Direnen Opel işçileri kazandı!

Avrupa genelinde bir yıl içinde 8 bin işçiye çıkış veren Opel/GM patronları, Bochum’da geri adım atmak zorunda kaldılar. Geçtiğimiz yıl Bochum’da 1400 işçi işten çıkartılmıştı. Opel yönetiminin planlarına göre 1200 işçi daha işten çıkartılacaktı. İşçilerin mücadelesiyle saldırı geri püskürtüldü.

Birkaç yıl önce 50 milyar Dolar devlet desteğiyle iflastan kurtarılan General Motors (GM), dünya genelinde “yeniden yapılanma” çalışmalarını hızla sürdürüyor. Kasım 2010’da yeniden borsaya giren tekelin borsa değeri 23 milyar Dolar olarak belirlenmişti. Yüzde 33’ünü hala ABD devletinin elinde tuttuğu tekel, 2010 yılını 135,6 milyar Dolar ciro ve 4,7 milyar Dolar kâr ile kapamıştı.

AVRUPA’DA 8 BİN İŞÇİ ATILDI

ABD’de birçok fabrikasını kapayan GM tekeli dünya genelinde 35 işçiye çıkış vermişti. Avrupa’da Opel/Vauxhall fabrikalarında çalışan toplam 8 bin işçiyi çıkaran tekel yönetimi, işten atmalara bağlı olarak Belçika/Anvers’deki bir fabrikasını da kapatmıştı.

Uzun süre Opel’in ne olacağı konusunda spekülasyonlar yapan tekel yönetimi, Batı Avrupa’daki Opel fabrikalarının kârlı çalışmadığını bazılarının kapatılacağını ve geri kalan fabrikaların ise bir yatırımcıya satılacağını ileri sürmüştü.

Bu yoldan sendikaları geri adım atmaya zorlayan ve ortak hareket etmelerinin önüne geçmeye çalışan GM/Opel patronları, ilk etapta başarılı da olmuşlardı. Özellikle Alman metal sendikası IG Metall ve Opel Birleşik İşyeri Temsilciliği (GBR) Almanya’daki işyerlerinin korunması durumunda birçok konuda taviz vermeye hazır olduklarını ilan etmişlerdi.

GBR Başkanı Klaus Franz, Belçika’daki fabrikanın kapatılabileceği ve üretimin Almanya’ya kaydırılabileceği konusunda tekel yönetimine bir dizi vaatte bulunmuştu. Franz ayrıca GM’in İsveç’teki kolu olan Saab’daki üretimin de Opel Almanya’da yapılabileceği üzerine girişimlerde bulunmuştu.

İŞÇİLER BÖLÜNDÜ

Yeniden yapılanma sürecinde Opel patronları özellikle Bochum’daki fabrikanın yeniden düzenlenmesi üzerine duruyorlardı. Bütün Opel fabrikaları arasında Anvers’deki Opel işçileriyle birlikte en fazla mücadele tecrübesi olan Bochumlu Opel işçileri, tekelin planlarına karşı Avrupa çapında mücadele edilmesi için çaba harcamışlar fakat bütün girişimler sendika ve GBR bürokrasisi tarafından boşa çıkartılmıştı.

“Grev yapan fabrika ilk önce kapanır” diye açıktan Bochumlu işçileri tehdit eden sendika ve GBR bürokratları, Anvers’deki fabrikanın kapanmasını da buna örnek gösteriyorlardı.

Tekel yönetiminin ve işbirlikçi bürokratların planları ilk etapta gerçekleşmişti. İşçiler bölünmüş ve bir yanda Avrupa genelinde işten atmalar devam ederken diğer yanda ise Anvers kapatılmış ve Bochum’da 1400 işçi “gönüllü” olarak işten ayrılmıştı.

İŞTEN ATMALARA DEVAM

İşçilerin bölünmüşlüğünün süreceği, işten atılma korkusunun devam edeceği ve dolayısıyla saldırılara karşı direnişin olmayacağını düşünün tekel yönetimi ve sendika bürokratları saldırıları sürdürmek için yeniden harekete geçtiler.

