‘Sol Parti kendini gereksizleştirmemeli’

Sol Parti Genel Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Nele Hirsch, 21-23 Ekim tarihleri arasında Erfurt’ta toplanacak Program Kongresi öncesinde Yeni Hayat’ın sorularını yanıtladı.

Mehmet Çallı

21 Ekim 2011 tarihinde, Sol Parti’nin programının kararlaştırılacağı Genel Kurul yapılacak. Program hakkında aylardır sürdürülen tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Program taslağının tartışılması için, il teşkilatlarında ve taban örgütlenmelerinde çok sayıda etkinlik gerçekleştirildi. Benim konuşmacı olarak katıldığım toplantılarda, program taslağının antikapitalist temel yöneliminin destek bulduğunu gördüm. Aynı zamanda partinin Genel Merkezi’ne, taslağı daha da nitelikli hale getirme amacıyla çok sayıda değişiklik önergesi sunuldu. Bunun sonucunda örneğin, genel kurulda delegelerin oyuna sunulacak temel değişiklik önergesinde sınıflı toplum başlıklı bir ek yapılması, Federal ordunun dış ülkelerde müdahalede bulunmasına kayıtsız-şartsız karşı çıkılması, kiralık işçiliğin yasaklanması ve toplum sosyal-ekolojik açıdan yeniden yapılandırılması gibi eklemeler yer alıyor. Böylece Sol Parti’nin ekolojik gelişmenin çıkarları doğrultusunda da mülkiyet sorununu yeniden gündeme getirmesi talep ediliyor ve „yeşil kapitalizmin“ olamayacağı vurgulanıyor.

Tartışmaya sunulan program taslağına yönelik farklı cephelerden eleştiriler geldi. Sizin eleştirdiğiniz temel noktaları özetleyebilir misiniz?
Parti Yönetim Kurulu’nun kararlaştırdığı temel değişiklik önergesi, elbette herkesin yüzde 100 katılamayacağı bir uzlaşma metni. Ben yönetimde bu önergeden yana oy kullandım. Çünkü içerik olarak taşıdığı temel antikapitalist yönelime katılıyorum. Ayrıca taslakta ordunun dış müdahalelerine karşı çıkılmasını ve hükümet ortaklıkları için asgari önkoşullar belirlenmiş olmasını da önemli buluyorum. Barış politikalarına yönelik bölümde, özellikle de BM’nin rolüne ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bölümde farklı düşüncelere yer verilmesini isterdim. Temel değişiklik önergesinde, BM’nin militaristleştirilmesine ve uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı uygulamalarına eleştiri getiren ifadeler yer almıyor. Sol Parti’nin hükümet ortaklıklarının yolunu açacak asgari önkoşullar belirlenirken, örneğin kamu sektöründe işçi atmalarına karşı çıkma gibi bir ifade yok. Ve özellikle Norveç’te yaşanan son saldırılardan sonra, sağ popülizme karşı sol stratejiler geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Önerge, bu konuda da eksik. Bu ve benzeri noktaların, kongrede dile geleceğine inanıyorum.

Parti içindeki Demokratik Sosyalizm Forumu’nun ve bazı başka akımların temsilcileri, ordunun müdahalelerine karşı çıkılması tutumunu çok katı bulduklarını açıklıyorlar ve değiştirilmesini istiyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, bu konuda politikanın gevşemesi söz konusu olabilir mi?
Aralarında, dışpolitika alanında görevli ve Federal Milletvekili Stefan Liebich’in de bulunduğu bir grup, taslakta yer alan ve Federal ordunun müdahalelere katılmasına karşı çıkan bölümün değiştirilmesini, bazı istisnai durumlarda karşı çıkılmamasını talep ediyor. Ama bunun parti içinde azınlık görüşü olduğunu düşünüyorum. Tartışma toplantılarında ve Genel Merkez’de yoldaşlarımızın büyük çoğunluğu bu talebe karşı çıktı ve savaş karşıtı tavrımızdan taviz verilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu tavrın kongrede hayat bulması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü ordunun müdahalesinin gündeme geldiği her durumu kendi başına değerlendirme talebi kabul edilirse, Yeşiller’in yolundan gitmeye başlarsınız. Benim bunu kabullenmem mümkün değil. Sol Parti, bugün Federal meclisteki tek savaş karşıtı parti. Eğer bu konudaki çizgisini sulandırırsa, kendi kendini gereksiz hale getirir.

Parti içinde farklı konulara ya da yönetim kadrolarına ilişkin süren tartışmaların sonu gelmiyor. Örneğin kendilerini reformcular olarak adlandıranlar, son olarak Fidel Castro’nun doğum günü vesilesiyle gönderilen kutlama mesajına veya Berlin Duvarı’nın inşasına karşı yapılan açıklamaları gerekçe göstererek partinin temel konulardaki duruşuna karşı çıktılar. Bu gelişmelere bakarak, partide kısa veya orta vadede bir bölünme tehlikesi var mı?
Özellikle günümüzde yaşanan kriz koşullarında burjuva medya ve egemen politika elele vererek, Sol Parti’yi güçsüzleştirmek ve gülünç duruma düşürmek için elinden geleni yapıyor. Mermisini, özellikle parti içindeki reformcu çevrelerden alan bu tür gereksiz tartışmalara malzeme sunmak bence büyük aptallık. Bu ülkenin federal düzeyde güçlü bir sol güce ihtiyacı var. Ve Sol Parti ne kadar güçlü olursa, ülke de o oranda sosyal adaletli ve barışçı olacaktır. Üyelerimiz de bunun bilincinde. Bu nedenle bölünme yaşanmayacaktır.

LAFONTAİNE GİBİ LİDERLERE İHTİYACIMIZ VAR
Eski parti başkanı Lafontaine, medyada “perde arkasındaki gizli başkan” olarak nitelendiriliyor. Program tartışmaları kapsamında yaptığı açıklamaları, “yeniden başkanlık koltuğuna oturma çabalarının ifadesi” olarak gösteriliyor. Sizce Lafontaine önümüzdeki dönemde parti içinde nasıl bir rol oynayacak?
Son Genel Merkez Yönetim Kurulu’na katılmasına son derece sevindim. Ayrıca Sol Parti’nin Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Kongresi’nde yaptığı konuşma da mükemmeldi. Partimizin onun bu katkılarına ihtiyacı var ve bu katkılarını artırmasından mutluluk duyarız. Önümüzdeki dönemde üstleneceği görevler hakkında bugün spekülasyon yapmak doğru olmaz. Lothar Bisky’nin, durup dururken Lafontaine’in yaşının ilerlediğini ve gençlerin yolunun açılması gerektiğini söyleyip geri dönmesine karşı çıkmasına bu yüzden çok kızdım. Sanırım böylesi bir olası geri dönüşün bugünden önü alınmak isteniyor. Oysa bugün parti olarak, salonları doldurabilen, insanları heyecanlandırıp coşturabilen şahsiyetlere ihtiyacımız var. Yani Sol Parti olarak, ille de FDP’nin başındaki genç erkeklerin oluşturduğu “Boy-Group”u örnek almamız gerekmiyor.