Geleceğini arayan gençliğin çığlığı

Aslı Gül

4 Ağustos’ta polis tarafından öldürülen 24 yaşındaki Mark Duggan’ın ölümü ile ilgili bilgi almak için 6 Ağustos’ta Tottenham karakolunun önünde ailesiyle birlikte bir protesto gösterisi düzenlendi. Protestocuların soruları, 4-5 saat beklemelerine rağmen herhangi bir polis yetkilisi tarafından cevaplanmadı.  16 yaşındaki bir genç kızın, Tottenham karakoluna girerek açıklama beklediklerini söylemesi sonrası polislerin fiziki saldırısına maruz kalmasıyla ‘olaylar’ başladı.  Cumartesi başlayan olaylar 4 gece sürerek Londra’ya ve Londra dışında Birmingham, Manchester ve Liverpool olmak üzere başka şehirlere yayıldı.  Polisle çatışıldı, arabalar yakıldı, dükkanlar yağma edildi. Ya da bir başka deyişle aslında ‘insanlar ihtiyaçları olanları aldı’.  Olayların ardından sorulan soru; neden şimdi ve bundan sonra ne olacağı idi.


İŞ YOK, UMUT YOK,  GELECEK YOK!

Olayların nasıl bu boyutta yayıldığını ve esas nedenini bir gencin bu sözleri çok güzel özetliyor: İş yok, umut yok, gelecek de yok!  Özellikle ekonomik krizle birlikte sosyal alandaki kesintiler, eğitim ve sağlığa ayrılan bütçenin azaltılması, gıda ve tüketim mallarına yapılan zamlara rağmen maaşlarda bir artış olmaması, yoksullaşma ve özellikle çocuk yoksullaşmasındaki artış ve işten atmalardan en fazla etkilenen kesimi gençler oluşturuyor. İngiltere’de resmi rakamlara göre 18-24 yaş arası 1 milyon işsiz genç bulunuyor. Birçok belediyede ve merkezi  anlamda gençlik aktivitelerine ayrılan bütçe kesildi. Örneğin isyanların yaşadığı Tottenham’ın bağlı olduğu Haringey Belediyesi’nde gençlik çalışmalarına ayrılan bütçeden yüzde 75 kesinti yapıldı. Bu Haringey’deki 13 gençlik evinin 8’nin kapatılması anlamına geliyor. Gençlik evlerinin kapanması ve bütçenin kesilmesi tatil zamanlarında gençlere yönelik aktivite ve kursların durmasını da beraberinde getirdi. Eğitime ayrılan bütçenin azaltılması ya da aynı kalması okullarda sorun yaratan gençlerle uğraşma, onlara yönelik okulda ekstra yardım edecek projelerin olması yerine, sorunlu olan çocukların bir araya getirildiği ayrı okullara gönderilmesine yol açtı. Bu okullara giden 13-14-15 yaşındaki gençler umutsuzluğa itiliyor. Bu olaylar sırasında neden sorusuna cevap veren bir gencin ağzından ‘önceden tatil zamanlarında kurslara giderek, aktivitelere katılarak zamanımızı iyi değerlendiriyorduk. Şimdi bunlar olmayınca, hele birde okuldan atılmışsan, sokakta boş boş gezmekten başka yapılacak bir şey yok’ sözleri de soruya bir cevap niteliğinde. İsyanlar sırasında iki şarap (ç)alan 17 yaşaltı iki kızla yapılan röportajda niye aldınız sorusuna ‘ şarapları içtik, zenginlerin mallarına zarar vermek hoşumuza gitti ve daha fazla zarar verdik’ cevabı da aslında bilinçli söylenmiş olmasa da sınıf farkına ve öteki sınıfa duyulan öfkeyi ifade ediyor. Bunlara tabi ki üniversite gençlerinin geçtiğimiz Kasım-Şubat ayları arası, üniversite harçlarının 2012’den itibaren 9 bin Sterline çıkmasına karşı kitlesel eylemler ve bu eylemlere yönelik hükümetin ve polisin tavrı da eklemek gerekiyor. Üniversite hayalleri emekçi kesimin gençlerine kapatılırken, kolejlerde düşük gelirli ailelerin gençlerine verilen haftalık 30 Sterlin’lik kolej katkı payının (EMA) kesilmesi ya da miktarının düşürülerek alımının sınırlandırılması uygulamasını da eklemek gerekiyor
DURDUR VE ARA UYGULAMASI
Bir diğer önemli nokta ise polisin ‘stop and search’ (durdur ve ara) uygulamasının yoksul semtlerde yaşayan emekçi ve özellikle siyah ve göçmen gençlere uygulanmasıdır diyebiliriz. Ulusal istatistiklere göre siyah bir genç beyaz bir gence göre 8 kez daha fazla durdurulup aranıyor. Bununla birlikte gözaltında ve karakollarda ölen insanların sayısı da hayli kabarık. 1998 yılından beri 330 insan karakollarda gözaltındayken öldürülmüş durumda. Ve bu öldürülmelere karşı devlet hiç bir adım atmamış ya da  polisler herhangi bir ceza almamış.
Mark Duggan ölümü ile ilgili ilk bilgilerin polisle çatışmaya girdiği ve bu nedenle öldürüldüğüne dair haberin yalan olduğunun anlaşılması, açıktan Duggan’ın polis tarafından katledildiğini gösteriyor. Olayların başlamasına neden olan Mark Duggan’ın niye öldürüldüğüne dair Tottenham karakolu önünde yapılan protestoda da polisin tutumu dikkat çekiyor. Bir polis yetkilisi bir açıklama yapmıyor ve üstelik soru soran bir kıza şiddet uygulayarak geri çeviriyor. İşte polisin ırkçı tutumları da yukarıdaki anlattığımız sosyal ve ekonomik koşullarda yaşayan özellikle gençler açısından bir patlama noktası oldu. Aslında gençler özellikle siyah gençler polisin bu tutumuna dikkat çekmek için kısa bir süre önce Scotland Yard’a kadar ikibin gencin barışçıl bir şekilde yürüdüğünü ama hiç bir medyanın buna yer vermediğini fakat yakıp yıkınca çatışınca tüm medyanın Tottenham’a toplandığını haykırması, aslında gençlerin taleplerinin görmezden gelindiğini ve dikkate alınmadığının göstergesi değil mi?

