News of the World: Basın-istihbarat-siyaset üçgeni

İngiltere’de medya patronu Rupert Murdoch’a ait News International şirketi bünyesinde 168 yıldır yayınlanan “News of the World” adlı bulvar gazetesinin karıştığı tekelulak skandalı, günümüzde medya-siyaset-istihbarat ilişkilerinin hangi boyutta olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Halka haber vermekle yükümlü gazete ve gazetecilerin, işi halkın telefonlarını dinleyecek, evlerini izleyecek düzeye çıkarması, hem magazin gazeteciliği için “basın etiği” ve “özel yaşam”ın bir şey ifade etmediğini, hem de sansasyon adına yapılanlarda sınır tanınmadığını gösteriyor.
Kısaca özetlemek gerekirse: “News of the World”  gazetesi 2002’de, cinayete kurban giden Milly Dowler adlı bir genç kızın henüz kayıp durumundayken, cep telefonundaki mesajlarına ulaşıp bunları izlemişti. Öldürüldüğünde 13 yaşında olan kızın mesaj kutusu dolunca bazı mesajları silerek yeni mesaj gelmesini sağlayan “News of The World” yöneticileri, Milly Dowler’ın ailesine kızlarının halen sağ olduğu yönünde boş umutlar vermişti.
Ancak bu istisnai bir durum değildi, “News of the World” için. Skandalın boyutları ortaya çıktıkça, bu yöntemle en az dört bin kişinin dinlendiği ortaya çıktı. Dinlenenler arasında Afganistan’da ölen askerlerin aileleri, Kraliyet Sarayı ve kimi politikacılar da bulunuyor.
Skandalın ortaya çıkması üzerine, gazetenin sahibi Murdoch, gazetelerinde yayınladığı bir “özür” ile “News of the World”un kapısına kilit vurdu.
Ne var ki, bu kilit vurma, skandalın üstünü örtmeye yetmediği gibi, Murdoch’un İngiltere medya piyasasında hakimiyetini iyice güçlendirmek için yaptığı planları da suya düşürdü. Avrupa’nın en büyük TV dağıtım ağını satın almaktan vazgeçmek zorunda kaldı.
Diğer taraftan bu skandalın polisin bilgisi dışında salt “gazetecilik” yoluyla gerçekleşmesi imkansızdı, nitekim bu bağlantı da ortaya çıktı.
“News of the World”un vatandaş telefonlarını dinlemesine yardımcı olduğu tahmin edilen Londra Emniyet Müdürü Paul Stephenson’un, Murdoch’un gazetesi “News of the World’un Yayın Yönetmen Yardımcısı Neill Wallis’ten rüşvet aldığı saptandı. Yine, Murdoch’un gazetesi olan “Sunday Times”in haberine göre Stephenson, sadece 2006 yılında bu gazetenin yöneticileriyle 18 kez yemekte buluştu. Keza, Stephenson, kendisine rüşvet veren Wallis’i Eylül 2010’a kadar bir yıllığına basın danışmanı olarak çalıştırmıştı.
Bütün bunların ortaya saçılmasından sonra Stephenson istifa etmek zorunda kaldı.
Evening Standard gazetesi de Londra Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan bazı üst düzey polislerin “News of the World”dan 110 bin Euro rüşvet aldığını yazdı.
Bu denli iç içe geçen polis-istihbarat ve gazetecilik ilişkisinden ortaya çıkanlar burjuva gazeteciliğinin, geldiği pespaye durumu özetlemeye yetiyor.
Elbette, yıllar önce yaşandığı ifade edilen bu skandalın ortaya “çıkarılmasının” zamanlaması da dikkate değerdir. İngiltere piyasasına egemen olmaya çalışan Murdoch’un Britisch Sky Broadcasting (BSkyB) ihalesine katılması, sonra da skandal nedeniyle çekilmesi, akla, asıl olarak Murdoch’u geriletmek için skandalın patlatıldığı kuşkusunu getiriyor.
Dolayısıyla, skandalı ortaya çıkardığını ileri sürerek temiz görünmeye çalışanlar da bir o kadar Murdoch ve onun memurları kadar kirlidir. Çünkü, skandalı onlar değil, aralarındaki çıkar çatışmaları ortaya çıkarmıştır.
Görünen o ki, medya-istihbarat-siyaset üçgeninde olup biten kirli işler “New of the World”un kapatılmasıyla bitmeyecek. Çünkü, bu ilişkiler sarmalının içinde büyüdüğü bataklık olduğu gibi ortada duruyor. (YH)