Taşeronlaş-ma!

İŞÇİ MEKTUBU
Mağduru bütün bir sınıftır, kaybedeni de odur. Ama yoktur onun gündeminde, günden güne kaybettiği hakları, çekilmez çalışma koşulları. Aksam seyredilmiş bir maçın, izlenmiş dizinin sohbeti vardır sabah tezgâhlarında, masalarda. Yaşamak sadece nefes alıp vermektir artik: düşünmek üretmek yoktur. İtiraz etme, bilinç sadece özlenen beklenen BİR tavırdır. Yaşam taşeron işçisi için cehennemdir. Gece çalan bir telefonla işe gidilir, istenilen saate evde kalınır ya da eve yollanır. Aylıkların değişkenliği sıkıntıdır. Giderler sabit gelirler değişkendir. Evlenme hayali, belki bir araba, ah alsam sahip olsam denen: hayallerde bir süstür, sürekli ertelenen. Her gün yeni bir fabrika, veya vardiya yada bant onun için can sıkıcı bir sürprizdir. Dostluklar kurulamaz yabancılaşma, kopukluk onun sekiz saatindedir. Aynı masa etrafında ismini bile bilmedikleri bir yığın yorgun yüz, ellerde bir cep telefonu o can sıkıcı molayı geçirecek meşgaledir.
Hastalansa alınacak bir rapor tehlikedir. Çantada taşıdığı ilaçlar ağrısına dermandır. Zor iş hep onadır, zora itirazın adı ise tembelliktir. Tüm idarecilerin her sözü itiraz edilemez kutsal BİR metin gibidir. Yapılan her hata şefin işten atma tehdidi olarak yankılanır kulağında, kendi firması, gönderildiği ana firma… derken, patronu çoktur onun. Ana firma işçisi dahi amiri gibidir artik onun. Rekabet çetindir, her yüz taşerondan 7’si kadroya alınır; elemesi gereken 93 rakibi vardır artık onun. İşçiler arası dayanışma-dostluk, birlik duygusu şimdilik unutulması gereken saçma bir ahlak dersidir. Akıllı olmak, şeflerine yakın olmak, itaatkâr olmak kulaklara fısıldanan temel öğretidir. Artık tim liderleri, süpervizörler daha güçlüdür. Kurallar sınırlar haklar kolay rafa kaldırılacak oyuncaklardır. Artık güçlüdürler taşeron işçisi sağ olsundur. Etrafları şimdi daha çaresiz ümitle alınmayı bekleyen kalabalıklarla doludur. Sendikaya aday olmamak, seçilmemek bu saatten sonra bir deliliktir.
Yani yukardan aşağıya, patrondan sermayeden süpervizöre, hatta tim liderine kadar bal tutan parmağını yalıyordur artık. “Pausenraumlar” esnaf-kahveci tim liderlerin ve onların kahkahalarına ortak süpervizörlerin panayır alanıdır. Uzaktan bakarak yan yana çalışan ayrı renkten, dinden, milliyetten işçiler için sınır çizilmiştir. Koparabildiği fazladan bir sigara molası minnettar kalınacak bir bahşiştir. Sınırlar haklar kaderler kulvarlar böyle çizilmiştir, yarış çetindir ve süratli olan kazanacaktır. Fakat gözler artık ana firma işçisine de dönmüştür. Bu sürate ayak uydurmak ondan da beklenir olmuştur. Eski çalışma tarzı beklentilere uymadığı için sorgulanıyordur. Her şey ana firma işçisi için daha zordur artık. Yıllardır çalıştığı belki de emekli olmayı hesap ettiği yer, onun için ‚inceldiği yerden kopsun‘ dediği yer haline gelmiştir artık. Kimsenin rapor almayı düşünmediği hatta almama süresinin uzunluğu ile ilgili yarışın dahi yapıldığı, rekortmenlere ödüllerin dağıtıldığı resimlerin çekilip övgü dolu sözlerle duvara asıldığı bir işyerinde hasta olmak, rapor almak göze batacaktır. Kendi gönlüyle ayrılanın, atılmadan bırakan arkadaşlarının çokluğu bu saatten sonra daha anlamlıdır artık. Artık onun önünde iki yol vardır, ya çıkıp kendine bulabilirse yeni bir iş bulacak ya da o da bir taşeron işçisi gibi bu yarışa üç maymunu oynayarak katılacaktır: ARTIK SABRI ONU NEREYE KADAR GÖTÜRÜRSE…

Bir taşeron işçisi