Polisler korudu Naziler yürüdü!

Tülin Dolutaş

Dortmund’ta 3 Eylül günü 10 binin üzerinde kitle Nazilere karşı sokağa döküldü. Sendikalar, kiliseler, çeşitli parti ve kitle örgütleri ile ırkçılık karşıtı birlikler tarafından kırkın üzerinde şenlik, gösteri ve yürüyüş organize edildi. Sabahın erken saatlerinde 5 bine yakın polis Nazilerin yürüyüş alanını abluka altına aldı, alanın giriş ve çıkışları demir çitlerle çevirdi ve adeta etten duvar oluşturdu. Hemen arkasında da panzer ve arabalarıyla barikat kurdu. Göçmenlerin yoğun olarak oturduğu bu bölgeye sabahın erken saatlerinden itibaren giriş çıkışlar tamamen yasaklandı. Sadece bölge sakinlerinin kimlik göstermesi ve orada oturduğunu belgelemesi şartıyla  giriş çıkış yapmalarına izin verildi.
700 kişilik Nazi yürüyüşünün gerçekleşebilmesi için orada oturan yaklaşık 15 bin kişi gün boyu evlerine hapsedildi. Büfe, kafeterya, imbis ve alışveriş yerlerinin yarıdan çoğu Nazilerin yürüyüşünden dolayı kapalıydı, çocuk parkları bomboştu.
Çok erken saatlerde gruplar halinde sokaklara çıkıp bölgede barikat oluşturulmaya çalışan binlerce Nazi karşıtı, gruplar halinde akşam saatlerine kadar polis barikatını yarmaya çalıştı. Bu girişimlere sert tepki veren polis göstericilerin üzerine biber gazı ve tazyikli su sıktı, yüzlerce gösterici coplandı ve 300’e yakın kişi gözaltına alındı. Birçok gösterici yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
Öğle saatlerinde Ver.di Sendikası’nın barış şenliğine katılan 5 bin kişi, yürüyüş yaparak Münsterstr.’deki kilise önündeki etkinliğe katıldı.
Nazi karşıtlarının tüm çabalarına rağmen yalnızca üç yerde barikat gerçekleşebildi. Bunlardan ikisi polisin saldırısıyla zorla dağıtıldı. Sadece bu bölgede geceleyen anti-faşistlerden, Sol Parti ve Yeşillerden milletvekilleri, tanınmış kişiler ve bir kısım bölge sakininin katılımıyla oluşturulan yüzün üzerinde bir grubun kurduğu barikat başarılı oldu. Nazilerin yürüyüş güzergahı üzerinde bir kilise önünde kurulan bu barikata kilisenin papazı da katıldı. Kilise papazının yaptığı konuşmalar eylemcilerin moralini ve motivasyonunu yükselten bir rol oynadı. Polis ise, barikatın dağılmaması halinde zora başvurarak herkesi gözaltına alacağı tehdidinde bulundu. Polisin uyarı ve tehdidine rağmen kimse dağılmadı. Polis barikatçılara “ hiç değilse yolun yarısını boşaltın diğer yarısından sağ göstericileri (yani Nazileri) geçirtebilelim. Endişeniz olmasın onların geçişi sırasında biz sizi koruyacağız“ teklifinde bulunup aksi takdirde müdahale etmek zorunda olduklarını söylediler. Yeşillerden birkaç kişi bu teklife sıcak baksa da barikat oluşturanların kararlı tutumu karşısında ikna olup eyleme devam ettiler ve hiç kimse yerinden kıpırdamadı. Barikatçılar saldırı beklerken, polis aldığı kararlı tutum karşısında bu gruba yapacağı müdahalenin başına iş açacağını anlayarak Nazileri yolundan çevirdi. Bunun üzerine papaz kilisenin çanlarını çaldırmaya, göstericiler de hep bir ağızdan sevinç ve coşkuyla sloganlar atmaya başladılar.

