Deniz Feneri’ne GERÇEKTEN dokunulacak mı?

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da “en büyük bağış skandalı” olan Deniz Feneri e.V. hakkında Türkiye’de gecikmeli de olsa adım atılarak, skandalın sorumlu isimleri olarak bilinen Zahid Akman, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan ve Mustafa Çelik tutuklanarak cezaevine konuldu. Yargılama sonucunda nasıl bir kararın çıkacağı ise merak konusu. Türkiye’deki yargının bu denli geç hareket etmesi, ister istemez Almanya’daki yargılama süreciyle paralelliklerin kurulmasına neden oluyor.
İlk olarak Evrensel gazetesi tarafından 2 Aralık 2006 tarihli Avrupa baskısında “Deniz Feneri kimin yolunu aydınlatıyor?” manşetiyle gündeme taşınan bu büyük dolandırıcılık olayı, 25 Nisan 2007’de polisin Frankfurt’taki Deniz Feneri e.V. ve Kanal 7’nin Avrupa bürolarına baskınlar yaparak, pek çok belgeye, bilgisayara el koyması ve sorumlularının gözaltına alınmasıyla açığa çıkmıştı.
Elde edilen bilgi ve belgelerin tasnif edilmesiyle hazırlanan iddianamenin ardından 1 Eylül 2008’te başlayan mahkeme süreci, 17 Eylül’de sona ermişti. 17 gün içinde yapılan oturumların ardından verilen kararda, sanıklar Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevs Ermiş’e toplam 10 yıl 5 ay hapis cezası verilmişti. En çok cezayı baş aktör durumundaki Mehmet Gürhan, 5 yıl 10 ay ile almıştı.

ORGANİZE İŞLERİN BAŞAKTÖRLERİ
Ancak, dolandırıcılığın boyutu ve yapılanların bilinçli bir organizasyon olmasına rağmen, sanıklara beklenilenden az ceza verilmişti. Mahkeme heyeti buna dayanak olarak asıl sorumluların, Türkiye’deki Kanal 7 yöneticileri Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Zahid Akman, Mustafa Çelik ve Harun Kapıyoldaş olmasını göstermişti.
“Suç yerinin Almanya, suçlunun yerinin Türkiye” olarak nitelendirildiği Deniz Feneri e.V. davasında AKP Hükümeti ile bu asıl suçlular arasında bağlantılar da kurulmuş, kuryeler aracılığıyla Türkiye’ye götürülen paraların bir bölümünün bir siyasi partinin kuruluşunda kullanıldığından söz edilmiş, ancak bunların hiç birisi kesinlik kazanmamıştı.
Kesin olan, asıl suçlular ile siyasi iktidar arasında yakın ilişkilerin olduğu ve bunların gizlenemez hale geldiği idi. Bu nedenle Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “Gözaltına alınanlarla hiç bir ilişkimiz yok” demesi gerçeği ifade etmiyor.
Benzer bir açıklamayı, dava sürecinde Başbakan Recep Tayip Erdoğan da ifade etmiş, ancak baş sanık Gürhan ile çekilmiş fotoğrafları yine Evrensel’de yayınlanmıştı.

YENİ DELİLE GEREK VAR MI?
Almanya’daki yargılamanın tamamlanmasından 5 ay sonra, asıl sorumluların yargılanması için Frankfurt Eyalet Mahkemesi tarafından, Berlin Büyükelçiliği aracılığıyla Türkiye’ye teslim edilen belge ve bilgiler, kimi zaman çeviri, kimi zaman yeni delil ihtiyacı gerekçesiyle savcıların harekete geçmesini 6 Temmuz 2011’e kadar geciktirdi.
Frankfurt Savcılığı tarafından toplanan deliller ve bunlar üzerinden hazırlanan iddianame, ardından verilen karar, bu büyük dolandırıcılığın Türkiye boyutu konusunda yeterli kanıtları sunuyor. Bu nedenle, soruşturmanın derinleştirilmesi adına yeni deliler aramaya gerek yok.
Zaten, bugüne kadar asıl sorumlulara dokunulmaması ile var olan delilerin de karartılmasına yeterli zaman sunulmuş oldu.
Dolayısıyla, Almanya’da toplanan deliler üzerinden bir yargılama yapılmadığı takdirde, tutuklamalardan fazla bir şeyin çıkmayacağı söylenebilir.
2 yıl 7 ay boyunca Türkiye’deki asıl sorumluların yargılanmasını adeta sürüncemeye bırakan yargının, geç de olsa başlattığı operasyonun sadece Kanal 7 yöneticileriyle sınırlı kalmaması da gerekiyor.

