Afrika yeniden sömürgeleştiriliyor!

Umut Yaşar
“Chatham House” isimli Anglo-Saksan “düşünce fabrikası” dünyanın hammadde, tarım ürünleri (ve alanları) su kaynakları ve enerji rezervlerinin yüzde 40’ının Afrika kıtasında olduğunu tahmin ediyor. Şüphesiz bu tahmin somut verilerden bağımsız bir tahmin değil. Sonuçta ‘tahmini’ yapan enstitünün merkezi dünyanın en büyük sömürgeci ülkesi İngiltere bulunuyor.
Sadece İngiltere değil, dünyanın bütün emperyalist ve gelişmiş kapitalist ülkeleri benzeri tahminler üzerinden Afrika yöneliyorlar. Afrika’nın yeniden sömürgeleştirilmesi dünyanın emperyalist arasında yeniden paylaşılmasında büyük önem arz ediyor.

ALMANYA’NIN AFRİKA STRATEJİSİ…
Alman sermayesinin bir süre önceki “Afrika’nın Çin ve ABD arasında paylaşıldığı ve başkasına yer kalmadığı” (WiWO, 2007) yönündeki yakarmaları 2010 yılında arttı. Bu kez burjuva basını da yanına alan sermaye temsilcileri, “Brezilya, Hindistan hatta Türkiye bile Afrika’da bizden daha iyi bir konuma sahip. Biz hala Afrika stratejimizi tartışıyoruz” diyorlardı.
12-15 Temmuz günleri arasından büyük bir delegasyonlar Angola, Nijerya ve Kenya gezisine çıkan Başbakan Angela Merkel, “Afrika ile yeni bir tarz partnerlik geliştireceğiz” diyerek Almanya’nın “Afrika stratejisi” hakkında bir takım ipuçları verdi. Buna göre Afrika ülkeleriyle ilişkiler, diğer ülkelerden farklı olarak “göz hizasında” yürütülecekti.
Alman haber ajansları dpa ve dpad, abonelerine geçtikleri arka plan bilgilerinde, “20 yıldır tartışılan Afrika stratejisi şimdi uygulanacak” görüşünü savunuyorlardı. Almanya’nın Afrika’da ilişkilerini artık kalkınma yardımı veren ülke konumundan çıkıp eşit(!) ülkeler arasında, göz hizasında süren ilişkilere dönüştürmek istediğini bildirilirken, “Afrika’nın önde gelen liderleri de böyle bir ilişki istiyorlar” diyorlardı.

…VE ARDINDAKİ GERÇEKLER
Devlet yetkilileri ve ona yakın çevreler, Afrika’ya şirin görünmeye çalışırlarken sermaye kara kıtanın kendileri için neden önemli olduğunu ortaya koydu. “Başbakan gezisinde Almanya’nın hammadde çıkarları çok açık ortaya koymalı. Başbakandan Afrika’nın doğal kaynaklarına özgür erişim olanaklarımızın geliştirmesini bekliyoruz” diyen Alman sermayesinin önde gelen sözcülerinden Alman Endüstri ve Ticaret Odası (DIHK) Başkanı Martin Wansleben, “Sorun sadece basında tartışıldığı gibi petrol ve gaz değil. Özellikle ender bulunan madenlere de sorunsuz erişmemiz gerekiyor. Son dönemlerde Çinli işletmeler birçok Afrika ülkesinde özel sözleşmelerle bu tür madenlerin sömürülmesinde özel haklar elde ettiler. Başbakandan bu gelişmenin önüne geçmesini ve Afrika ülkelerini uyarmasını istiyoruz” dedi.
Wansleben’e göre Çin’in Afrika girişimleri ne Afrika nede dünya için hayra alamet değil. “Çinliler bu tür özel sözleşmelerle ülkeleri çok rahat baskı altına alabilirler. Aynı zamanda elde ettikleri bu avantajı diğer gelişmiş ülkelere karşı da kullanabilirler.”

