Çoğunluk için bir program

Sevim Dağdelen*

Kapitalizm, dünyayı en ağır mali ve ekonomik krize sürükledi. Milyarlarca Euro’luk kurtarma paketleriyle bankalara ve tekellere destek sunuluyor. Buna karşılık yoksulluk, düşük ücretli ve güvencesiz işler artıyor. Bütün bu gelişmeleri Almanya’da da yaşıyoruz. Kimi devletler, IMF ve AB’nin mali dayatmaları nedeniyle egemenliklerinden vazgeçiyor. Kapitalizmin derinleştirdiği ekolojik kriz, Afrika’da milyonlarca insanın açlıktan kırılmasına yol açıyor. Ekonomik çıkarların gerçekleşmesi için sürdürülen savaşlar gündemden düşmüyor. Demokrasi darmadağın ediliyor.
Ve kapitalizme şüpheyle bakanların sayısı her geçen gün artıyor. Araştırma kuruluşu Emnid tarafından Ağustos 2010’da yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, insanların yüzde 88’i, bugünkü ekonomik sistemin çevrenin ve doğal kaynakların korunmasına, ayrıca toplumdaki sosyal dengenin sağlanmasına yeterli düzeyde dikkat göstermediğini düşünüyor.
Friedrich Ebert Vakfı’nın bir araştırmasına göre ise, halkın yüzde 59’u, Almanya’da mülkiyet sahibi sınıfla ve işçi sınıfı arasındaki eski çelişkilerin varlığını sürdürdüğüne inanıyor. Yüzde 46’sı, sosyalizmin „kötü bir şekilde hayata geçirilmiş iyi bir fikir“ olduğunu düşünüyor. Yüzde 31’i ise, demokrasinin ancak kapitalizmin olmadığı koşullarda mümkün olduğuna inanıyor.
Bugün zenginliklerin dağıtımı sorunu yerine, dayanışmayı zayıflatmak için sahte sınırlar öne çıkarılıyor. Güney ile Kuzey yarımküre, Doğu ile Batı Almanya, gençlerle yaşlılar, ve özellikle de Almanlarla göçmenler karşıya karşıya getiriliyor. Egemenler, bir yandan yoksulların sayısı artarken diğer yanda bir avuç zenginin elindeki servetin çoğalması gibi temel toplumsal sorunları örtbas etmek için ırkçı önyargıları yaygınlaştırıyorlar.
Sol Parti işte böylesi bir ortamda, 21-23 Ekim tarihleri arasında, Erfurt’ta gerçekleştireceği kongresinde yeni programına karar verecek. Yukarıda çizdiğimiz tabloya bakınca, asıl işin bundan sonra başlayacağını görmek mümkün.
Karl Marx, “ileriye doğru atılan her adım, bir düzine programdan daha önemlidir” demişti. Sol Parti de, sadece insanları programının doğruluğuna ikna etmekle yetinmeyip, onu yaşama geçirme konusunda çaba sarfetmek zorunda. Çünkü insanların çoğu kapitalizmde korkuyla yaşıyor. İşyerini kaybetmekten, işsiz kaldığında ya da hastalandığında yaşayacağı belirsizlikten, birikimlerini kaybetmekten, kendi ve çocuklarının geleceğini güvence altına alamamaktan korkuyor. Ve birçoğu umudunu yitirip kaderine boyun eğiyor. Sol Parti’nin görevi, onların öfkesini ve protestosunu dile getiren bir ses olmaktır. Sol Parti, tercihini, egemenlerle kapalı kapılar ardında dalaverelere girişmekten değil, insanların göstereceği baskı ve direnişten yana kullanmalıdır. Somut olarak söyleyecek olursak, Sol Parti, bir avuç azınlığın karlarını değil, çoğunluğun ihtiyaçlarını merkezine alan bir toplum uğruna mücadele etmelidir.
İşte bu nedenle, Sol Parti’nin çoğunluğu gözeten bir programa ihtiyaç var. Ve tabii ki bir de, çoğunluğu gözeten bir politikaya.


* Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Üyesi ve Sol Parti Federal Meclis Grubu Uluslararası İlişkiler Sözcüsü