2011 ilkbaharında Bochum’da “fazla işçi” sorununun henüz tam çözülmediğini kamuoyuna yansıtan ve “istenmeyen kararlar almak zorunda olduklarını” ileri süren tekel yönetimi, IG Metall’i ve GBR’i müzakerelere davet etti. Bochum’da toplam 1200 işçinin fazla olduğunu ileri süren tekel yönetimi, işçilerin bir kısmının “gönüllü” olarak paralı çıkış alabileceğini bir kısmının da yaklaşık 200 kilometre uzakta olan Rüsselsheim’de çalışabileceğini açıkladı.

İşten çıkarmaların ve Rüsselsheim’de sevklerin “gönüllülük ilkesi” altında olacağını ileri süren sendika ve GBR bürokratları, “kimse zorla işten çıkartılmayacak, kimse zorla Rüsselsheim’e gönderilmeyecek” diyorlardı. Ancak gerçek farklıydı. Özellikle yaşı ilerlemiş, belli rahatsızlıkları olan ve başka yerde iş bulması zor olan yüzlerce işçi Opel yönetimi tarafından paralı çıkış almaya zorlanırken aynı zamanda mücadeleci olarak bilinen onlarca işçi de Rüsselsheim’e gitmeye zorlanıyordu.

“FAZLA İLERİ GİDİYORSUNUZ”

Saldırı planlarının işyeri toplantısında kapsamlı bir şekilde açıklanması ve “bunun başka yolu yok” denmesi Bochumlu işçilerin öfkesinin patlamasına neden oldu. Tekel yönetiminin tek amacının daha az işçiyle daha fazla üretmek olduğunu ifade eden işçiler, “üretim hedefi yüzde 40 yükseltiliyor ve işçi sayısı yüzde 25 azaltılmak isteniyor. Taksitle bizi yok etmek istiyorlar” demişlerdi.

İşçi çıkarmak yerine meslek eğitimini bitiren gençlerin süresiz iş alınmasını, iş baskısının azaltılmasını, esnek çalışma ve zorunlu olan hafta sonu mesailerine son verilmesini talep eden işçilere, tekel yönetimi, “fazla ileri gittiklerini ve buna göz yummayacaklarını” söylediler.

IG Metall ve GBR temsilcileri de yaptıkları konuşmalarda, “ellerinden geleni yaptıklarını, ama ne var ki her şeyin bir sınırı olduğunu” ileri sürerek, “Gönüllü olarak paralı çıkış almak isteyenlere ve Rüsselheim’e giderek yeni bir yaşam kurmak isteyenlere kimsenin engel olmaması gerektiğini” söylediler.

İŞÇİLER SALDIRILARA BOYUN EĞMEDİ

GM/Opel patronlarının “gönüllülük ilkesi” altında ne anladıkları bu toplantıdan kısa bir süre sonra ortaya çıktı. İlk hedef paralı çıkış almayan mücadeleci işçilerden kurtulmak gerekiyordu. 90’a yakın işçiye özel mektupla, “Rüsselsheim’de çalışmaya davetiye” gönderen tekel yönetimi aynı mektupta, “Bu teklifi kabul etmemeniz durumunda iş akdiniz feshedilecek” notunu da eklemeyi ihmal etmemişlerdi.

Mektubu alan işçilerden 15’i paralı çıkış veya Rüsselsheim’e gitmeyi kabul etmeleri tekel yönetimini ve sendika bürokratlarını yüreklendirmişti. Opel patronları basına verdikleri demeçlerde, “gerekirse işten de atarız” tehditlerini savururken sendika bürokratları ise geri kalanların süreç içinde eriyip yok olacağını düşünüyorlardı.

Fakat geri kalan 75 işçi sorunun kendilerinden ibaret olmadığını ve saldırıların bütün işçileri hedeflediğini ilan ederek direnişi örgütlemeye yöneldiler. Geçmiş mücadele deneyimlerinden de faydalanan işçiler bir yanda fabrika içinde değişik biçimlerde toplantılar yaparken diğer yanda ise fabrika dışında dayanışma grubu kurarak çalışmalarını hızlandırdılar.