AFRİKA’NIN STRATEJİK ÖNEMİ
1990’lı yıllara kadar batılı emperyalistler bir bütün olarak kıtayı “çantada keklik” görüyorlardı. Bu bölgeyi “yedekte” tutma eğilimi içinde olan ABD, Fransa, İngiltere ve Almanya, Çin’den bu denli geniş bir Afrika stratejisini beklemiyorlardı.
1992 yılında bütün Afrika kıtası ile ticaret hacmi yaklaşık bir milyar dolar olan Çin 2008’e bu miktarı 106,8 milyar dolara çıkardı. Aynı süre zarfında Afrika’nın değişik ülkelerine yaptığı yatırımları olağanüstü artıran Çin, bugün 2 bin firmasıyla Afrika’nın değişik ülkelerinde 8 bin ekonomik proje yürütmekte. Bu projeler arasında büyük petrol ve doğalgaz rafineleri bulunduğu gibi askeri ve sivil havaalanları, limanlar, demiryolu ve yol gibi önemli altyapı projeleri de bulunuyor.
Afrika kıtası doğal zenginlikler açısından olduğu kadar jeo-strateji açıdan da önemli bir bölge. Atlantik ve Hint okyanuslarının arasındaki kıta aynı zamanda dünya ticaret yollarının kesiştiği ve birçok ülkenin söz sahibi olmak istediği bir bölge bulunuyor.
Emperyalist ülkeler, yarım yüzyıl önce ulusal kurtuluş savaşlarıyla bağımsızlıklarına kavuşan Afrika ülkelerini yeniden ama bu kez modern tarzda sömürgeleştirmek için kolları sıvamış bulunuyorlar. (YH)

ANGOLA

16. yüzyılda Portekiz tarafından sömürgeleştirilen Angola, 20. Yüzyılda başlayan özgürlük hareketlerinden etkilendi. Sömürge sisteminin kesintiye uğramaması için 1951 yılında yeniden şekillendirilen ve sözde bir takım özgürlükler elde eden ülkede sömürgecilere karşı sürekli bir mücadele sürdü. 1961 yılında Marksist eğilimi MPLA sömürgecilere karşı kurtuluş savaşı başlattı. Daha sonra UNİTA ve FNLA gibi örgütlerinde katılımıyla devam bağımsızlık savaşının ardından 11 Kasım 1975’te Portekiz sömürgeciliğine son verildi ve dönemin revizyonist süper gücü SSCB’nin de desteğiyle Angola Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Angola’nın kurulmasına karşın ülkedeki değişik etnik gruplar arasında, emperyalist devletlerin kışkırtmalarıyla iç savaş başladı ve bu 2002 yılına kadar devam etti.
1,24 milyon km² üzerine kurulu ülkede 5 milyonu başkent Luanda’da olmak üzere toplam 18,5 milyon insan yaşıyor. Nijerya’dan sonra Afrika kıtasının ikinci büyük petrol ihracatçısı konumunda olan Angola’da halkın yüzde 37’i mutlak yoksulluk sınırında bulunuyorlar ve günlük 1,75 dolarla yaşamak zorundalar. Halkın sadece yüzde 30’u sağlık hizmetlerinden faydalanırken temiz suya ulaşabilenlerin oranı yüzde 42 ile sınırlı.
Dünya bankasının verilerine göre son yıllarda özellikle Çin’in yatırımları sonucu petrolle direk ilişkisi olmayan sektörlerdeki büyüme oranı petrol sektöründeki büyüme oranından daha hızlı gerçekleşiyor. 2011 yılı için ekonomik büyüme tahminen yüzde 6,4 dolayında gerçekleşecek. Ülkenin doğal kaynakları arasında petrolün yanı sıra geniş elmas yatakları, demir, fosfat, bakır, altın, boksit ve uranyum bulunmaktadır. Ülkenin GSMH’sı 68 milyar 755 milyon dolar iken kişi başına ulusal geliri 3 bin 972 dolardır


