İtalya Yunanistan değildir

“İtalya, Yunanistan değildir“, bu sözü son bir hafta içinde defalarca duyduk. İtalya ve AB’nin önde gelen ülkeleri, bu sözle, İtalyan ekonomisinin Yunanistan’ınkiyle karşılaştırılamayacağını ve dolayısıyla İtalya’nın batma tehlikesi bulunmadığını söylemeye çalıştılar.
Aynı sözleri kullanan uluslararası mali sermaye kuruluşlarının temsilcileri ise, bununla, “İtalya iflasın eşiğine gelirse onu zor kurtarırsınız. Bunun için AB kurtarma fonunu 750 milyardan 1,5 trilyona çıkarmanız gerekir” diyordu.
İtalya’nın Yunanistan olmadığı konusunda her iki taraf da prensip olarak haklı. AB’nin dördüncü ve Euro bölgesinin üçüncü büyük ekonomisine sahip İtalya, GSMH’nın yüzde 120’si oranında (1,8 trilyon) devlet borcuna sahip. OECD’nin raporuna göre İtalya 2010 yılında vergi gelirinin yüzde 15’ini (65 milyar Euro), alacaklılarına faiz olarak ödedi. Faiz yükü GSMH’nin yüzde 4’üne tekabül ediyor.
Eğer kredi ajansları ülkenin kredi notunu düşürürlerse, ki öyle görünüyor, bu İtalya’nın faiz yükünün çok ciddi artacağı anlamına geliyor. 2010 yılında İtalya, ortalama olarak yüzde 4,5 faiz ödüyordu. Bugün bu oran yüzde 5,7’e kadar çıkmış bulunuyor.
Faizlerin yükselmesi İtalya için iki yönden kötü. Önümüzdeki aylarda 130 milyar Euro’luk devlet tahvilinin süresi (yıl sonuna kadar 264 milyar Euro) doluyor. Bu da İtalya’nın yüksek faizle acil sıcak para bulması gerektiği anlamına geliyor. Diğer yandan faizlerin yükselmesi, vadesi henüz dolmayan tahvilleri de etkiliyor. Nitekim faizlerin artmasına paralel olarak vadesi dolmamış tahvillerin sigorta primleri de artıyor. Yani İtalya bu artan primleri de ödemek zorunda.
Bu döngü içinde ortaya en ufak bir sorun çıkması, örneğin İtalya’nın vadesi dolan tahvilleri geri almak için zamanında sıcak para bulamaması veya yükselen sigorta primlerini karşılayacak güvence gösterememesi, yeniden ülkenin kredi notunun düşürülmesine ve her şeyin sil baştan başlamasına neden olacak.

İTALYA BANKALARI İFLASA SÜRÜKLENİYOR
İtalya için diğer bir sorun ise, şimdiye kadar olumlu diye bakılan bir konuda çıkacağa benziyor. İtalya sıcak para ihtiyacını asıl olarak ulusal bankalar üzerinden gerçekleştiriyordu. Dolar üzerinden hesaplandığında 2,62 trilyon Dolarlık devlet borcunun ‘sadece’ yüzde 10’u, yani 262 milyar Doları yabancı bankalar üzerinden finanse edilmiş bulunuyor. Fakat ülkenin kredi notunun düşürülme-sinin, aynı zamanda bankalara, “elinizdeki devlet tahvillerini çıkarın” veya “faizleri dengeleyin” anlamına gelmesi İtalyan bankaları epey zorluyor. Nitekim ellerindeki devlet tahvillerini çıkarmazlarsa o zaman kendilerinin de kredi notları düşüyor (geçtiğimiz hafta olduğu gibi), ellerinden çıkarmaya çalışmaları durumunda ise tahvillerin değeri düştüğü için zarar etmeyi göze almak zorunda kalacaklar. Ayrıca piyasaya ciddi miktarda vadesi dolmamış tahvilin sürülmesi “yatırımcılar İtalya’ya güvenmiyorlar” gerekçesine neden olup İtalya’nın kredi notunun yeniden düşürülmesine yol açacak. Bu yeni durum da İtalya devletini daha fazla zora sokacağı gibi ellerinde tril-yon Euro’ya
tekabül eden devlet tahvili bulunan ulusal bankaları, yeniden piyasaya yönlendirmeye zorlayacak.


TASARRUF PAKETİ 79 MİLYARA ÇIKTI

47 milyar Euro hacminde bir tasarruf paketi karar altına alan Berlusconi Hükümeti, mali piyasalarda yaşanan çalkantılardan sonra parlamentoya sunduğu paketin hacmini 79 milyar Euro’ya çıkardı. İçinde bulunduğumuz yıl için 3 milyar, 2012’de 6 milyar, 2013’de 25 milyar ve 2014 yılında ise 45 milyar tasarruf edilmesi planlanıyor.
Paketin 48 milyar Euro’luk bölü-münü kesintilerle finanse etmeyi planlayan hükümet 31 milyar Euro’yu ise vergi ve diğer gelirlerin artırılması yoluyla gerçekleştirmeyi planlıyor. Emeklilik yaşının yükseltilmesi, sosyal güvenlik ve sağlık giderlerinin düşürülmesi gibi birçok alanda kesintiler asıl olarak işçi ve emekçi kitlelerini etkileyecek. Corrierre Della Sera gazetesinin verdiği bilgiye göre, tasarruf paketinin aile başına yıllık maliyeti bin Euro dolayında olacak. Bundan böyle İtalyan emekçileri doktora her gittiklerinde 10 Euro vizite parası ödeyecekler.

