Çin’den stratejik hamle

Çin Başbakanı Jiabao, beş günlük AB ziyaretinde ülkesinin ekonomik gücünü dosta düşmana hissetirdi. 300 kişilik ‘küçük bir orduyla’ Avrupa’ya gelen Jiabao, bütün hedeflerimize ulaştık dedi.

Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun beş günlük AB ziyaretinin yankıları sürüyor. AB Dönem Başkanlığı’nı sürdüren Macaristan’da başlayan ziyaret, İngiltere ile devam etti ve Almanya’da son buldu.
RAHATLAYAN SADECE     MACARİSTAN DEĞİL
Avrupa gezisinin ilk durağında Jiabao, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile bir araya geldi. Görüşme sonrası yapılan basın toplantısında, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen Jiabao, “Çin, AB’nin borç krizini çözeceğine inanıyor. Uzun vadeli yatırımlara ilgili olan ülkemiz bundan sonra da AB ülkelerinin devlet tahvillerine yatırım yapmayı sürdürecek. Çin Avrupa’yı ve Euro’yu destekleyecek, bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi. Jiabao ayrıca Macaristan devlet tahvillerine de yatırım yapacaklarını söyledi ancak bir miktar belirtmedi.
Çinli misafirine teşekkür eden Orban ise, Çin’in Macaristan’a çok büyük bir yardımda bulunduğunu belirtirken, “Tarihsel bir düzeyde yardımdan söz etmem abartı olmaz” dedi. Sözkonusu yardımın iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir dönemin başlamasına vesile olduğunu söyleyen Orban, “Artık devlet finansmanı konusunda sorunlarımız kalmadı, Macar ekonomisi için endişelenmeye gerek yok” dedi.
Çin’in AB üyelerinin devlet tahvillerini satın almayı sürdüreceğini açıklaması bütün AB’yi rahatlattı. Geçtiğimiz yılın sonunda Yunanistan ve Portekiz devlet tahvillerini satın alan Çin, bu yılın başında da 6 milyar Euro’yu İspanya devlet tahvillerine yatırmıştı.
Çin’in başka hangi ülkelerde devlet tahvilleri satın aldığı resmi olarak açıklanmasa da, birçok ülkenin Çin’e devlet tahvili satmak için çırpındığı biliniyor. Jiabao’nun zaman darlığı nedeniyle Belçika’nın davetini kabul etmemesi üzerine Belçika Başbakanı Yves Leterme ve Maliye Bakanı Didier Reynders, Londra’ya giderek devlet tahvillerini pazarlamaya çalıştılar.
CAMERON TAKLA ATTI
AB üyeleri arasında Fransa’dan sonra en fazla ticaret açığı olan ülke durumundaki Büyük Britanya Başbakanı David Cameron, Jiabao’yu beklerken yaptığı açıklamada, Çin’in büyük fırsatlar sunduğunu ve ülkesinin bu fırsatları değerlendirmekten geri durmayacağını söyledi.
“Çin-İngiltere Stratejik Zirvesi” adı verilen buluşmadan büyük beklentileri olduğunu söyleyen Cameron, “Çin, Britanya ürünlerine önem veriyor ve Britanya işletmelerini yatırımcı olarak ağırlamak istiyor” dedi.
Jiabao ve Cameron ile yapılan görüşmelere paralel olarak yapılan ticari görüşmelerde toplam değeri iki milyar doları aşkın çok sayıda ticaret anlaşması imzalandı. Ayrıca iki ülke arasındaki karşılıklı ticareti 2015 yılına kadar iki katına çıkarmayı hedeflediklerini açıklayan politikacılar, özellikle insan hakları politikaları konusunda karşılıklı saygı ve işbirliği içinde olacaklarını bildirdiler.
Çin’de daha fazla İngiliz yatırımı ve ürünlerini görmeyi memnuniyetle karşılayacaklarını söyleyen Jiabao, daha sonra bir otomobil fabrikasını gezdi. Sözkonusu fabrika İngilizlerin yıllarca “ulusal değeri” olarak tanımladıkları fakat daha sonra iflas ederek Çinliler tarafından satın alınan MG Rover tesisleri olması da Britanya’nın endüstri alanındaki durumunu ortaya koyuyor. 16 yıl üretim yapılmayan tesis “Şanghay Otomotiv Endüstrisi Şirketi” tarafından satın alınmış ve bu yılın başında yeniden üretime başlanmıştı.
Planlamasının İngiltere’de yapıldığı parçaların neredeyse tümünün Çin’de üretildiği yeni MG Rower modeli, Birmingham yakınlarındaki Longbridge’de montaj ediliyor.
Çin Başbakanı, ziyareti sırasında İngilizleri pohpohlamayı da ihmal etmedi. Jiabao’nun “Dünya edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan oyun yazarı ve şair William Shakespeare’e ömrüm boyunca hayranlık duydum” sözleri bütün basında yer alırken, Britanya Kültür Bakanı Jeremy Hunt, Çin ile eksiksiz diyaloga sahip olmak için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Ekonomik ilişkilerin yanı sıra kültürel diyalogun da tarafların birbirini daha iyi anlaması için kilit önemde olduğunu belirten Hunt, “Bu konuda Çin’e sunacağımız çok şey var” dedi.
MERKEL’E AB’NİN BAŞBAKANI YAKIŞTIRMASI
Jiabao Almanya’ya gelmeden önce Çin basınında çıkan haber ve yorumlarda, AB ile sorunların Almanya’da çözülebileceği yer alması Almanya’da, “Merkel’e jest” olarak değerlendirildi.
Bild ve Welt gibi gazeteler, Merkel’in bu iltifatlarla gözünün boyanmasına izin vermemesini diledikleri yorumlarında, başbakanı çok dikkatli bir politika izlemesi konusunda uyarmayı ihmal etmediler. “Sarı istila” ve “Çin, Avrupa’yı ezip geçiyor” gibi ırkçı başlıklar atmayı ihmal etmeyen Bild ve Welt gibi gazeteler, “aslında Çin’in Almanya’ya muhtaç olduğunu” da belirtmekten geri durmadılar.
FAZ, FTD gibi gazeteler ise Merkel’in Çinlilerin gözünde AB Başbakanı konumunda olduğuna dikkat çekerken, “Bu durumda Alman hükümeti iltifatların altına ezilmemeye ve diğer AB ülkelerinin de çıkarlarını gözeten bir tutum almak zorundadır” görüşünü savundular. Pratik olarak Merkel’i “AB Başbakanı gibi” davranmaya davet eden FAZ ve FTD, Almanya’nın bu rolün hakkını verebileceği görüşündeler.
Bu gazetelerin Alman hükümetini uyardıkları konu ise Çin’in elinde bulundurduğu AB ülkelerinin devlet tahvilleri oldu. Çin’in 3 trilyon dolar döviz rezervlerinden faydalanmanın, yatırımları çekmenin veya uzun vadeli devlet tahvili satmanın çekici olduğuna dikkat cazip olduğuna dikkat çekilen yorumlarda, “Fakat özellikle devlet tahvilleriyle Çin’in eline ciddi bir koz verildiği gözden kaçmamalı. Çin bu pozisyonunu kötüye de kullanabilir” deniliyor.


