Vicdanın isyanı!

„Her 5 saniyede 10 yaşın altında bir çocuk açlıktan ölüyor. Her gün 37 bin kişi açlıktan ölmekte ve yaklaşık 1 milyon insan sürekli yetersiz beslenme içinde. Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) her yıl açıklanan Dünya Gıda Raporu, her yıl kurbanların sayısını vermekte ve bugün dünya tarımının, dünya nüfusunun iki katını normal düzeyde besleyebilecek duruma eriştiğini söylemekte.
Sonuç: Soğukkanlı bir normallikle izlediğimiz günlük açlık katliamını açıklayacak objektif bir kusur ve felaket ortada yok. Açlıktan ölen her çocuk, öldürülmektedir!
Ölüm her yerde aynıdır. İster Somali mülteci kamplarında, ister Karaçi’nin çaresiz yoksul semtlerinde ya da Dakka’nın gecekondularında olsun; can çekişme, ölüm aynı aşamaları takip eder. Yetersiz beslenmiş çocuklarda birkaç gün sonra yıkım başlar. Vücut önce şeker sonra da yağ rezervlerini tüketir. Çocuklar önce   hareketsizleşir, sonra da zayıflama başlar. Bağışıklık sistemi çöker. İshaller zayıflamayı hızlandırır. Ağız parazitleri ve enfeksiyonlar solunum yollarında korkunç acılara neden olur.
Sonra kasların yok oluşu başlar. Çocuklar artık ayağa kalkamaz hale gelir. Kolları güçsüz bir biçimde yanlardan sarkar. Yüzleri yaşlı insan yüzüne döner. Sonra ölüm gelir.
Bir örnek: Günümüzde Doğu Afrika’da gerçekleşen trajedi. Etiyopya’nın, Cibuti, Somali ve Tarkana’nın (Kuzey Kenya) savanlarında, çöllerinde ve dağlarında 12 milyon insan göçmen durumda. Beş yıldır herkese yetecek kadar hasat yapılamıyor. Toprak beton gibi sertleşmiş. Kurumuş su kaynaklarının başında susuzluktan kırılmış Zebu sığırları, keçiler, eşekler ve develer yatıyor. Kadınlar, çocuklar ve erkeklerden her kim kendinde takat buluyorsa, BM Yüksek Komiserliği’nce göçmenler ve göç ettirilenler için kurulan kamplara doğru yola düşüyor.


ÇOCUKLARI HAYATA DÖNDÜRECEK PARA YOK

Örneğin Kenya topraklarındaki Dadaab’a doğru. Orada 3 aydır 400 binin üzerinde açlık göçmeni sıkışmış durumda. Çoğu, El Kaide bağlantılı korkunç El Şabab milislerinin yıktığı komşu Güney Somali’den geliyor.
Haziran’dan beri her gün sabah sisinin içinden yeni 1.500 kişi çıkıyor ortaya. Kampta çoktan beri yeni insanlar için yer yok. Dikenli tellerin içindeki kapı kapandı. BM memurları kapının önünde seçme yapıyor: Yalnızca çok azı, biraz yaşama şansına sahip olanlar içeri alınıyor. Eğer çok zarar görmemişse, bir çocuğu 12 gün uygulandığında kendine getirecek serum tedavisi ve tedaviye yönelik özel beslenme için para yok.
Para yok. Acil insani yardım götürecek BM Dünya Gıda Programı, 1 Temmuz’da üye ülkelerden 180 milyon Euro istedi. Yalnızca 62 milyon geldi. Normalde Dünya Gıda Programı’nın 2008 bütçesi 6 milyar dolardı. 2011 bütçesi ise, 2,8 milyar dolara indi.


ÇÜNKÜ PARA HAYDUT BANKALARA GİDİYOR

Neden? Çünkü para veren zengin ülkeler, özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, ABD, Kanada ve Avustralya binlerce milyar Euro ve dolarları kendi ülkelerinin haydut bankalarını kurtarmak için harcıyor: Banka kredilerinin tekrar canlandırılması ve vurguncu haydutların kurtarılması için. Sonuçta acil insanı yardım için para kalmıyor.
Finans piyasalarının çökmesinden sonra ‘Hedge fund’lar ve diğer büyük vurguncular Tarım Ürünleri Borsası’na yöneldi. Spekülatif alımlarla, kâğıt üzerinde vadeli alımlarla temel gıda maddeleri fiyatlarını astronomik yükseltiyorlar.
Bugün dünya pazarında bir ton tahıl 270 Euro. Bunun bir yıl önceki fiyatı tam yarısı kadardı. Pirinç yüzde 110 mısır ise, yüzde 63 oranında pahalandı.
Sonuç ne? Kuraklık felaketi 5 yıldır kestirilebilir olduğu halde ne Etiyopya, ne Somali ne de Cibuti ya da Kenya gıda depolayarak önlem alabildi. Dahası var: Afrika boynuzu ülkeleri, dış borçları nedeniyle baskı altına alındı. Yapısal yatırımlar için para yok. Afrika’da Sahra’nın güneyinde yalnızca yüzde 3,8 oranında tarım toprağı sulanabiliyor. Etiyopya’nın yüksek arazileri, Kuzey Kenya ve Somali’de daha az toprak sulanıyor. Kuraklık rahatsız edilmeden öldürmeye devam ediyor. Bu sefer, birçok on binleri öldürecek!


