucu.

Araştırmanızda incelediğiniz bir diğer konu da mesleki eğitim yapmaya karar verme aşamasındaki gençler arasında görülen farklılıklar. Şöyle bir soru yöneltiyorsunuz: Mesleki eğitim yapmaya karar verdikten ne kadar süre sonra gençler bu amaçlarında başarılı olabiliyorlar? Bunu da zaman açısından değerlendiriyorsunuz. Çarpıcı olan mesleki eğitime katılmaya karar vermiş gençlerden aslen Alman olanların yüzde 40’ı altı ay sonra bunu başarırken, göçmen gençler için bu orana ulaşmak ancak 26 ay sonra mümkün olabiliyor. Dört yıl içindeyse aslen Alman olanların yüzde 83’ü, göçmen gençlerin ise ancak yüzde 60’ı mesleki eğitime dahil olabiliyor. Bunun nedenleri neler?

Bu verilere dayanarak bir yargıda bulunmak çok mümkün olmuyor maalesef. Kurumlardaki mesleki eğitimle ilgili başvuruları alan kişilerin nasıl hareket ettikleri konusunda araştırmalar yapmak gerekiyor. Onların kafasındaki algılar ne yönde, buna bakmak gerekiyor. Ama onun dışında mesleki eğitim fırsatı sunan kurumla değil de, gençler ve bu gençlerin aileleriyle ilgili başkaca konular da meslek öğrenimine geçişin ne kadar başarılı ve ne kadar çabuk olacağını etkileyebilir: Mesela mesleki eğitim yeri aramak, başvuru yapmak bir planlama gerektiriyor. Hauptschule dokuzuncu sınıfa kadar sürüyor. Bu konuda itinalı olan anne-babalar yedinci sınıftayken çocuklarıyla birlikte hazırlık yapmaya başlıyor. Bu da tabii ki sonucu olumlu etkileyebiliyor. Ama bu faktörlerden yalnızca bir tanesi. Biraz önce söylediğim gibi, mesleki eğitim başvurularını alan taraftaki algıların nasıl olduğu da önemli. Belli bir görünüme sahip kişilerin gelecekte başarılı olup olamayacakları, eğitimi iyi bir biçimde tamamlayıp tamamlamayacakları ile ilgili kurumlarda bir takım önyargılar olabilir. Annesi, babası Türkiye’den gelmiş gençleri düşünecek olursak, bu topluluğun Alman medyasında nasıl temsil edildiği önemli olabilir. Kimin çırak olarak alınacağına karar veren insanlar da o gazeteleri okuyorlar, o televizyon programlarını izliyorlar. Türkiye’den gelen insanlar hakkında negatif bir imaj çizildiğinde, bir takım önyargılara sahip olabilirler. Bizim gençlerin karşı karşıya kaldığı birtakım sorunlar, bu önyargılardan da kaynaklanıyor olabilir.