HAZIRLIKLAR AYLAR ÖNCESİNDE BAŞLADI
Aylar öncesinde ilk olarak çeşitli kişi, kurum, kitle örgütü ve partilerin Nazilerin yürüyüşünü engellemek için barikat çağrısıyla “Dortmund Kendini Savunuyor” (DSSQ-Dortmund stellt sich  quer) inisiyatifi oluşturuldu. Hedefi Dresden´de olduğu gibi Dortmund´da da Nazilere geçit vermemekti. Yaygın bir şekilde özellikle Nazilerin yürüyüş yapacakları bölgede evler, esnaflar dolaşıldı megafonla Almanca-Türkçe bölge sakinlerine „sokağa çık“ çağrıları yapıldı. Barikat kurmanın yasal bir hak olduğu, kendileri tarafından şiddet ve saldırının olmayacağı anlatılarak, polisin barikat kuranların şiddet yanlısı saldırgan oldukları ve bunların kovuşturulup cezalandırılacağı yönündeki propagandası etkisiz kılınmaya çalışıldı.
DSSQ çeşitli aralıklarla buluşarak barikatların nasıl gerçekleşeceğine dair görüş alışverişinde bulundu ve provalar yaptı.
Başka önemli bir oluşum olan ve Yeşiller, SPD, Sendika ve birçok kurum ve kişinin desteklediği „Bündnis Dortmund Nazifrei“ de halkı sokağa çıkmaya, Nazi gösterisi güzergahında şiddete başvurmaksızın barikatlar kurmaya çağırdı.
Yine antifa grupları ve otonomculardan oluşan „alerta“ grubu da Nazilerin eylemini engellmek üzere çalışma yürüttü.
Diğer yandan Ver.di Sendikası belediyenin de desteğini alarak, 29 Ağustos’tan 3 Eylül’e kadar her akşam istasyonun karşısında sahne kurup barış şenliği düzenledi. Yedi gün boyunca  sendika temsilcileri, okul öğrenci temsilcileri, papazlar, şairler, müzisyenler, komedyenler ve tiyatrocular yaptıkları sunum ve konuşmalarıyla herkesi savaşa, silahlanmaya ve Nazilere karşı sokağa çağırdılar. Hergün binlerce Dormundlunun geçtiği yaya yolunda gerçekleşen bu etkinlik, 3 Eylül’de Nazilere karşı protestoya kitlesel katılım sağlanmasında büyük bir rol oynadı.

NAZİLER POLİS DESTEĞİNDE DORTMUND’U ÜS SEÇTİLER
Diğer tarafta ise 3 Eylül’e gelinceye kadar Naziler aralıksız süren konserleri, mitingleri, standları, afişlemeleriyle faşist propagandalarını yaymaya çalıştılar. Yirminin üzerinde Dortmundlu demokrat anti-faşist kişinin ev ve arabalarına, parti ve kurumların bürolarına yaptıkları saldırılarla sürekli yerel medyanın gündeminde kalmayı başardılar. 3 Eylül’de bin kişi üzerinde bir katılım beklerken 700 kişiyle yetinmek zorunda kaldılar. Polis Nazilerin tüm etkinliklerini rahatça gerçekleştirmelerinin olanaklarını sağladı. Yaptıkları saldırılardan dolayı Nazilere karşı hiçbir soruşturma açılmadı. Sokaklarda 20-30 kişilik gruplar halinde afişleme ve bildiri dağıtan Nazilere karşı mahalle sakinleri rahatsız olduklarını ve korktuklarını polise bildirmesine rağmen hiçbir müdahale gerçekleşmedi. Yürüyüş güzergahı olarak göçmenlerin en yoğun oturdukları bölge Nazilere verildi. Polis özellikle yerel medya aracılığı ile Nazilerin yapacağı gösteri ve yürüyüşün yasal bir hak olduğunu engellemeye yeltenenlerin veya polise karşı gelenlerin cezalandırılacağını propaganda ederek halkı korkutma ve sindirmeye çalıştı. Belediye başkanının „Nazilere karşı oluşturulacak barikat yasal bir haktır“ açıklamasına bile tepki gösteren emniyet müdürü ve belediye başkanının yasalardan haberi olmadığını söyleyerek tehditlerini yineledi. Yürüyüş günü polis tarafından saldırılara maruz kalan ve gözaltına alınanlardan 16 yaşın altında olan ellinin üzerinde genç var. Dortmund polisi şimdi gözaltına alınanlarla ilgili öldürmeye teşebbüsten dava açmaya çalışıyor.

