Tekeller Libya’da ganimet peşinde

Altı ayı aşkın bir süre Fransa ve İngiltere öncülüğündeki NATO birlikleri tarafından bombalanan Libya’da, isyancıların başkent Trablusu ele geçirmesinden sonra, petrol başta olmak üzere ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koyma yarışı başladı. Bu konuda Fransa, İngiltere, İtalya ve Almanya arasında kıyasıya bir rekabet yaşanırken, ABD’nin desteğini alan Türkiye’nin de yeniden imar konusundaki yüklü ihaleler alacağı tahmin ediliyor.
Kaddafi rejiminin yıkılması için Bingazi’deki isyancıların yöneticilerine her türden desteği veren emperyalist ülkeler, şimdi de bunun karşılığını almak için ellerini ovuşturuyor. Zengin petrol yatakları bulunan Libya uzun zamandan beri ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın iştahını kabartıyordu.
Ekonomik çıkarları için Kaddafi rejimi ile kurdukları iyi ilişkilerden dolayı bugüne kadar Libya’nın petrolünü işleten ülkelerin başında gelen İtalya, yeni yönetim döneminde de konumunu korumaya çalışıyor. Yıllık 100 milyar Dolarlık ciroya sahip İtalyan petrol tekeli Eni, Kuzey Afrika’daki petrol yataklarını işletme konusunda ilk sırada yer alıyordu.
Cirosunun yüzde 13’ünü Libya’daki faaliyetlerinden elde eden tekelin, piyasadan çekilme niyeti olmadığı belirtiliyor. Yüzde 30’u devlete ait olan Eni, kendisinin Libya’da yaptığı petrol yatırımlarından vazgeçme niyetinde olmadığını açıkladı. Kaddafi sonrası dönemde Libya petrollerinin yeniden paylaşımı konusunda süren tartışmalar hakkında bir açıklama yapan İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, “Bu konuda Eni tekeli bir numara olmaya devam edecek” dedi. Libya’daki petrol istasyonlarının çoğunu İtalyan Agip tekeli işletiyor.
İtalya, doğalgaz yataklarının işletilmesi için 2045, petrol yataklarının işletilmesi için ise 2025 yılına kadar geçerli olmak üzere Kaddafi rejimi ile anlaşmalar yapmıştı.
BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararda, Kaddafi döneminde imzalanan uluslararası anlaşmaların yeni yönetim tarafından tanınacağı beyan edilmişti.


FRANSA-İTALYA REKABETİ

Ancak; bunun Kaddafi’nin devrilmesi, Libya’nın işgal edilmesi için adeta öncü rolü üstlenen Fransa tarafından kolay bir şekilde kabul edilmesi beklenmiyor. Libya Kontakt Grubu’nu önümüzdeki hafta Paris’e davet eden Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, petrol ve doğal gaz işletilmesi hakkının Fransız petrol tekeli Total’e verilmesini gündeme getirecek. Fransa’nın bu konuda ısrarcı davranacağı, bu nedenle Libya’daki savaşın galibinin Total olacağı yönünde yorumlar şimdiden yapılmaya başlandı.
L’Humanite gazetesinde yer alan bir haber-yoruma göre savaştan önce günlük olarak çıkarılan 1.6 milyon varil petrolün yüzde 3’ünü işleten Total’in hisselerinin borsadaki değeri isyancıların Trablus’a girmesiyle yüzde 4 arttı.
Keza; Fransa’nın bir diğer önemli tekeli GDF-Suez de Libya’daki doğalgaz yataklarını işletmek için şimdiden kolları sıvadı. Kaddafi rejimi döneminde de Libya pazarına girmek isteyen GDF-Suez, bu konuda istediğini alamamıştı.
Kaddafi’nin devrilmesi için yapılan askeri müdahaleler, bombalamalar ve isyancılara verilen destek konusunda ABD’den sonra en çok harcamada bulunan ülke olan Fransa, şimdi bunun karşılığını kat be kat almanın hesaplarını yapıyor. Bu nedenle, Fransa, Libya’nın gelecekte nasıl ve kimler tarafından yönetileceği konusunda en çok söz sahibi olmak isteyen ülkelerin başında geliyor.


ALMAN TEKELLERİ KONUMUNU KORUMAYA ÇALIŞIYOR

Alman tekelleri ise adeta savunma halinde konumlarını koruma planları yapıyor. BM Güvenlik Konseyi’nde Libya’ya askeri müdahalenin yapılması konusunda Rusya, Çin ve Brezilya ile birlikte çekimser oy kullanan Almanya, buna rağmen Libya’nın yeniden paylaşımı konusunda söz sahibi olmak istiyor. Kaddafi rejiminin sonunun geldiğinin iyice anlaşılmasından sonra hükümet yetkilileri, Libya’nın yeniden imarı konusunda üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getireceğini ifade ederken, polis ve askerlerin eğitimi ve yeni adalet sisteminin kurulması konusunda muhtemel yeni yönetime açık çek verdi.
Libya petrolünü işleten Alman tekelleri RWE Dea ve Wintershall ellerindeki kuyuları işletmeye devam etmek niyetinde. Yine Alman inşaat tekellerinin yeni dönemde de yüklü ihaleler alabileceği belirtiliyor.


