Protestoların perspektifi

Burjuva medyada aşağılayıcı bir tarzda “PİİGS” (domuz ülkeleri) olarak anılan Yunanistan, Portekiz, İtalya, İspanya ve İrlanda başta olmak üzere bütün AB ülkelerinde işçi ve emekçi halk üzerinde baskılar artıyor. Bazı ülkelerde yeni gündeme getirilen ve birçok ülkede ise son yıllarda yürürlüğe konulan saldırı paketleri yüz milyonlarca insanın yaşam, çalışma ve eğitim koşullarını olabildiğince kötüleştiriyor.

Görünen o ki, saldırılar yürürlüğe giren paketlerle sınırlı kalmayacak. Sermaye temsilcileri neredeyse her geçen gün yeni saldırı planlarını gündeme getiriyorlar. Ülkelerin egemenlik hakları ayaklar altına alınıyor ve “uzmanlar grubu” gibi adlar altında ülkelere adeta sömürge yönetimleri atanıyor. Devletlerin aldığı vergiler ve yapacağı ödemeler bu “uzmanlar” tarafından belirleniyor.

YÜZBİNLER ALANLARDA

Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İtalya, İspanya, Fransa, İrlanda, İngiltere, Macaristan, Romanya gibi ülkelerde 2008 sonundan bu yana çok sayısız kitlesel gösteriler, onlarca grev ve genel grev yaşandı. Değişik ülkelerde yüz binlerce öğrenci alanlara çıkarak hükümetlerin eğitim politikalarını protesto ettiler. En son olarak İngiltere’de yoksulluğun ve işsizliğin had safhada olduğu gettolarda sosyal patlamalar yaşandı.

Bütün  bu örneklerden görüldüğü gibi AB’nin değişik ülkelerinde işçi ve emekçi kitleleri arasında hoşnutsuzluk had safhaya varmış bulunuyor. Genelde sendikaların eylem çağrıları işçi ve emekçiler arasında geniş yanıt buluyor. Bu yapılan genel grev ve kitlesel gösterilerde kendini gösteriyor.

Ne var ki Alman sendika merkezlerinin işbirlikçi tutumu ve Avrupa Sendikalar Birliği (ASB) içindeki etkin rolleri diğer ülkelerin sendikalarını da olumsuz etkiliyor. Bir süre öncesine kadar birçok genel grevi ve protesto gösterisini ortak örgütleyen İtalya’da sendikal hareket bölünmüş durumda. İspanya ve Portekiz’de tabanın baskısıyla genel grevler ve kitlesel gösteriler yapılmasına karşın sendikal bürokrasi içinde, “Ekonomik durumu kötü olduğu süre daha fazla genel grev yapmak akılcı değil” eğilimi ağırlık kazanıyor.

Avrupa genelinde en militan işçi gösterilerinin ve genel grevlerin yaşandığı Yunanistan’da, sosyal demokrat sendika bürokrasisine rağmen işçi ve emekçilerin ortak mücadelesini örgütleme, işçi eylemlerini gençlik gösterileriyle birleştirme ve AB emperyalistlerinin ülke içindeki işbirlikçilerine karşı daha etkin çizgi izleme konusunda olumlu bir tablo sergilenemedi.

Oysa adı geçen bütün ülkelerde işçi sınıfının mücadelesini daha ileriye götürecek, daha önemli mücadeleler için deney ve tecrübe edinmesini sağlayacak bir mücadele eğilimi mevcut. Fakat sendika merkezlerinin, geçmişte olduğu gibi bugün de “zor dönemlerde kendi burjuvazisinin yanında yer alma” eğilimi, mücadelelerin ileriye taşınmasının ve uluslararasılaşmasının önünde büyük bir engel olarak duruyor.

Ekonomik krizin yarattığı tahribat ortamının geniş halk kesimlerinde belirsizlik, gelecek endişesi, daha kötüsünden korunma eğilimini körüklemesiyle birleşen sendikaların bu „sorumlu“ tutumları, kuşkusuz ilelebet engel oluşturmayacaktır

Emekçilerde, gençlerde ve geniş halk kesimlerinde biriken öfke ve huzursuzluğun, daha kararlı-örgütlü mücadeleye; salt protestoyla sınırlı geçici grevlerin-eylemlerin, daha köklü talepler için ve daha kararlı-sonuç alıcı grev ve direnişlere

dönüşmesi şaşırtıcı olmayacak; birebir karşılaştırılmasa da „Arap Baharı“ bir biçimde Avrupalı işçi ve emekçilere de yansıyacaktır.