DENİZ FENERİ’NE DE DOKUNULACAK MI?
Frankfurt Eyalet Mahkemesi tarafından verilen kararda Deniz Feneri e.V. tarafından 2002-2007 yılları arasında toplanan 41 milyon Euro’nun 17 milyon Euro’sunun amaç dışı kullanıldığı tespit edilmişti. Amaç dışı kullanıldığı ifade edilen bu miktarın dışında,  8 milyon Euro da sahte belgeler düzenlenerek Türkiye’deki Deniz Feneri’ne gönderildiği saptanmıştı. Ayrıca 2.8 milyon Euro’nun akıbeti kesin olarak aydınlatılamamıştı.
Bu paraların da  Kanal 7’ye, Deniz Feneri Türkiye’ye ve Türkiye’deki bazı şirketlere gittiği tahmin ediliyordu.
Hatırlanacağı gibi, Almanya’daki ilk baskından sonra Türkiye’deki Deniz Feneri yöneticileri ısrarla Deniz Feneri e.V. ile aralarında hiç bir bağ bulunmadığını ve para aktarılmadığını yazılı olarak açıklamıştı.
Ancak, durumun öyle olmadığı belgeleriyle ortaya konulunca bu kez, “Bize bağış yapıldı, biz de yerine ulaştırdık” denilmişti.
Bu nedenle sahte belgeler karşılığında Almanya’da toplanan paraları harcayan Türkiye’deki Deniz Feneri’nin de savcılık tarafından soruşturma kapsamına alınması gerekiyor. Aksi, halde soruşturma yarım kalmış olur.

BÜYÜK YOLSUZLUĞUN BOYUTLARI

Frankfurt Savcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre, Deniz Feneri e.V. 2002-2007 yılları arasında toplam 41 milyon 423 bin 158 Euro bağış topladı. Toplanan bu paraların neredeyse yarısına yakını, mahkeme tarafından cezalandırılan üç sanık, Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve Firdevs Ermiş tarafından nakit olarak derneğin hesabından çekilerek, Kanal 7’nin Türkiye’deki merkez yöneticilerine kuryeler yoluyla iletildi. Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede bu büyük yolsuzluk şu şekilde tanımlanmıştı “Bağışı yapan insanlar, bağış paralarından, derneğin gereken masrafları çıkarıldıktan sonra, gerçekten yardıma muhtaç kişiler için harcandığını, onlara yardım edildiğini zannediyorlardı. Aslında bu paraların büyük bir kısmı, gerçekten bu amaca harcanmıyordu. Asıl amaç için kullanılıyormuş gibi gösterebilmek üzere sanık GÜRHAN, ERMİŞ ve TAŞKAN ve daha başka kişiler, keş olarak bankalardan para çekmişlerdi. Bundan başka ayrıca çeşitli firmalara ortak olmuş ve bu firmaların yardımıyla da bağış paralarının gittiği yerin örtbas edilebilmesini sağlamış oluyorlardı.” (İddianame Sayfa 6)

Aynı iddianamede sanıkların çektiği paralar şu şekilde saptanmıştı: “2002-2007 yılları arasında sanık ERMİŞ, Deniz feneri e.V. derneğinin hesap numaralarından, toplam olarak 6.351.000, 00  Euro parayı, 45 defada, sanık TAŞKAN 2006-2007 tarihleri arasında 11 kez toplam 2.255.000 Euro para keş olarak çekmiş. sanık GÜRHAN, derneğin hesap numaralarından 50 kez ve toplam 9.978.000,00 Euro çekmiştir.”
Çekilen bu paraların 8 milyonun Türkiye’deki Deniz Feneri’ne aktarıldığı değişik şekillerde ifade edilirken, geriye kalanın da Türkiye’de tutuklanan baş sorumlular Karaman, Akman, Çelik ve Karahan’a teslim edildiği belirtiliyor.


HÜKÜMET TUTUKLULUĞA  MANİ  OLMAYA ÇALIŞTI
Aynı iddianamede, Deniz Feneri ile AKP hükümeti arasındaki ilişki şu şekilde ifade edilmişti: “EURO 7 GmbH’nın (Kanal 7 Int) kuruluş nedeni, sanık Ermiş’in görüşüne göre, Almanya’da yaşayan Türklere Milli Görüş’ün ve daha sonraları AKP’nin siyasetini aşılamakmış. Şirketler de, para kazanmak için kurulmuşlar. Frankfurt am Main’da kurulan şirketlerin amacı, elde edilen paraları aklamaya ve daha sonra da İslamın yaygınlaştırılmasına yönelikmiş. Bundan herhangi birisinin kendine maddi avantaj sağlayıp sağlamadığını bilmiyormuş, ancak tahmin ediyormuş. Şirket sahipleri, Türkiye’deki iktidarla içiçeymişler, Milli Görüş ve AKP’nin siyasetine sıkı sıkıya bağlıymışlar.
Soruşturma davası süresince, soruşturmalara defalarca siyasi etki yapılmaya, bilhassa Türk Hükümeti tarafından devam etmekte olan tutukluluğa mani olunmaya çalışılmıştır.“ (İddianame sayfa 40)