HÜKÜMET VE MUHALEFET KOL KOLA
Olayların başlamasından itibaren hükümet ve muhalefet yetkilileri bu yapılanların suç olduğunu, suçluların yakalanacağını ve cezalandırılacağına dair söylemlere başlayarak, Mark Duggan’ın öldürülmesine yönelik ya hiç bir açıklama yapmadılar ya da yüzeysel değindiler. Olayların Londra dışına sıçramasının ardından tatillerini yarıda bırakarak ülkeye dönüp acil toplanan hükümet ve muhalefet partileri olayların patlak vermesine neden olan sosyal ve ekonomik nedenlere ve Mark Duggan’ın öldürülmesine hiç değinmeyerek,  ağız birliği edercesine bu işi yapanların suçlu ve ‘hasta’ olduklarını, yakalanıp cezalarını çekecekleri söylemlerini ağız birliğiyle yinelemeye başladılar.  Muhalefetteki İşçi Partisi’nin önerisi ise polis kurumundaki bütçe kesintilerinin durdurulması ve polislerde işten atmalarının yaşanmamasından öteye gitmedi.  Medyayı da arkasına alan hükümet, olaylara katılanlardan belediye evlerinden oturanlar varsa evlerinin elinden alınması ve işsizlik ödeneği alanların belirli bir süre yardımının kesilmesine kadar işi götürdü.
Polise tazyikli su ve göz yaşartıcı bomba kullanılması yetkisi verilmesi, olayların devam etmesi ihtimali ve gelecekte isyanlara karşı tazyikli su malzemelerinin getirildiği de açıklandı. Hatta Başbakan David Cameron Amerika’da ‘çetelerle mücadelede tecrübeli’ uzman bir kişiyi getirme planlarını da duyurdu.
Bir hafta geçtikten sonra biraz abartıldığı anlaşılmış olacak ki muhalefetteki İşçi Partisi olayların sosyal ve ekonomik boyutu olduğundan bahsederek kesintilerden bahsetmeye başladı. Ancak yapılan kesintiler ve uygulamalar İşçi Partisi dönemini de kapsadığı için, bu söylemleri çok inandırıcı olmadı.  Hükümetteki Liberal Demokrat Parti’si yetkilileri de olaylara katılanların yardımlarının kesilmesi veya evlerinin elinden alınmasının suç işleme oranını arttıracağı ve çözüm olmadığı söylemleri de medyada yerini aldı.
Olayların ardından 3 bini aşkın kişi gözaltına alındı. Katılanların CCTV kameralarında görüntülerinin bulunması ve medyada yayınlanmasından sonra  bir insan avına başlandı demek abartı olmaz. Suçlular yakalanmalı, gelecekteki isyanları engellemek için cezalandırılmalıydı!
Gözaltına alınanların sadece gençler ve siyahlardan oluşmaması toplumun değişik kesimlerinden insanları kapsaması, medyada ya da tüm dünyada yansıtılanların aksine ülkede yaşananlara bu sistemde umudu olmayan özellikle gençlik kesiminin imdat çığlığıydı diyebiliriz.


