Her yerde ve her zaman ırkçılığa hayır!

Silvan’da 20 gencin hayatına mal olan çatışmada 13 askerin ölmesini bahane eden kimi sözde “sivil toplum örgütleri”, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli Türk ve Kürt göçmenler arasında nifak tohumları ekmek için bir kez daha harekete geçti.

Türkiye’de gerçekleşen en küçük olayı bahane ederek Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenler arasında nifak tohumları ekmek için bekleyen pek çok sözde “sivil toplum örgütü”nün bulunduğu biliniyor. Türkiye kökenlilerin yaşadıkları ülkelerdeki sorunlarıyla ilgilenmeyip onları Türkiye’deki gelişmeler üzerinden kamplaştırmayı kendisine iş edinen örgütler, şimdi de Diyarbakır’ın Silvan ilçesi yakınlarında meydana gelen çatışmada acı bir şekilde 7’si gerilla, 13 askerin yaşamını yitirmesi herkesin yüreğini dağlıyor.

Dolayısıyla bugün önemli olan, 20 gencin ve onların ailelerinin acısını duymak  ve paylaşmaktır. Zira; bu ölümler arasında ayrım yapılarak, 13 askerlerin öldürülmesi üzerinden kimseye halklar arasına ırkçılık, kin, düşmanlık ve bölücülük tohumları saçma hakkını tanımamalı.

Çünkü acının, gözyaşının rengi, milleti, ulusu, vatanı yoktur.

Ne var ki bu ayrımı yapanlar olayı bahane ederek, Avrupa’nın ortasında ırkçı ve milliyetçi temelde Kürtleri hedef göstermek üzere harekete geçmiş bulunuyorlar.

Belirtmek gerekiyor ki; Silvan’daki saldırının zamanlaması ve biçimi üzerinde “derin bir provokasyonun” olduğu konusunda kuşkuların da yaygın olduğu ve tartışıldığı bir dönemde resmi açıklamaların peşin olarak kabullenilerek bu türden eylemlerin planlanması sorunludur.

Aynı örgütler, bundan dört yıl önce de benzer şekilde pek çok kentte gösteriler düzenledikten sonra Köln’de Kürtlere ait dernek, Berlin’de yine Kürtlere ait camiye saldırılarda bulunulmuş, bu durum Alman kamuoyunda da tartışmalara neden olmuştu.

TEK MERKEZDEN YÖNETİLİYORLAR

Sözünü ettiğimiz dernek ve inisiyatifler sanki tek merkezden yönetiliyormuşçasına, hareket ederek başta Köln, Mannheim ve Berlin olmak üzere, pek çok kentte “basın açıklaması” adı altında, sözde “teröre tepki” özde ise “Kürt düşmanlığı” olan eylemler düzenleme kararı aldılar. Berlin’deki açıklamaya imza koyanların başında Berlin Türk Cemaati, DİTİB, Milli Görüş, Berlin Brandenburg Türkiye Toplumu (TBB), İslam Federasyonu, Almanya Türk Toplumu (TGD), Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD), Alperen Ocakları, Berlin Türk Okul Aile Birliği, Türk Alman İşverenler Birliği (TDU), Berlin Türk Spor gibi kurumlar geliyor. Diğer kentlerdeki bileşimler de bundan pek farklı değil.

Kendi aralarındaki çıkar çatışmalarını, dalaşmaları “millet” adına bir yana bıraktığını ileri süren söz konusu örgütler, takındıkları tutumla aslında “millet”e yarardan çok zarar veriyorlar.

Bugüne kadar Türkiye kökenli göçmenlerin hem Almanya’dan hem de Türkiye’den kaynaklanan sorunları için adeta kıllarını bile kıpırdatmayan bu örgütlerin tümü şimdi, insanların milli ve dini duygularını suiistimal ederek, halklar arasında düşmanlıkların körüklenmesine çalışıyorlar.

“Vatan” ve “millet” suiistimali üzerinden bir araya gelen örgütler, şimdi en geniş payda üzerinde gerçekleştirdikleri birlikteliği, sokak eylemleriyle sürdürmek istediklerini ifade ediyorlar.

DUYARLI OLMAK LAZIM, AMA NASIL?

Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye’de yaşanan acı ya da sevinçlere duyarlı, ortak olması, tepkisini göstermesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak bunun nasıl olacağı önemli.

Kürt sorunu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin 88 yıldır altından kalkamadığı devasa sorunun çözümü doğrultusunda adımlar atılmadan, Avrupa’nın orta yerinde “tel’in mitingleri” düzenlemenin, düşmanlık körüklemenin hiç kimseye bir yararı olmadığını yıllardır yaşanan tecrübeler gösteriyor. Çünkü, 25 yıldan fazla bir süredir devam eden savaş boyunca defalarca bu türden eylemlere tanık olduk.