200 MİLYARLIK TİCARET HEDEFİ

Çin ve Almanya’dan 24 bakanın katıldığı ve Merkel ile Jiabao’nun başkanlık yaptığı “Almanya-Çin Danışma Kurulu” toplantısında çok sayıda sözleşme imzalandı. 2010 yılı sonu itibarıyla 130 milyar Euro dolayında olan iki ülkenin karşılıklı ticaretinin 2015 yılına kadar 200 milyar Euro’ya çıkartılması hedefleniyor.
Bunun yanı sıra karşılıklı yatırımların artması için çaba harcanması konusunda da taraflar görüş birliğine vardı. Buna karşın Çin, özellikle Alman firmalarının yatırımlarının teknolojik olarak geri olmasını eleştiriyor. Bu arada Berlin’deki görüşmeler kapsamında, Çin’in Almanya’nın da ortak olduğu havacılık devi Airbus’dan, 62 adet uzun menzilli A380 model uçak satın alacağı da açıklandı. Konuyla ilgili anlaşmanın imzalandığı ve satışın değerinin 10 milyar Euro’yu bulduğu da bildirildi. (YH)

ALMANYA İNSAN HAKLARINI YERİ GELDİĞİNDE KULLANIYOR

Deutsche Welle Radyosu’na açıklama yapan Bonn Üniversitesi siyaset bilimi uzmanı Gu Xuewu, Çinli yetkililerle yapılan bütün görüşmelerde “insan hakları ihlallerinin” gündeme gelmesinin Çinli yöneticileri fazla etkilemediğini söyledi. “Çin Hükümeti ve Wen Jiabao’nun danışmanları, Batılı liderlerin Pekin Yönetimi ile insan hakları konusunu masaya yatırdığında, bunun daha çok iç politik hesaplardan ileri geldiğini tespit etti. Batılı ülkeler, Çin’i insan haklarını iyileştirmeye zorlama amacı taşımıyor” diye konuşan Gu,  “Wen’in ziyaretinde de aynı tablo ortaya çıkacak” dedi
Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin “Çin tehlike değil, muazzam bir fırsat olarak görülmeli” şeklindeki sözü Almanya’nın bundan önce insan hakları konusunda gösterdiği sert tepkilerin yumuşadığı şeklinde yorumlandı.
Şüphesiz Almanya’nın sadece iç politik hesaplarla insan haklarını gündeme getirdiği gerçeğin bir yanı. Fakat Almanya fırsat buldukça Çin’in içişlerine karışmaktan da çekinmiyor.
2007 yılında Merkel’in Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama’yı kabul etmesi olayında olduğu gibi daha sonra “Uygur Türklerinin” ayaklanmasına destek vermesi, Çin’i uluslararası alanda dışlamaya ve sıkıştırmaya çalışması boşuna yapılmıyor.
Nitekim birçok konuda sessiz kalan Çin yönetimi hem Dalay Lama hem de Uygurlar konusunda “iç işlerimize kimsenin müdahalesine izin vermeyiz” diyerek Almanya’ya sınırlarını göstermeye çalışmıştı.
Ayrıca bu olaylar üzerine çok sayıda resmi görüşme ya ertelenmiş veya tümden iptal edilmişti.
Almanya’da sermayenin eleştirilerine neden Alman hükümetinin tutumu özellikle 2008 sonunda başlayan krizle birlikte değişmesine yol açtı.
Çelişkili gibi görünen bu durum aslında gayet açık; Bir yanda gelişen ve büyümekte olan Çin pazarına girmek için her şeyi yapmaya hazır olan Alman sermayesi diğer yanda bu büyüyen ve giderek dünyanın en önemli güçleri arasına yerleşen Çin’in politik ve ekonomik etki alanını daraltmak içinde fırsat kolluyor. Bu tutum Merkel’in son Asya ziyaretinde de görülmüştü.