MÜCADELE ÖĞRETİYOR…
2000 yılında Dortmund’da 3 polisin öldürülmesi ve kahve ve kafeteryalara yapılan Nazi saldırılarının ardından 20 bin kişinin katıldığı bir protesto gerçekleşmişti. O dönem Nazilere karşı sendika, kitle örgütleri, partiler ve kiliselerin bir araya gelerek oluşturdukları ‘Sağa Karşı Cephe Platformu’ kısa sürede dağıldı. Geriye bölünmüş, parçalanmış halde marjinal gruplar kaldı. Bugüne kadar bu grupların ayrılıkçı tutumları Dortmund’da Nazilere karşı kitlesel bir şekilde mücadeleye katılımın önünde engel oluşturdu. Bir yandan yedi yıldır Nazilerin Dortmund’da eylemlerini geleneksel hale getirmesine ve burayı kaleleri olarak ilan etmesine olanak sağladı. Diğer yandan otonomcu, anti-faşist marjinal diğer grupların karşı eylemlerine polisin müdahalesine meşru bir zemin yarattı. Polis çok rahat bir şekilde anti-faşistleri „kriminal, saldırgan radikal solcular“ kategorisine koyarak ve Nazi karşıtı her etkinliği engelleme, engelleyemiyorsa provake etmeye çalıştı. Medyayı kullanarak yapılan yürüyüşleri yasaklamaya ya da katılımcıların ceza alacağı söylemleriyle anti-faşistleri sindirmeye çalıştı. Polis bu yöntemle büyük oranda da başarılı oldu. Naziler stand açma, konser ve afişleme gibi neredeyse günübirlik hale gelen etkinlik ve saldırılarının yanısıra her 1 Mayıs’ta işsizliğe ve kapitalizme karşı, her yılın Barış Günü’nde de savaşa hayır sloganlarıyla Avrupa veya Almanya çapında Dortmund’da yürüyüş ve miting düzenlemeyi gelenekselleştirdiler. Yürüyüşten bir iki ay öncesinden başlamak üzere demokrat, barışsever, anti-fasist kişilerin evlerine, kitle örgütleri, parti bürolarına, alternatif kafe ve kitapevlerine saldırılar da artık, beklenen gelenekselleşen bir durum halini aldı. 2009 1 Mayıs’ında  Nazilerin polisin gözü önünde DGB´nin yürüyüş koluna saldırması ise yıllardır salonlarda anma yapan belediye bünyesinde oluşturulmuş multi-kulti -demokrasi-tolerans platformu, kilise ve sendikaların tutumunu  değiştirdi. Bu tutum değişikliği 2010’da herkesin ayrı baş çekmesinden dolayı yine iyi bir ürün vermedi ve sokağa çıkanların sayısı yine çok düşüktü.
Bu yıl yine 3 Eylül için farklı platformlar oluşturulmasına rağmen bu ileri güçler birlikte hareket için sürekli görüşme halindeydiler. Ve farklı yerlerdeki miting ve yürüyüş kollarının aynı kanala akması ve Nazilere karşı oluşturulacak barikatlara destek verilmesi çağrısında bulundular. Nazi yürüyüşü engellenememiş olsa da ancak birlikte güçlü olunabileceğinin anlaşılması büyük bir kazanım oldu. Bu yılki yürüyüşten elde edilen deneyimler iyi bir şekilde değerlendirildiğinde Dresden ve Köln’de olduğu gibi Dortmund´da da Nazilere geçit verilmeyecektir.

POLİSİN TUTUMU PROTESTO EDİLDİ
azilere karşı protestoları destekleyen sendikalar, parti ve kurumlar yaptıkları açıklamalarda polisin tutumunu kınadılar. Yapılan açıklamalarda; Nazilerin engellenememesinin nedeninin polisin almış olduğu sert tedbirler olduğu, onlara yol açmak için keyfi biçimde görevin kötüye kullanıldığı, Nazilere yardım ediliren, onları protesto edenlere karşı şiddet ve bibergazı kullanılması, ve bölge halkının daha öncesinde hiçbir bilgi verilmeden tüm gün evlerine hapsedilmeleri en çok  eleştirilen noktalar oldu. Yine 30-40 kadar Nazinin Dorsfeld´de belediye tarafından organize edilen barış şenliğine gelerek protesto gösterisi yapmasının polisler tarafından engellenmemesi sert bir şekilde eleştirildi. Bütün bunlar üzerine anti-faşistler emniyet müdürlüğü önüne siyah çelenk bırakarak, polisin tutumunu protesto ettiler.

Barış için daha çok çaba…

DİDF Bezent e.V. tek göçmen derneği olarak, Ver.di Sendikası’nın 1 Eylül Barış Günü’nde düzenlediği etkinlik programına, dans grubu, skeç ve halaylarla katılarak yer aldı. DİDF adına yapılan konuşmada, Alman devletinin anayasayı çiğneyerek yurtdışına asker göndermesi ve savaşa ortak olması kınandı. On yıldır sürdürülen Afganistan´daki savaşın ülkeye barış ve çözüm yerine yıkım getirdiği belirtilerek askerlerin derhal geri çekilmesi çağrısında bulunuldu. Almanya’nın dünyadaki silah sanayi ve ticaretinde öncü rolüne değinilerek, barışın silahlanmayla değil, silahsızlanmayla sağlanabileceği ve silahlanmaya bir an önce son verilmesi gerektiği vurgulandı. Etkinlikte ayrıca Kürt bölgesindeki savaşa da dikkat çekilerek, Kürt halkına karşı yürütülen savaşın son bulması, halkların kardeşliği ve barış temelinde bir an önce çözüme gidilmesi istendi.
Yapılan konuşmalarda 1 Eylül’ün sadece savaşa karşı değil aynı zamanda faşizme karşı bir anma günü olduğuna da dikkat çekilerek şehirde eylemlerini arttıran Noenazi gruplara karşı „hep birlikte faşizme hayır diyelim“ çağrısında bulunuldu.