Çeyrek asırdır süren savaşın 40 binden fazla insanın canına mal olduğu gerçeği görülmeden, sorunun kaynağına inilmeden, her ölüm karşısında milliyetçi hezeyana kapılıp Kürtlere karşı ırkçılık yapmakla ne Türkiye’deki sorunlar çözülebilir ne de Avrupa’da yaşayan Türk ve Kürt göçmenler arasında gerçek anlamda yakınlaşmaya yol açılabilir.

Bu nedenle, daha fazla askerin, gerillanın ölmemesinin yolu, Kürtlerin haklarının tanınması, barışın tesis edilmesinden geçiyor. Her ölüm karşısında barışı değil de savaşı, intikamı düşünmek, yeni ölümlere davetiye çıkarmaktan başta bir şey olmasa gerek.

Bu nedenle, sözde “terörü kınama” adına yapılan ve yapılacak eylemler, Türkiye’de sürmekte olan çatışmaların bitmesine yardımcı olmaktan çok zarar veriyor.

ÇOK DİLLİ, ÇOK ULUSLU BİR TÜRKİYE MÜMKÜN

Bugün ırkçı sloganlarla Kürtlerin üzerine yürümeyi planlayanlar, yayınladıkları bildirilerde, açıklamalarda “Tek millet, tek bayrak, tek ulustan” söz ederek aslında, geleneksel “tekçi” yaklaşımların uzantısı olduklarını gösteriyorlar. Ama aynı kesimler, içinde yaşadığımız Almanya’nın çok kültürlü, çok uluslu ve çok dilli bir ülke olmasından söz ederek, belli “azınlık” hakları talep etmeyi de elden bırakmıyorlar.

Ama; Almanya’da yaşayan 2.5-3 milyon Türkiye kökenli göçmen adına talep ettiklerinin yarısını Türkiye’de yaşayan 10-15 milyon Kürt içinde talep etmeyi akıllarının ucundan geçirmiyorlar. Halbuki; yaşadığımız Almanya örneğinden yola çıkarak farklı inançlardan, uluslardan, kültürlerden insanların dillerini, kültürlerini kullanmalarının mümkün olduğunu, kendilerine yön veren egemenlere anlattıklarında, belki bu kadar kan ve gözyaşının akmasına engel olunabilir.

Bütün bunlardan ötürü, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk ve Kürt göçmenlerin, bir arada dostluk ve kardeşlik içinde yaşamalarında Kürt sorununa en kısa zamanda getirilecek demokratik çözüm büyük bir önem taşıyor. Buradan yapılması gereken, halklar arasında düşmanlıkları ve önyargıları körüklemek değil, dostluk ve kardeşliğin sağlanmasına yardımcı olmaktır.O zaman, yeni ölüm haberlerinin gelmemesi için bir şeyler yapılmış olur. (YH)

İnkar ve imha politikaları kan ve gözyaşı akıtmaya devam ediyor

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) yaptığı açıklamada, “Silvan’da yaşananlar hepimizi derinden üzmüştür” diyerek, çatışma ve ölümlerin bir kez daha Türk’ü, Kürt’üyle bütün Türkiye halkının acil ihtiyacının barış olduğuna dikkat çekti. DİDF tarafından yapılan açıklamada ayrıca şu görüşlere yer verildi: “Askerle gerilla arasında on yıllardır süren çatışmanın nedenlerini sorgulamak ve Kürt sorununa kalıcı-demokratik-barışçı çözüm temelinde yaklaşmak yerine, genç bedenlerden dökülen kanı ve acılı anaların gözyaşlarını adeta fırsat bilip savaş kışkırtıcılığı yapan bu çevreler, bir kez daha halklar arasında düşmanlık yaymaya, Kürt halkına ve onun temsilcilerine yönelik baskı kampanyaları düzenlemeye çalışıyorlar. Kürt halkının isteklerini görmezden gelip, barış ortamı yaratılmasına ayak direyen bu çevreler, halkın duygularını sömürerek ve adeta bir psikolojik harekat yürüterek bütün Kürt halkına karşı kin ve ayrımcılığı körüklemekte ve ateşle oynamaktalar” denildi.

Almanya’da bazı örgütler tarafından gösterilerin düzenlenmesine de tepki gösteren DİDF, “Ne yazık ki, Türkiye’de „terörü kınama“ adı altında Kürt halkına girişilen linç kampanyasının, bir takım ’sivil toplum örgütleri‘ tarafından başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine de taşınmak istediğini görmekteyiz. Bu kuruluşlar tutumlarıyla milliyetçi kutuplaşmaya hizmet etmekte; Türk ve Kürt halkı arasındaki kardeşliği zehirlemektedirler.

Almanya’da yaşayan biz Türk ve Kürt emekçiler de Türkiye’de yaşanan bu gelişmeleri izliyor ve akan kanın durması, Kürt halkının demokratik taleplerinin karşılanması; iki halk arasında nefret ve düşmanlık yaratmak isteyen girişimlere dur denmesini istiyor ve bu konuda Türkiye’de demokrasi ve özgürlükten yana uğraş veren güçlerin yanında olduğumuzu bildiriyoruz” denildi.