“İşçilerin dayanışması Opel’den güçlüdür” sloganı ile sürdürülen çalışmalar sonucu 75 işçinin yanı sıra paralı çıkış dayatılan yüzlerce işçi de buna boyun eğmeyeceklerini ortaya koydular. Personel bürosunda önlerine koyulan sözleşmeleri imzalamayan ve “ben işyerimi istiyorum” diyen işçilere, “size çıkış vermek zorunda olduğumuzu ve bu durumda tazminat alamayacağınızı biliyorsunuz değil mi” denilmesi de işçileri yıldırmadı.

Sonunda Opel yönetimi, 75 işçiye, kendilerine teklif edilen işi kabul etmedikleri gerekçesiyle çıkış verdi. İşçilerin hepsi de çıkışların geri alınması talebiyle iş mahkemesine başvurdular.

İŞÇİLERİN DAYANIŞMASI OPEL’DEN GÜÇLÜDÜR!

En son olarak 12 Eylül günü yapılan işyeri toplantısında, birçok işçi, işçi çıkarmak yerine meslek eğitimini bitiren gençlerin süresiz işe alınmasını, iş baskısının azaltılmasını, esnek çalışma ve zorunlu olan hafta sonu mesailerine son verilmesi taleplerini yinelediler.

IG Metall ve GBR bürokratları, “havanın gerginleşmesine neden olacak konuşmalar yapılmasın” anonsları da işçileri kürsüye çıkıp taleplerini yinelemelerine engel olmadı. Zaten toplantıya gergin bir havada başlanmıştı. Salonun birçok yerinde pankartlar asılmış ve üzerinde “bizi taksitle yok etmek istiyorlar” yazılı bir tabut da bir masanın üzerinde duruyordu

Bu konuşmalardan sonra kürsüye çıkan personel müdürü, elindeki bir çiviyi havaya uzatarak, “İleri sürdüğünüz bu talepler şu gördüğünüz tabuta çakılacak son çivi gibidir. Detroid’dekiler (GM merkezinin bulunduğu yer) bugün bizi izliyorlar. Bu tür talepleri ileri sürerek, bu fabrikanın uzun bir süre daha üretim yapmasını sağlayacağınıza gerçekten inanıyor musunuz? Ben hiç sanmıyorum” demesi havanın iyice gerilmesine neden oldu. İşveren temsilcisi konuşmasını sürdürürken yuhalamalar, ıslıklar başlamış ve konuşmanın sonu anlaşılmadan kürsüden inmek zorunda kalmıştı.

Daha sonra kürsüye çıkan bir işçi personel müdürüne, “Sen en iyisi, elinde tuttuğun çiviyi çakmadan önce tabuta gir ve bir deneme yap. Bakalım tabut sana uygun mu?” demesi işçiler tarafından dakikalarca alkışlandı. Daha sonra söz alan işçiler, “başta grev olmak üzere her türlü mücadele yöntemiyle” direneceklerini söylediler.

“ÇIKIŞLARDAN VAZ GEÇTİK”

Toplantının bu havada geçmesi tekel yöneticilerini olduğu gibi sendika bürokratlarını da ürkütmüştü. IG Metall ve GBR yönetimi, mahkemeye başvuran bütün işçilerin arkasında durduklarını ve zorla işten atmalar müsaade etmeyecekleri açıklamak zorunda kalmışlardı.

Toplantıdan bir hafta sonra, 20 Eylül’de Opel yönetimi yaptığı bir açıklamada, “75 işçinin işten çıkartılması planlarımızdan vazgeçtik. Şuan sahip olduğumuz veriler üzerinden yaptığımız hesaplara göre seneye araç üretimi 120 binden 170 bine çıkma olasılığı gayet yüksek. Bu durumda işçi azaltmak zorunda olmadığımızı düşünüyoruz” diyordu.

Opel yönetiminin kamuoyunda “işçilerin mücadelesi karşısında geri adım attık” demesini kimse beklemiyordu. Opel işçileriyle dayanışmak üzere kurulan komite tarafından yapılan açıklamada ise, “Opel yönetimi işçilerin mücadelesi karşısında geri adım attı. Üretimin 170 bin araca çıkacağı ilkbaharda açıklanmıştı, yani yeni bir gelişme değil. Opel işçileri, bütün herkese işçi dayanışmasının patronlardan daha güçlü olduğunu ortaya koymuştur” denildi.