TÜRKİYE DE İDDİALI

Türkiye de Kaddafi sonrası Libya’daki pazarda ganimet toplamakta iddialı ülkeler arasında yer alıyor. İşgalin ilk günlerinde Kaddafi’ye destek çıkan, ancak kısa bir süre sonra çark ederek isyancılara arka çıkan Türkiye, özellikle inşaat alanında ülkenin yeniden imarı konusunda diğer ülkeler ile rekabette iddialı.
Kaddafi rejimi döneminde 200 kadar Türk firması Libya’da faaliyette bulunur iken, yeni dönemde bu alandaki yatırımların artacağı tahmin ediliyor.
Ganimeti paylaşmında şimdilik İngiliz ve ABD tekellerinin, sözünü ettiğimiz ülkelere göre çok daha tutuk davrandığı belirtiliyor. Bu İngiliz ve ABD basınında da eleştiri konusu yapıldı.
Özellikle de, Temmuz ayının sonuna kadar Libya’ya yönelik askeri operasyonlar için 900 milyar Dolar harcadığını ifade eden ABD’nin bu konuda geri kalması beklenmiyor. ABD’nin önemli petrol tekelleri Hess, Conoco Philips ve Marathon Oil Kaddafi döneminde Libya ile milyarlarca Dolarlık anlaşmalar yapmıştı. Önümüzdeki dönem de ABD’li petrol tekelleri pastadan büyük bir pay almaya devam edecekler. (YH)

Petrol için işgal

Libya’nın işgal edilmesinde bu ülkenin sahip olduğu zengin ve değerli petrol yatakları önemli rol oynuyor. Dünya petrol üretiminde 9. sırada bulunan Libya, savaştan önce günde 1.6 milyon varil petrol üretiyordu. Bu miktar savaş nedeniyle günde 60 bine kadar düşmüş durumda. Libya petrolünü, 1959 yılından beri yüzde 40’ını İtalya işletiyor.
İşgal ile birlikte Libya’nın petrol tekeli NOC’nın de batılı tekeller tarafından satın alınması bekleniyor.

Pastadan pay alamamanın telaşındalar

NATO desteğini alan isyancı güçlerin Libya’nın başkenti Trablus’u ve Kaddafi’nin sarayını ele geçirmelerinden sonra, Almanya’da askeri saldırıya katılmamanın yaratacağı zararlar hararetli bir şekilde tartışılmaya başlandı. Başbakan Angela Merkel ve yardımcısı FDP Genel Başkanı Philip Rösler, Kaddafi’nin devrilmesinde askeri müdahalenin büyük bir rol oynadığını belirterek, işgale askeri olarak katılan ülkeleri tebrik ettiler.
BM Güvenlik Konseyi’nde Libya’ya askeri müdahalede bulunulmasına Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya ile birlikte çekimser oy veren Almanya, şimdi bu tavrın hangi maddi zararlara yol açabileceğini hesaplıyor. Federal Dışişleri Bakanı GuidoWesterwelle, BM Güvenlik Konseyi’nde çekimser oy kullanmanın doğru bir politika olduğunu savunarak, Kaddafi’nin devrilmesine asıl olarak uygulanan yaptırımların yol açtığını söylerken, Başbakan Merkel ve yardımcısı Rösler buna karşı çıktılar. Açıklama üzerine FDP içinde Westerwelle’nin ne kadar süre daha dışişleri bakanı olarak görevde kalacağı yönünde bir tartışma başladı. Ardından Genel Başkan Rösler, Westerwelle ile bir görüşme yaparak durum değerlendirmesi yaptı ve göreve devam etmesini istedi.
FİSCHER TAM BİR SAVAŞ ÇIĞIRTKANI
Almanya’nın Libya’ya askeri müdahalede bulunulması oylamasında çekimser kalmasının yanlış bir politika olduğunu, dolayısıyla daha başında savaş cephesinin en ön sırasında yer almasını savunanların başında ise eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer geliyor. Yeşiller partisi üyesi olan Fischer, Der Spiegel dergisine yaptığı açıklamada, hükümetin Libya politikasını Almanya tarihindeki en büyük dışpolitika “hezimet”i olarak değerlendirdi.
Almanya’nın dünyanın yeni güç merkezleri Rusya, Çin, Hindistan gibi ülkelerle birlikte hareket etmesinin doğru bir strateji olmadığını savunan Fischer, “Bana göre 21. yüzyılda Almanya’nın dışpolitika çizgisini değiştirmesine neden yok. İsviçre gibi kendimizi geriye çekemeyeceğimiz gibi, tek başımıza dünya siyaseti yapacak kadar da büyük değiliz. Bunun için çıkarlarımız için batıyla birlikte davranmalı ve Avrupa’nın birleşme sürecini ilerletmeliyiz” dedi.
Fischer, Bingazi’deki olayların Almanya’nın Libya’da askeri olarak bulunmasına yeterli olduğunu savundu. Yeşiller Partisi eşbaşkanları Cem Özdemir ve Claudia Roth da hükümeti askeri müdahaleye katılmadığı için eleştirmişlerdi. Gelinen aşamada tüm bu açıklama ve gelişmelere bakıldığında Yeşiller, muhafazakarlar ve liberallerden daha azgın bir şekilde Alman sermayesinin çıkarlarının korunması için savaştan yana görünüyor. (YH)