NİJERYA

1861 yılında Büyük Britanya tarafından sömürge haline getirilen Nijerya 100 yıl sonra bağımsızlığına kavuştu. Pratik olarak İngilizler emperyalizminin bölgedeki sömürge sistemini oluştururken sınırları çizilen Nijerya’da onlarca etnik grup ve yaklaşık 500 farklı dil konuşulmaktadır. Bu nedenle 1 Ekim 1961’de bağımsızlığını ilan eden ve 1 Ekim 1963’de Federal Cumhuriyet olarak kurulan ülkenin üst düzey idari yapılanması bugün 36 eyalet ve 1 federal başkent bölgesinden oluşmaktadır.
Çok sayıda darbe ve iç çatışmanın yaşandığı ülkede özellikle 1999’dan sonra askeri diktatörlüğün sona ermesinden sonra çok sayıda silahlı hareket oluştu. Bunların bir kısmı dini, bir kısma etnik örgütlenmeler iken bir bölümü de çetelerdir. Ülke nüfusunun yüzde 50’sinden biraz fazlası Müslüman, yüzde 40 civarı ise Hıristiyan olarak biliniyor.
923.768 km² üzerine kurulu ülke, 155 milyon ile Afrika kıtasının en fazla nüfusuna sahiptir. Nijerya dünyanın sekizinci büyük petrol ve yedinci büyük doğalgaz rezervlerine sahip olduğu gibi günlük iki milyon varil (bir varil = 159 litre) ile kıtanın en büyük petrol üreticisi konumundadır. Ülke gelirinin yüzde 80’i petrol gelirinden sağlanıyor. Ülke ekonomisini giderek artan bir oranda petrole endekslenmesi özellikle tarımın ve endüstrinin gerilemesine neden oldu. Bir dönemler “kendine yeten” bir tarıma sahip ülke bugün birçok besin maddesini ithal etmek zorunda.
Diğer yandan petrol gelirleri çok küçük bir kesimin elinde toplanıyor olması ülkedeki sosyal dengesizliğin her geçen gün büyümesine neden oluyor. 5 yaşından küçük çocukların yüzde 25’i yeterli beslenmiyorlar ve bu yaş grubuna bağlı her 1000 çocuktan 154’ü 5 yaşına gelmeden yaşamını yitiriyor.

KENYA

Dört milyon yıl önce ilk insan türlerinin ortaya çıktığı bölgeler arasında bugünkü Kenya’da bulunmaktadır. “Australopithecus anamensis“ ve “Kenyanthropus platyops“ türleri bu bölgede ortaya çıkmışlardır. Bölgenin sömürgeleştirilmesi 1500’li yılların ortasına kadar gitmektedir. Önce Portekizliler, ardından Arap emirleri ve Osmanlıya bağlı Arap emirlikleri, ardından bir dönem Almanya ve en son olarak ise 1800’ün son yıllarında İngilizlerin eline geçen Kenya’da 1952’de ulusal kurtuluş savaşı başladı. İngiliz emperyalistleri, sömürge sistemini uzatabilmek için 1957 yılında kendilerine bağlı bir hükümeti “seçimle” iktidara getirdiler. Buna karşın devam eden ulusal kurtuluş savaşı sonucu ülke 12 Aralık 1963 yılında bağımsızlığını ilan etti.
580.367 km² üzerine kurulu ülkenin nüfusu 39 milyondur. Nüfusun yüzde 70’i değişik Hıristiyan mezheplere bağlıyken yüzde 20’si Müslüman ve yüzde 10’u doğa dinlerine bağlılar.
Halkın yüzde 50’sine yakını tarımla geçinmesine karşın ülkenin sadece yüzde 20’si tarım elverişlidir. Asıl gelirini kahve ve çay ihracatı ile yapan Kenya aynı zamanda dünyanın en büyük çiçek üreticisidir. 2003 yılından bu yana dünyanın en büyük çiçek üreticisi olan Kenya (daha önce İsrail dünyanın en büyük çiçek üreticisiydi), dünya pazarının yüzde 31’ine hakim durumda. Turizm gelirleri de ülke ekonomisinde önemli yer tutuyor. Diğer yandan Afrika kıtası içinde makine, binek araç ve besin ve giyim ihracatı yapan ülkenin ekonomisi 2001’den bu yana sürekli büyüdü.
Kenya’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke olan Almanya, “Kenya ile tarihsel güçlü bağlarımız var” diye ülkede sürekli propaganda yapıyor.