BU YAMYAM DÜZENİN PATRONLARI

Bu dünyanın en zenginleri ve en güzelleri, büyük bankacıları ve      holding patronları Salzburg’ta bir araya geliyor. Onlar, bu dünya düzeninin böyle olmasına neden olanlar ve onlar bu yamyam dünya düzeninin patronları.
Benim hayalim ne? Müzik, tiyatro, şiir, kısaca; sanat, zamanın ötesinde insanı kendine döndürür. Sanat, analitik aklın sahip olmadığı bir silaha sahip: Dinleyicileri heyecanlandırıyor, izleyicileri kendi derinliklerine döndürüyor; sanat egoizmin, yabancılaşmanın ve uzaklığın en kalın beton örtülerini bile zorluyor. İnsanın içine işliyor ve farkında olmadığı duygusal hareketlenmelere yol açıyor.
Ve birden bire kendini haklı çıkarmanın savunma duvarları yıkılıyor. Neoliberal kâr çılgınlığı toz dumana karışıyor. Bilinç, gerçeği zorluyor, ölmekte olan çocuklar zorluyor. Salzburg’ta bir mucize gerçekleşebilirdi: Dünyanın sahipleri uyanabilir. Vicdanın ayaklanması gerçekleşebilirdi! ! Hayır, korkmayın, Salzburg’ta bu mucize gerçekleşmeyecek. Rüyadan uyanıyorum. Gerçeklikten uzak hayal kurmamalıydım. Sermaye her zaman her yerde ve sanat karşısında daha güçlü. Tekeller için ‘Ölümsüz, devasa bir kişi’ diyor Noam Chomsky.
SERMAYE SANATTAN HER ZAMAN GÜÇLÜ
Dünya Bankası rakamlarına göre, geçen yıl, bütün sektörlerden en büyük 500 özel şirketin dünya sosyal üretim hâsılasının yüzde 52,8’ini, yani dünya zenginliğini kontrol ettiği görüldü. Stratejileri, kendilerini bağlayan sosyal zincirlerden tamamen kurtulmak, kârı en üst düzeye çıkarmak. Şirketin başında kimin olduğunun hiçbir önemi yok. Bu onun duyguları, bilgileri ve hissiyatıyla ilgili bir şey değil. Bu sermayenin yapısal gücüyle ilgili bir durum. Bu gücü yeniden üretmezse, zaten yönetim katından kovulur. Sermaye birikiminin tunç yasası karşısında Beethoven ve Hofmannsthal bile güçsüzdür.
Théophile Gautier, 19. yüzyılın ortasında „L’art pour l’art“ (sanat için sanat) diye yazmıştı. Bu özerk, herhangi bir toplumsal gerçeklikten arındırılmış sanat tezi, iktidar sahiplerini kendi duygularından da, olası değişim tehlikesinden de korur.
Umut, Mısır ve Suriye’den Bolivya’ya kadar güney yarım küredeki halkların mücadelesinde ve sabırlı, zahmetli bir biçimde çalışarak Batı’daki egemen ülkelerde radikal muhalefeti oluşturmakta yatıyor. Kısacası, devrimci karşı şiddeti, canlı, yorulmaz, dayanışmacı, demokratik örgüt içinde geliştirmek.
Ölümden önce hayat var. İnsanların barış ve adalet, akıl ve özgürlük içinde, maddi ihtiyaçları karşılama korkusundan kurtulmuş, bir arada yaşadıkları gün gelecek.”
JEAN ZİEGLER KİMDİR?
1934 doğumlu Jean Ziegler, Bern Üniversitesi Hukuk ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde doktora yaptı ve 1967’de aynı üniversitede sosyoloji tezini verdi. Sorbonne’da 1977’ye kadar sosyoloji profesörü olarak çalıştı. 2002 yılına kadar Cenevre Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nde profesörlük görevinde bulundu.
İsviçre Konfederasyon Parlamentosu’nda milletvekilliği yaptı. Üçüncü Dünya üzerine sayısız eser kaleme aldı. İsviçre’deki banka ve finans sistemleri üzerine ses getiren kitaplar yayımladı. BM Gıda Örgütü İnsan Hakları Komisyonu’nda halen “özel raportör” olarak görevli olarak çalışıyor.

Almancadan çeviri: Semra Çelik