Avrupa basınında Norveç Katliamı

Norveç’te yaşanan katliam, Avrupa medyasında günlerdir devam eden haber ve yorumlara neden oldu. Ve doğal olarak, her bir medya organı, olaya, kendi idelojik-siyasi penceresinden yorumlar getirdi.
Olayın yaşandığı ilk günlerde medyadaki yorumlar da şokun izlerini taşıyordu; saldırının Norveç gibi bir ülkede hem de kökten dinci bir Hıristiyan tarafından ‚Avrupa değerlerini korumak’ iddiasıyla gerçekleştirilmiş olması karşısındaki şaşkınlığın hakim olduğu haberler, ilerleyen günlerde daha soğukkanlı yorum ve analizlere dönüştü.
İsviçre’de yayınlanan Basel Zeitung’da çıkan şu satırlar bu açıdan ilginçti:
“Norveç’te yaşanan şok, özeleştiriyi ve oturup düşünmeyi gerekli kılıyor… Oslo’daki saldırıyla ilgili ilk haberler geçmeye başladığında hepimiz hemen İslamcıları düşündük. Dürüst olalım: Daha hiçbir şey kanıtlanmamış olmasına rağmen Müslüman fanatiklerin Afganistan savaşı ya da Muhammed karikatürlerine karşı bir intikam eylemi gerçekleştirdiğinden başkası aklımıza gelmedi…”
Avrupa basınına yansıyan yorumlarda şu iki özellik dikkat çekti: Bir kesim medya saldırı ve katliamın analizini, saldırganın psikolojisi ve kişisel özelliklerine odaklarken, diğer bir kesimse, böyle bir olayı doğuran siyasal ve sosyal koşulları inceleyip tartışmaya yöneldi.
İngiltere’nin tanınmış gazetelerinden Times’ın, „tarihin en korkunç toplu katliamlarından birinin sorumlusu olan Brievik, çevresine uyumsuz, etrafa grafitiler yapan ve en yakın arkadaşı Pakistanlı olan bir kişi olmaktan çıkıp İslam karşıtı bir katile dönüştü. Pakistanlı çetelerle takılan, ancak daha sonra defalarca dayak yiyince okula odaklandığı iddia edilen Brievik’in manifestosu, İngiltere’yle sıkı bağları olduğunu ortaya koyuyor.” biçimindeki satırları, olayı toplumsal ve siyasal bağlarından koparıp kişisel ve sansasyonel bir yere hapsetme tarzının tipik bir örneği olurken, birçok gazete ise, olayı saldırganın kişiliğinden çok, Avrupa’da giderek artan ırkçı politikaların bir sonucu olarak gören yorumlarda bulundu.
Süddeutsche Zeitung: “Saldırganın görüşleri yeni değil. Hepsi, aşırı sağ ve sözde İslam eleştirileri repertuarının parçası… İslam kökten dincilerinden farklı olarak Batı’da da bir Hrıstiyan kökten dincinin böyle bir şey yapabileceğini şimdiye kadar kimse düşünemedi ya da düşünmek istemedi… Şu an önemli olan durumun ciddiyetini kavrayabilmek. Çünkü bu, bir delinin işi değildi.”
Rhein Neckar Zeitung: “Asıl sorun, Avrupa’da aşırı sağın toplumun geniş ve saygın kesimlerinde kabul görebilmesidir. İskandinav ülkeleri, Hollanda, Macaristan… bu ülkelerin hepsi yabancı düşmanı politikalar uyguluyor ya da azınlıkların takibatına göz yumuyor. Asıl konuşulması gereken bu.”
Norveç’teki ırkçı katliamın arkasından Avrupa medyasının yorum ve gündemine damgasını vuran bir diğer tartışma ise, güvenlik gerekçesiyle özgürlüklerin daha da kısıtlanıp kısıtlanmaması sorusu ekseninde yaşandı.
Almanya’nın tanınmış muhafazakar gazetelerinden FAZ’da yer alan şu görüşler, böyle bir ırkçı katliamdan bile yararlanmaya çalışan siyasi gericiliğin reaksiyonuna dair tipik bir örnek oluşturuyor:
“Başarı garantisi olmasa da hedefe yaklaşabilmek için iki yol var. Birincisi, katliamı kafaya koymuş çılgınların ilan ve hatta tatbikat alanı haline gelen İnternet’in çok daha geniş bir şekilde takibi. Bunu resmi birimler tek başına yapamayacağı için normal vatandaşların da gözlemlerini bildirmesi büyük önem taşıyor. İkinci yol ise polisin çalışma koşullarının sürekli iyileştirilmesi ve derinleştirilmesi… Dünyadaki insan sayısıyla birlikte delilik de artıyor. Devletlerin bunu düşünmesi gerek.”
Avrupa basınının katliam konusundaki yaklaşımında dikkat çeken bir diğer konu da katliama çanak tutan politikaları mahkum etmeye dönük açık ve kesin mesajlar verme konusundaki ‘utangaçlığı’ oldu. Birçok basın organı, başka birçok olayda gösterdiği “toplumsal sorumluluk, sağduyu” rolünü nedense ‘hatırlayamadı’ ve ırkçılığı açıktan kınayıp mahkum eden çağrılar yapamadı.
En ‘duygusal’ reaksiyon gösterenlerden biri olan Bild’in katili Tanrıya havale eden tutumu dikkat çekiciydi: “Bu soğukkanlı, zalim olay karşısında söyleyecek söz bulmak zor. Din adına genç, masum insanları öldürmekten daha kötü bir kâfirlik olamaz. Tanrı insana, en kötü suçları işleme ve namusunu lekeleme özgürlüğü de vermiştir. Ama Tanrı bu suçluya hak ettiği acı cezayı verecektir.” (YH)