İSYANLARDAN SONRA NE OLACAK?

İsyanın nedeni ve bundan sonra ne yapılması gerektiği hala tartışma konusu.  Olaylardan bir hafta sonra Day-Mer’in de içinde bulunduğu ilerici kesimlerin biraraya gelerek düzenlediği ‘Çocuklarımıza bir gelecek verin’ yürüyüşünün bir özelliği olayların yaşandığı Hackney bölgesinden başlayıp Tottenham bölgesinde bitmesi ve yoksul semtlerin kalkındırılması, eğitimdeki kesintilerin durdurulması, ‘durdur ve ara’ uygulamasının kaldırılması talebiyle örgütlenmesiydi. Üçbin kişinin katıldığı yürüyüş burjuva medyasında hiç yer almadı.
Olaylardan sonra yaşanan diğer bir gelişme ise özellikle siyah toplumun olayların nedenleri, bundan sonra ne yapılması gerektiği ile ilgili düzenledikleri toplantılardı.  Toplantılarda ‘olaylara karışanlar Tottenhamlı değil, bunlar suçlu ve çeteye mensup insanlar’ açıklamasını yapan İşçi Partisi Tottenham siyah milletvekili David Lammy’e karşı tepkiler hayli yüksekti. Tartışmalarda bunun sınıf ayrımından kaynaklandığı, siyah, beyaz ya da diğer milletlerden tüm işçi ve emekçilerin bu koşullardan etkilendiği, siyahların ise hem işçi hem siyah olmasından dolayı daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığı vurgusu öne çıktı. Bu olaylarda gözaltına alınanların savunulması, Mark Duggan’ın soruşturmasının takip edilmesi ve kesintilere, bu saldırılara karşı bir şeyler yapılması gerektiği konusundaki ortak görüştü.
Britanya açısından en büyük handikap ise bu öfkeyi, tepkileri örgütleyecek alternatif bir örgüt ya da partinin olmaması. Yaşananlarla ilgili Demiryolu Sendikası dışından bir sendikanın doğru düzgün bir açıklama yapmaması ise işin diğer bir üzücü yanı diyebiliriz. Ancak görünen o ki, gençliğin sisteme bu öfkesi, kızgınlığı ve umutsuzluğu, umutlu ve örgütlü bir mücadeleye evrilene dek bu tür ‘olayları’ ilerde de göreceğiz demek müneccimlik olmasa gerek.  Gene isyanları yorumlayan birinin sözüyle bitirecek olursak ‘bu bir örgütlü eylem değil ama gençliğin imdat çığlığı’. Gençliğin bu öfkesini örgütlemek ilerici kesimin en büyük görevi olsa gerek. LONDRA