EKONOMİ DARALACAK!
İtalya İşverenler Birliği (Confindus-tria) Temmuz başında, “Hükümetin 2011 yılı için açıkladığı yüzde 1,1’lik ekonomik büyüme tahmini aşağı çekilmek zorunda. Yılın ilk yarısında gerçekleşen büyümenin beklenenin çok altında kaldığını düşünüyoruz” şeklinde açıklama yapmıştı. Ancak alınan tasarruf kararları ekonominin daha da daralmasına neden olacak. İtalya Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, paket 47 milyar Euro iken yaptığı ilk değerlendirmesinde, “ayakları üzerinde bile duramayan ekonomi sekteye uğrar ve İtalyan ekonomisi yüzde iki oranında küçülebilir” demişti. Paketin 79 milyar Euro’ya çıkartılmasıyla birlikte ekonomik daralmanın yüzde 4’lere varabileceği belirtiliyor. (YH)


“RAYTİNG AJANSLARI” VE YETKİLERİ

“Rayting Ajansları” olarak anılan “Kredi Derecelendirme” kurumları, işletmelere, bankalara ve devletlere kredi notu veriyorlar. Bu notu verirken söz konusu kurumun yayınladığı verileri/raporları dikkate alındığı gibi piyasanın tahminlerini de göz önünde bulunduruyorlar.
Kurumun veya devletin kredi derece notu ne kadar düşük olursa piyasadan kredi bulma o kadar zorlaşıyor ve aynı zamanda pahalılaşıyor. Verilen nota göre faizler yükseliyor, kredi güvenceleri ağırlaşıyor –kredi sigortası pahalılaşıyor- ve en kötü durumda finansmanı sunan kurum/banka/yatırımcı geri çekiliyor.
Örneğin bir ülkenin kredi notu iki ajans tarafından “spekülatif yatırım” (Moody’s: Ba1, S&P: BB+, Fitch: BB+) düzeyine düşürüldüğünde birçok merkez bankası veya emeklilik fonu yasal olarak bu ülkenin tahvillerini en kısa süre içinde elden çıkarmak zorundalar.
RAYTİNG AJANSLARI NEDEN BU KADAR YETKİLİ
Kredi derecesini bankalar veya özel yatırımcılar olduğu gibi resmi kurumlarda dikkate almak zorundalar. Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch isimli üç “Rayting Ajansı”, dünya piyasasının yüzde 90’ına hakim durumdalar. Bunun nedeni araştırmak için 19. Yüzyıla kadar gitmek gerekiyor. ABD’de demiryolu ağının genişletildiği dönem demiryolu şirketleri gerekli olan kaynağın tümünü bankalar aracılığıyla karşılayamaz hale gelmişlerdi. Bunun üzerine bazı şirketler hisselerinin bir kısmını bazıları ise şirket tahvili piyasaya sürerek “sıcak para” bulma yolunu seçtiler. Rayting ajansları da tam bu dönem ortaya çıktılar. 1868 yılında Henry Varnum Poor, “Amerika Birleşik Devletleri Demiryolları El Kitabı” (“Manual of the Railroads of the United States”) adı altında yayınladığı bir raporla “Standard & Poor’s”un temelini de atmış oldu. İlerleyen yıllarda bir şirkete kredi vermek, ortak olmak için bu tür raporlar giderek standart haline geldi. 1909 yılında Moody’s ve 1924 yılında Fitch kuruldu. 1929 yılında başlayan “büyük bunalım” dan sonra, 1936 yılında ABD hükümeti bankaları, rayting ajanslarını dikkate almaya zorladı ve buna bağlı olarak yasalarda kısmı değişiklikler yaparak, kredi derecelendirmelerinin öneminin altını çizdi.
Ancak üç büyük rayting ajansının asıl parladığı dönem 1975 yılından sonra başladı. ABD Borsa Denetim Dairesi SEC, bundan böyle mali piyasalara girmek isteyen, kredi almak veya hisse-tahvil satmak bütün işletmelerin SEC tarafından tanınmış rayting ajanslarının verdiği raporun olumlu olması durumunda bu hakkı elde edeceklerine karar verdi. SEC tarafından tanınan rayting ajansları ise sadece Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch isimli üç büyüklerdi.
Bu ajansların etki alanları özellikle 1980’lerden itibaren bütün dünyaya yayıldı. Şüphesiz bunda IMF ve Dünya Bankası üzerindeki ABD’nin etkin rolü belirleyici oldu. Bugün birçok ülkede rayting ajanslarının raporunu zorunlu kılan ve olumsuz derecelendirme durumunda, yatırımcıya elindeki tahvilleri/hisseleri satma veya daha yüksek güvenceyle sigortalama zorunluluğu getiren yasalar bulunuyor.
Kısaca kapitalist birer işletme olan rayting ajansları böylece devletin yetki alanına giren piyasa denetleme fonksiyonuna sahip durumdalar. Sözkonusu ajansların ortakları arasında uluslararası banka ve yatırım fonlarının olduğu göz önüne alındığında bunun ne anlama geldiği daha iyi anlaşılmakta. (YH)