Yunanistan parselleniyor

Serdar Derventli

Federal Ekonomi Bakanı Philipp Rösler, iflasın eşiğinden bir türlü kurtulamayan Yunanistan’ı “kurtarmak” için kolları sıvadı. Yunan ekonomisinin rekabet gücünün artırılması ve yatırımların ülkeye çekilerek bir bütün olarak altyapının yeniden yapılandırılması gerektiğini düşünen Rösler, danışmanlarına “Yunanistan için bir Marshall Planı” hazırlamalarını emretti.

ÖNCE İYİCE EZİLDİ
Almanya’nın son birkaç hafta içinde Yunanistan için özel komisyonlar kurup “Yunanistan için Yatırım ve Kalkınma Atılımı” planı hazırlaması hayli garip bir durum. Nitekim Almanya, 2010 Mayıs ayına kadar Yunanistan’a herhangi bir şekilde yardım edilmesini engelleyerek rayting ajanslarının oyuncağı haline gelmesine neden olmuştu.
Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri olan Yunanistan bu süreçte borçlarını ödeyemez duruma geldiği gibi, fahiş faizler nedeniyle piyasalardan kredi alamayarak kamusal faaliyetlerini durdurma aşamasına gelmişti. Almanya’da ise Yunanistan’a karşı alçak kampanyalar sürdürülmüştü. “Tembel Yunanlılar”, “Avrupa’da en erken emekliye ayrılanlar”, “çifte maaş alanlar” gibi onlarca yalanı piyasa süren ve şovenist bir kampanya sürdüren sermayenin temsilcileri ardından, “Madem yardım istiyorlar o zaman ellerinde ne varsa satsınlar” kampanyasına başlamışlardı.
En son olarak 2010 yılında verilen 110 milyar Euro’luk kredinin beşinci dilimini vermeyen AB-AMB-IMF üçlüsü, Yunanistan’a 50 milyarlık özelleştirme planı dayatmışlardı. Yunanistan bütün bu dayatmaları kabul ettikten ve ek tasarruf planı ve özelleştirme kararlarını aldıktan sonra uluslararası mali sermaye kurumları ilk kredinin beşinci dilimini serbest bıraktılar ve 109 milyar Euro hacminde ikinci kredi paketini de karar altına aldılar.
Yunanistan’a yardım kararı alınan AB-Zirvesi’nde ayrıca “ülkenin yeniden kalkınması ve rekabet gücünü elde edebilmesi için özel programlar” hazırlanmasını da karar altına alındı.
Bu kararın üstünden daha bir hafta geçmeden Rösler, 16 maddelik “Yunanistan için Yatırım ve Kalkınma Atılımı” planını kamuoyuna sundu ve ardından bakanlıkta Yunanlıların olmadığı bir “Yunanistan Zirvesi” düzenlendi.

YUNANİSTAN İŞTAH KABARTIYOR!

Toplantıya değişik tekel temsilcilerinin yanı sıra BDI ve DIHK gibi sermaye örgütleri de katıldı. Yunanistan’ın Alman sermayesinin iştahını kabarttığı ortada. Bir yanda özelleştirilecek olan 50 milyar Euro değerindeki devlet işletmeleri diğer yanda ise değişik alanlarda ucuz kredilerle yapılacak yatırımlar paylaşılmak için bekliyor.
Almanya’nın Yunanistan’a yardım edebilmesi için “Alman ekonomi kültürünün Yunanistan’a transfer edilmesi” gerektiğini söyleyen Rösler, ekonomi bakanlığında eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki kamu işletmelerinin özelleştirilmesinde görev almış, tecrübeli elemanlarını da Yunanistan’ın hizmetine sunacağını söyledi. Ayrıca orta ölçekli şirketlere teşvik kredileri veren bir kamu bankasının kurulması, AB’nin alt yapı yatırımları için elinde tuttuğu yardımların alınabilmesi için Alman ekonomi organizasyonlarının Yunanistan’a yardımcı olacaklarını söyledi.
Alman şirketlerinin faaliyet göstereceği olası yatırım alanlarını telekomünikasyon, altyapı, yenilenebilir enerji, atık ve sağlık sektörü şeklinde sıralayan Rösler, “Bunun yanı sıra şirketlerimizin de özel planları bulunuyor” dedi
BDI ve DIHK temsilcileri ise toplantının ardından, “Yunanistan’a endüstriyel yedek parça üretimi ve kimya-ilaç alanında yatırımlar çekebilir. Dünya çapında iyi ticari ilişkilere sahip olan Alman şirketleri Yunanistan’da girecekleri ortaklıklarla üretilen malların dünyanın her tarafına satılmasına katkı sunabilirler” dedi.

