Şiirlerde şahlanan özgürlük

Bu hafta ünlü Macar Şairi Sandor Petöfi’den sözedeceğim biraz. Ve ondan çevirdiğim birkaç şiiri de sizlerle paylaşmak istiyorum…

Yaşar Atan

Yalnızca Macaristan’ın yetiştirdiği birkaç büyük ozandan biri olarak bakılmıyordu Sandor Petöfi’ye. Bütün Avrupa ülkelerinde de, Hugo’ların, Byron ve Heine’lerin yanında anılıyordu adı. Üstelik yalnızca bir ozan değildi o, aynı zamanda katıksız bir devrimciydi… Hatta yaşamını gencecikken, daha yirmi altı yaşında, ülkesinin kurtuluşu için harcadı…
Petöfi yoksul bir aileden geliyordu. Okulu da çok erken bıraktı. Bu kararında yoksulluğunun etkisi olduğu kadar, ülkesini ve halkını yakından tanıma tutkusu da vardı. Bu yüzden  Macaristan’ı karış karış gezmeye başladı. İlkin asker olarak başladı bu gezilere. Sonra da gezici bir tiyatro kümesine katılıp bu gezi serüvenini birkaç yıl daha sürdürdü. Çok zaman da yaya yapıyordu bu yolculuklarını. Bu yöntemle Petöfi; hem halkını, hem de sorunlarını çok daha yakından tanıdı: Halk, Habsburg’un dayattığı feodal yönetimin boyunduruğu altında inim inim inliyordu. Haliyle Petöfi; acımasızca ezilip sömürülen bu yoksul halkının çektiği çilelerin bilinciyle bütünleşti; onlarla mayalandı… Böylece daha sanat yaşamının başında, çoğunluğu soylu sınıftan gelen ulusalcı ve ahlak hocası ozanlardan ayrılmış oldu. Haliyle bu bilinç, içinde yaşadığı halkın acıları ve düşünceleriyle içselleşen Petöfi’nin sanat yaşamını ve yapıtlarını yönlendirmeye başladı… Böylece şiirlerinde “yapmacık bir biçem” (üslup) yerine, halk şiirinin en doğal ve yalın biçemini ve dilini benimsedi. Gerçi bunu yapan ilk ozan değildi. Bazıları da halk diliyle şiir geleneğini sürdürmeye çalıştılar. Ne var ki Petöfi gibi başarılı olamadılar. Çünkü onların amacı halkla bütünleşmek değil, yalnızca halkın beğenisini kazanmaya yönelikti…


PETÖFİ’NİN İLK AMACI ÖZGÜRLÜKTÜ

“Özgürlük, bütün dünya halklarının özgürlüğü…” Bu söylemleri Petöfi o kadar çok yazıp söyledi ki, artık sonunda, katıksız “bir özgürlük şairi” olarak edebiyat dünyasında hak ettiği seçkin yeri bulmuş oldu.
Ne var ki Petöfi’nin algıladığı özgürlük, günümüz ya da onun çağdaşı olan yazarların, ozanların anladığı şekilde değildi. “Liberaller” denen bu zevat için özgürlük; tıka basa mal edinme, kapitali gönlünce büyütme, emekçileri, haliyle  halkları sonuna dek sömürme  demekti. Kısaca özetlemek gerekirse Petofi, özgürlük kavramını Babeuf’ün gözleriyle algılıyordu. Yani tek başına soyut bir özgürlüğün onun gözünde bir anlamı yoktu. Zaten böyle bir özgürlük insanın amacı da olmamalıydı. Çünkü özgürlüğün gerçek amacı, toplumsal bir mutluluğa, insanlar arasında tam bir eşitliğe ulaşmak olmalıydı.  Yani özgürlük bir yol, bir araçtı… Bu düşüncesini “Apôtre” adlı şiirinde açık seçik dillendirdi:

“Hepimizin tek amacı neydi?
Mutluluk, değil mi?
Ne ulaştırır bizi ona ? Özgürlük!
Özgürlük için savaşalım öyleyse…”

KISACA ÖZETLERSEK…

1823-1849 yılları arasında yaşayan Sandor Petöfi; 1848 Devrimi sırasında, hem halkın belleğine kazınan toplumcu şiirleriyle, hem bedenen katılımıyla  önemli bir yönlendirici oldu… Ülkesi Macaristan’a , karısı Julia’ya ve bütün halkların özgürlüğüne karşı beslediği aşklarını dillendirdi şiirlerinde…
Bu önsezili ve dünyaca tanınan devrimci evrensel şair; aşağıdaki “Kafamı Bozan Düşünce” şiirinde aynen öngördüğü gibi, yirmi altı yaşındayken, vatanının bağımsızlığı için savaşırken öldü… Gerçekten de Kazaklara karşı savaşırken, diğer yoldaşları gibi altında atı yoktu! Ailesine para göndermek için onu satmak zorunda kalmıştı!. Tek başına atsız savaşırken, 1849 yılında, daha yirmi altı yaşındayken savaş alanında vuruldu. Ve ölüsü de bulunamadı. Şiirlerinin birinde öngördüğü gibi, büyük bir olasılıkla toplu bir mezara gömüldü…

KÖLEYDİK, İNSAN OLDUK İNSAN
Artık öyle fazla kızmıyorum insanlara epeydir,
Yalnızca çok gücendim onlara, çok kırgınım…
Çünkü öylesine pısmışlar ki habire susuyorlar…
Oysa kapmış mutluluğunu, mallanmış başkaları!
Yahu verin şu aldıklarınızı diye gürlemiyorlar.
O yüzden zaten, bin yıllardır hiç dinmiyor acıları.

Gene de inanıyorum gelecek o anlı şanlı günlere,
Yakındır, diyorum insanlığın Altınçağı.
Hele bir uyanmaya görsün halklar.
Toz toprak içinde ezilmiş başlarını
Şöyle bir kaldırıp diklensinler:
“Köleydik, insan olduk insan!” diye,
Dünyayı gümbür gümbür inletsinler!
(Çev. : Y. A.)

DÜŞ…
Düş dediğin,
En güzel armağanı doğa anamızın.
Çünkü açıverir kapılarını arzular ülkesinin,
Ne varsa bulalım diye özlediğimiz.
Doğrusu en yoksulu bile insanın
Ne üşür, ne acıkır düşlerinde.
Giyinir kuşanır en kıyağından,
Serilir yumuşacık halılar önüne…
Kral da bozmaz keyfini hiç  düşlerinde:
Ne yargılar, ne bağışlar,
Yudumlar huzurunu gıdık gıdık, gönlünce.
Bir yeniyetme de zaten bulur düşlerinde,
Yanıp tutuştuğu gizli sevgilisini
Ve sürer göğüsleri üstünde en güzel demlerini…
Ama benim düşlerim bir başkadır:
Düşlerimde ben bütün tutsak halkların,
Zincirlerini kırarım çatır çatır!…
(Çev.: Y.A.)