Euro krizi: Sabrın sonu

Martin Hantke

Konu Euro krizi ise, insanın aklına kaçınılmaz olarak Woody Allen’in bir sözü akla geliyor: “Sonsuzluk bitmek bilmez, hele sonlarına doğru.” Eurokrizi için de şunu söylemek gerekir: Yeni bir kötü haberin gelmediği günler bitmiyor. Oysa prensipte değişen fazla bir şey de yok. Yeni yeni araçlarla bankaları ve sigorta tekellerini kurtarma çabaları sürüyor. 27 Eylül’de de Federal Mecliste “Avroyu kurtarma paketi” genişletilecek. Böylece Yunanistan, Portekiz ve İrlanda’nın sermaye piyasalarında yeni krediler almalarının yolu açılacak. Fakat İtalya ve İspanya açısından durum farklı. Yeni bir paketin de, bu ülkeleri kurtarmaya yetmeyeceği bugünden belli oldu. Çünkü Euro Bölgesi ülkelerinin bunun için masaya koymaları gereken kefalet tutarına ulaşmaları mümkün değil. Bu nedenle federal hükümetin özellikle Yunanistan’ı hedef alan şantajcı açıklamaları iyice pervasızlaşıyor. Hazırlanan kurtarma paketleri, acımasız tasarruf politikası izlenmesi koşuluyla verilmişti. Buna ek olarak Yunanistan’dan, elindeki kamu kurumlarını özelleştirerek 50 milyar Eurogelir elde etmesi isteniyor. Aslında Atina hükümeti ülkenin egemenliğini çoktan elden çıkardı. Bütün önemli politik kararları, İMF, AB-Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası’ndan oluşan troyka alıyor. Pratikte ise, Eurobölgesinin geleceğini belirleyen kararlar Berlin’de alınıyor. FAZ gazetesi, 12 Eylül’de “Berlin artık Yunanistan’a sabır gösteremiyor” başlığını attı. Ve görüldüğü kadarıyla, Federal hükümet saflarında yeni kefaletler vermeme yoluyla Yunanistan’ın iflas bayrağını çekmeye zorlanması yönündeki düşünceler giderek daha fazla taraftar buluyor. Buna neden olarak da, gayrı safi milli hasılanın gerilemesi gösteriliyor. İşin garabeti de, bu gerilemeye aslında dayatılan kısıtlama politikalarının yol açtığı gerçeğinde yatıyor. Dayatılan kısıtlamalar sonucunda, Yunan ekonomisi üç yıldır art arda yüzde beş oranında daraldı. Bunun faturası ise, çalışanlara çıkarılıyor. Öte yandan Atina’daki sosyal demokrat hükümetin politikasına karşı sendikaların başını çektiği direniş giderek genişliyor.

Başbakan Merkel, bugün gündeme getirilen iflastan Alman bankalarının zarar görmemesi için önlemler aldı. Bu senaryo karşısında uygulanacak planlar çoktan hazırlandı ve başbakanlık dairesinde çekmecelere yerleştirildi. Buna göre Alman bankalarının Avrupa Merkez Bankası’na devredemediği ve dolayısıyla halkın omuzlarına yıkılan krediler için yeni kurtarma paketleri hazırlandı. Merkel hükümetinin Eurokrizinde izlediği politikanın temel yönelimi, özel şirketlerin risk ve zararlarının kamulaştırılmasından başka bir şey öngörmüyor. Bunun faturasını da, Avrupa çapında yaşamlarını sermaye yatırımlarından elde ettikleri karlarla sürdürmeyenler ödüyor. Avrupa’da bir dizi ülke, merkez bankaları Yunan devlet tahvilleri almak zorunda kaldıkları için, Yunanistan’ın iflasını açıklaması durumunda çöker. Böylesi bir durumda Alman bankaları kurtarılacaktır. İtalyan bankaları ise sermaye piyasalarında taze para bulmakta zorlanacaktır. Bu ise, bankalar arasındaki dünya çapında süren kıyasıya rekabette Alman bankalarının eli güçlenecektir. Euro krizinin sonunda, transnational sermaye uğruna bir hareket, ki bu; eğilim olarak ulusal bağımlılığı olan sermayeden daha barışçıl ve daha iyi bir sermaye sistemidir, yaratma çabasında olanların haksız oldukları ileri sürülecektir. Eurokrizinde her hükümet sadece “kendi”sermayesini piyasaya sürme derdine düşmüştür. “Transnational” olan tek yönü, hangi ulus devlette yaşadıklarından bağımsız olarak bu çabaların bütün çalışanların sırtından sürdürülmesinde ve faturanın onlara çıkarılmak istenmesinde yatmaktadır. Euro bölgesi, kendini çökertmek üzeredir. Tamamen ortadan kalkmasa bile, en azından küçülmesi olasılığı giderek daha gerçekçi hale gelmektedir.