DİTİB’in neresi sivil?

Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uzantısı durumundaki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), Avrupa’daki en büyük “Türk sivil toplum örgütü” olarak biliniyor. Kendi verilerine göre 200 binden fazla üyesi, 800’den fazla cami-derneği ile en büyük “sivil toplum örgütü” olarak kabul edilen bu örgütün gerçekte sivil olmadığını ise bu örgütü az çok tanıyanlar biliyor.
Kurulduğu 5 Haziran 1984’ten bu yana Almanya’ya Din Hizmetleri Müşaviri olarak atanan Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin bu örgütün başkanlığına getirilmesi, aslında örgütün doğrudan Ankara’dan yönetildiğine dair yeterli bir delil niteliğinde. Son Genel Başkan Sadi Arslan’ın zorunlu müşavirlik süresi olan 4 yıl dolunca Ankara’ya dönmesinden sonra, yine Berlin Din Hizmetleri Müşaviri Dr. Ali Dere’nin getirilmesi de “müşavir başkan” geleneğinin daha uzun süre devam edeceği anlamına geliyor. Nerde, ne zaman, kaç kişi ile yapıldığı belli olmayan DİTİB genel kurulunda seçilen yeni yönetim üyelerinin 24 Temmuz günü bir basın toplantısı ile kamuoyuna tanıtılması, alsında bu örgütün “kapalı bir kutu” olma özelliğini devam ettireceğini gösteriyor.

DOLANBAÇLI BİR YOL
Dr. Dere’nin DİTİB başkanlığına getirilmesi, önceki başkanlardan biraz daha farklı olarak dolambaçlı işledi. Bir önceki kongrede, Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı’nda “yurtdışı bölümünde” görevli iken yönetim kurulu üyeliğine seçilen sonra da başkan yardımcısı yapılan Dere’nin aslında, daha o gün başkan olacağı belli idi. Hatta, başkanlık için Dere’nin müşavirliğe atanmasından hemen sonra bazı gazeteler tarafından “DİTİB’in yeni başkanı Dere” şeklinde haberler yapılmış, ancak bu haberlere tepki gösterilerek tekzip edilmişti. Çünkü, daha ortada kongre yokken, seçim yokken müşavirliğe atanan şahısın doğrudan DİTİB başkanı olması epey garip bir durumdu!
Ama sonuçta, daha başında söylenen oldu. Berlin’e atandığında aslında DİTİB’e başkan olması kararı verilen Dere, zaten Sadi Aslan’ın Türkiye’ye dönmesiyle fiili olarak aldığı başkanlığı, biçimsel bir kongre ile de üstlenmiş oldu.
Bu dolambaçlı ve temkinli yol asıl olarak Alman bürokrasisi ve kamuoyunda sık sık yer alan DİTİB’in normal bir sivil toplum örgütü olmadığı, asıl olarak Ankara’dan idare edildiği yönündeki eleştirileri boşa çıkarmak için izlendi. Çünkü; okullarda Almanca İslam dersi, İslam ve muhataplık konularında Almanya’nın öne çıkardığı DİTİB’in, görüntüde de olsa “sivil” olmayı başarması gerekiyor.

27 YILLIK MÜŞAVİR BAŞKANLAR
İki yıl önce Alman basınında DİTİB’in sivil bir örgüt olmadığı yönündeki haberlere yanıt veren Berlin Büyükelçiliği Din İşleri Müşaviri ve Genel Başkan Sadi Aslan, DİTİB’in kapalı bir kutu olmadığını, Alman yasalarına çalışan bir sivil toplum örgütü olduğunu ileri sürmüştü.
Ne var ki; geride bıraktığımız 27 yıl boyunca DİTİB’in başkanlığına atananların tümünün yine Diyanet çalışanı olan “Din İşleri Müşavirleri”den oluşması bu konudaki iddiaları çürütüyor.
1984 yılında kurulan DİTİB’in ilk başkanlığını 1984-89 yılları arasında Bonn Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Niyazi Baloğlu yaptı. Baloğlu’nun hizmet süresi dolmasından sonra yerine atanan Osman Nuri Gürsoy ise 1989-94 yılları arasında başkanlığı üstlendi. Daha sonra DİTİB başkanlığına atanan Büyükelçilik Din Hizmetleri Müşavirleri şunlar: Mehmet Aksoy (1994-99), Hasan Demirbağ (1999-2001), Mahmut Gürgür (2001-2003) ve Rıdvan Çakır (2003-2006).
Çakır’ın görev icabı Ankara’ya dönmesinden sonra ise yerine Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği’ne atanan Sadi Aslan, göreve geldikten 4 ay sonra DİTİB başkanlığını üstlendi. Şimdi bu listeye dört yıllığına Dr. Ali Dere’yi eklememiz gerekiyor.

DEMOKRASİCİLİK OYUNU
Almanya’nın en büyük “sivil İslami kurumu” olarak kendisini lanse eden DİTİB’de başkanlar, tamamen göstermelik genel kurullar ve seçimlerle işbaşına geliyor. Örneğin bir önceki başkan Arslan, İsveç Başkonsolosluğu’nda Din Hizmetleri Müşaviri iken Berlin’e atandığında onu hiç bir DİTİB delegesi ya da yöneticisi tanımıyordu. Ancak, Aslan göreve geldikten 4 ay sonra bu en büyük örgütün başkanlığına getirilişini “seçildim” şeklinde yanıtlıyordu.
Hürriyet’e açıklamalarda bulunan Aslan, seçilmesini şu şekilde anlatıyordu: “DİTİB her ne kadar spor ve kültürel faaliyetlerde de bulunsa özünde dini bir örgüttür. Ayrıca Din Hizmetleri Müşavirleri DİTİB’in başına atanmazlar, seçimle gelirler. Ben 2006 yılında müşavirlik görevine atandım. 4 ay sonra da genel kurul yapıldı ve burada en fazla oyu alarak seçildim” diyebiliyordu.
Ancak buna rağmen, Yurtdışı Türklerden Sorumlu eski Devlet Bakanı M. Said Yazıcıoğlu, bir Almanya ziyareti sırasında DİTİB’in yeterince sivil bir örgüt olmadığını kabul etmiş, bu konuda gerekli düzenlemeler yapacaklarını Alman tarafına taahhüt etmişti.
Ne var ki; yeniden bir müşavirin, bu kez biraz daha temkinli de olsa, özünde aynı şekilde başkanlığa getirilmesi, Türkiye’nin bu örgütü Türkiye kökenli göçmenler üzerindeki etkisini sürdürmek için, kendisine bağlı normal, sivil bir vatandaşa teslim etmeye bile niyetli olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla DİTİB, göçmenlere dini, kültürel… hizmetler vermek üzere kurulan bir örgütten çok, onları din ve milliyet esasına göre bir arada tutup, kontrol etmenin bir aracı olmaktan başka bir şey değildir. (YH)