Dağda ve ovada

Ahmet Yaşaroğlu *

AKP Hükümetinin, geleneksel devlet politikası olan Kürtler üzerindeki şiddet uygulama politikasına sahip çıkması ve bu gerici politikaya yol vermesi ile birlikte çatışmalar yoğunlaştı. Statükocuların, ulusalcıların Kandil çığlıkları bir karşılığını bulmuş durumda. Şimdilerde onların talep ettikleri her gerici adım atılıyor. Operasyonlar yaygınlaşıyor ve sorunu kan ve terörle “çözme” politikası, hükümet destekçisi basın ve yayın tarafından şekere bulanarak pazarlanıyor. Hükümet sözcülerinin “Dağda şahin, ovada güvercin olacağız” söylemi, “Yeni bir yaklaşım” olarak takdim ediliyor.
Dağda şahin ovada güvercin olma söylemi, içerik olarak kuşkusuz yani bir söylem değil. “Teröristle halkı ayrıştırma, teröre taviz vermezken halka şefkatli davranma, bölge halkını kazanma” söylemleri on yıllardır dillerden hiç düşmedi. Bugünlerde bu geleneksel söylem yeni bir üslupla sürdürülüyor. Ama olaylar kanıtlıyor ki, bu söylemin sahipleri ne dağda şahinler, ne de ovada güvercinler. Ortalığa saçılan ses kayıtlarından anlaşıldığına göre çatışmada silahını bırakıp kaçan komutanlara, korkudan kendi askerlerini vuranlara kadar bir dizi meziyete sahipler. Şahinden çok bir akbabaya benziyorlar.
İşin ova kısmı ise zaten çok iyi biliniyor. Meşru politika yapanların tutuklanması, halk üzerinde terör estirme, çoluk çocuk demeden dizginsiz bir şiddet uygulamak. Açıkçası dağda ve ovada kalleşlik, akbabalık, kıyıcılık ve cellatlık en iyi yaptıkları işler. Şimdi bütün bu “meziyetlerini” geliştirerek Kürt sorununa bir “çözüm” bulma iddiasındalar. Ama bu gerici politikaların çözüm değil, çözümsüzlük getirdiği, halkı kazanmak bir yana onun öfke ve nefretini artırdığı çok iyi biliniyor.
Dünün “liberal” kalemlerinin bazılarının kalemlerinden bugün kan damlıyor. Hükümeti ve gerici politikalarını desteklemek için her türlü ahlak kuralını bir yana bırakarak Kürtlerin mücadelesine saldırıyorlar. PKK’nin, BDP’nin halkın desteğini kaybettiği, Ergenekon ve PKK’nin birlikte hareket ettiği, Kürtlerin kendi derin güçleri ile hesaplaşmaları gerektiği gibi gerici söylemler bu güruhun malzemesi durumunda. Bazı “stratejistler” de kitle kalkışmalarına karşı, kitlesel şiddet uygulanmasının fetvasını veriyorlar. Bu “liberallerin” geçmişin ergenekoncuları, ulusalcıları, statükocuları ile anlayış düzeyinde kol kola girdikleri görülüyor. Ya da farklı bir ifade ile, AKP’nin statükosunun, geleneksel statükodan ayrılan yanlarını bulup keşfetmek için çok derin araştırmalar yapmak gerekiyor.
Olayların gelişmesi Kürt sorununda eskiye dönüşü çağrıştırsa da, artık sorun farklı bir düzeye taşınmış durumdadır. Evet kullanılan yol ve yöntemler eskidir. Baskı ve şiddet hangi kılıfa sarılırsa sarılsın devam ediyor. Ancak Kürt sorununun bugün geldiği yer oldukça farklıdır. Onca baskı ve teröre, inkar ve asimilasyona karşın Kürt halkının mücadelesi gelişti, güçlendi, en önemlisi halkın bilinci ve örgütlenmesi ilerledi. Geçmişte sonuç alamayan devlet şiddeti ve terörünün bugün bir sonuç alabileceğini sanmak için başka bir dünyada yaşıyor olmak gerekir.
Elbette asıl sorun bütün bunların tespit edilmesi değil. Sorun bütün bu gerici politikaların karşısına, Kürt halkının özgürlüğünü, kardeşliği, ülkede demokrasiyi savunacak bir mücadele ile dikilebilmekte düğümleniyor. Bu yönde adımların atıldığını görebiliyoruz. Ama mücadele eden güçlerin daha yaygınlaşması, güçlenmesi, artan saldırı ve terörü püskürtebilecek bir genişlikte hareket edebilmesi son derece önemlidir. Üstelik AKP Hükümeti ekonomik, siyasal ve sosyal saldırılarını genişletiyor ve şiddetlendiriyor. Demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi bütün emekçi halkın desteğini alabilecek koşullara sahip durumda. Kimsenin kuşkusu olmasın bugüne kadarki her taarruz Türk ve Kürt emekçilerinin giderek artan gücünü ve direnişini karşısında bulacaktır.

*Evrensel/26/08/2011