YUNANİSTAN’A DOĞU AVRUPA MODELİ
“Yunanistan’da işimiz bir hayli zor” diye konuşan Rösler, “Bu ülkenin sorunları büyük bir dönüşüm sürecinden geçen Doğu Avrupa ülkeleri ile karşılaştırılabilir” dedi. Almanya’nın Doğu Avrupa’daki “dönüşüm ve yeniden yapılanma” sürecine aktif katıldığını ve ciddi tecrübeler edindiğini söyleyen Rösler, “Bu nedenle Berlin’deki Polonya Büyükelçisi’ni, kendi ülkesindeki yeniden yapılanma süreci hakkında bilgi vermesi için Yunanistan’a davet etmek istiyoruz” dedi.
Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Romanya bugün Almanya’nın “arka bahçesindeki ucuz üretim merkezi” olarak görev yapıyor. Almanya’nın ihraç ettiği birçok mamul önce bu ülkelerde üretiliyor ve Almanya üzerinden dünya piyasalarına gidiyor.
15 Ağustos’ta değişik sermaye temsilcilerinden oluşan küçük bir heyetle Yunanistan’a gitmeye hazırlandıklarını söyleyen Rösler, “Eylül’de ise büyük bir heyetle Yunanistan’a giderek atılacak adımlar konusunda somut kararlar almak istiyoruz” dedi.


İŞÇİ VE EMEKÇİLERE DERS OLSUN

Alman sermayesinin en kararlı savunucularından biri olan FAZ gazetesinde 29 Haziran günü yayınlanan bir yoruma, “YUNANİSTAN DERSİ” başlığı konulmuş.
Michael Martens isimli yorumcu yazısında, 2010’da Yunanistan’a verilecek uluslararası yardım paketinin ayrıntıları üzerine pazarlık yapılırken, “Eğer Yunanistan’a yardım verilirse, iflasın eşiğinde olan diğer ülkeler kemer sıkma politikası yerine şimdiye kadar olduğu gibi devam ederler. Çünkü yanlış ekonomik politikalar milyarlık yardım paketleriyle ödüllendiriliyor” şeklinde bir uyarının sıkça yapıldığını belirttikten sonra şu tespitlerde bulundu: “Fakat Yunanistan örneğinde tam tersi yaşanıyor. AB’nin hiçbir başbakanı gerçekten zorda kalmadığı süre Papandreou hükümetinin durumuna düşmek istemeyecektir. Yunan hükümeti, şimdiye kadar AB’de görülmemiş bir tarzda ve kapsamda egemenlik haklarından vazgeçmek zorunda kaldı. Yunanlıların seçilmiş halk temsilcileri aylardır ciddiye alınabilecek bir konuda kendi başlarına karar alamadılar. Ülkede giderek artan öfkeyi değerlendiren Maliye Bakanı Venizelos, kontrolün nasıl ellerinden yittiğini şu sözlerle çok iyi ifade etti: Atina hükümeti artık yönetmiyor, sadece emirleri yerine getiriyor. Biz sadece bize söyleneni, bize izin verilenleri yapıyoruz. Sosyalist milletvekillerinden bir başka vekil ise oylama öncesinde, ‘Eğer her şey IMF ve AB ve AMB tarafından karar altına alınıyorsa o zaman bu parlamentoda benim ne işim var’ diye isyan ediyordu.”
Yorumuna “Yunan halkı gerçekte bir şey değiştiremez” ara başlığı ile devam eden Martens, “Gerçekten de Yunanistan önümüzdeki dönemde sadece sınırlı bir demokrasiye sahip olacak. Yunan halkı kimi dilerse seçebilir – ama bu gerçek anlamda bir şey değiştirmeyecek” diyor.
Emperyalist bir ülkenin tipik bir temsilcisi olan Martens, bütün Avrupa ülkelerine, bütün Avrupa halklarına Yunanistan’ın ders olduğunu belirtirken, diğer ülkelere de Yunanistan’a yapıldığı türden “yardım”ın yapılmamasını istiyor ve “Yunan halkı gerçekte bir şey değiştiremez” mantığıyla hem Yunan halkını küçümsüyor-aşağılıyor hem de emperyalist güce övgü düzüyor.
Tabi Bay Martens burada önemli bir şeyi göz ardı ediyor. Yunanistan’a dayatılan yaptırımlar, egemenlik haklarının gasp edilmesi, diğer ülkelerin hükümetlerini korkutabilir. Ama Yunanistan örneğini takip eden işçi ve emekçilerin çıkaracağı ders çok farklı da olabilir. Belki Yunanistan Maliye Bakanı Venizelos emperyalistler önünde diz çökmüş olabilir ama Yunanistan halkı henüz diz çökmedi ve mücadelesini sürdürüyor. Yunan halkı gerçekten bir şeyleri değiştirmek isterse bunu yapabilecek güce sahiptir! Bay Martens gibilerinin asıl kötü göstermeye çalıştıkları da budur.