Filistin’in bitmeyen özgürlük yolculuğu

Fiili olarak Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1947’de de Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla bölünen Filistin’in bağımsız bir devlet olmak için başlattığı yolculuk yeni bir aşamaya girdi. Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın 23 Eylül günü BM’ye resmi olarak yaptığı başvuru uluslararası çapta yoğun tartışmalara neden oldu.

Abbas’ın başvurudan sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, pek çok ülke tarafından alkışlarla karşılandı. Amaçlarının İsrail’i izole etmek olmadığını ifade eden Abbas, İsrail hükümetine ve halkına kalıcı barış için ellerini uzattıklarını söyledi.

Yahudi yerleşimlerinin çatışmanın en büyük nedeni olduğunu belirten Abbas, İsrail’e kontrol noktaları oluşturmak ya da duvarlar örmek yerine diyalog çağrısı yaptı. ‘Barış görüşmelerinde denenmedik yol, çalınmadık kapı bırakmadık’ diyen Abbas, İsrail’in tutumu nedeniyle hep kayaya çarptıklarını söyledi. ‘Biz Ortadoğu’da gereksiz bir ülke miyiz yoksa yap-bozun eksik bir parçası mıyız?’ diye soran Abbas, ‘Filistin Baharı’nın zamanı geldi’ dedi.

Abbas, daha sonra döndüğü ülkesinde binlerce kişi tarafından sevinç gösterileriyle karşılandı.

ABD İKNA EDEMEDİ

Filistin’in yaptığı bu “tarihi” başvurunun başarıya ulaşıp ulaşmayacağını ise BM’nin karar mekanizmasını elinde bulunduran emperyalist devletlerin tutumu belirleyecek. BM Daimi üyesi olan ABD, daha Filistin’in başvuru mektubunu görmeden, İsrail’in onaylamadığı bir bağımsız Filistin’e geçit vermeyeceğini ilan etti. Hatta, ABD, uzunca bir süre Abbas’ı başvuru planından vazgeçirmek için yoğun bir diploması yaptı, ancak başarılı olamadı. Bu durumda, Filistin’in bağımsızlığı BM üyesi 193 devletin üçte ikisi tarafından kabul edilse bile, ABD veto edeceği için gerçekleşmeyecek.

Filistin tarafı Birleşmiş Milletlere üye 126 ülkenin kendilerini desteklediklerini belirtiyor ancak kararın geçmesi için Genel Kurul’un üçte ikisinin yani 129 ülkenin oyu gerekiyor.

ORTADOĞU DÖRTLÜSÜ’NDEN ÇAĞRI

ABD’nin daha başından reddettiği Filistin’in bağımsızlık girişi, emperyalist devletler arasında farklı görüşlere neden oldu. Başta Fransa olmak üzere, değişik ülkeler, bağımsızlık başvurusunun BM tarafından reddedilmesi durumunda, Ortadoğu’daki çatışmaların artacağına işaret ederek, Filistin’in ‘gözlemci üye’ statüsünü “üye olmayan devlet’e dönüştürmeyi öneriyor.

Başvurunun hemen ardından “Ortadoğu Dörtlüsü” olarak bilinen Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği, ABD ve Rusya, İsrail ve Filistin arasındaki barış görüşmelerinin, 2012 sonuna kadar tamamlanacak şekilde başlaması için çağrı yaptı. İsrail tarafından olumlu karşılanan öneri sonrasında Filistin’in bağımsızlığına kavuşup kavuşmayacağı ise kesin değil.

ALMANYA’DAN UZMAŞMA ÖNERİSİ

Öte yandan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çerçevesinde New York’ta bulunan Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Almanya adına Filistin’in bağımsızlığı konusunda bir “uzlaşma önerisi”nde bulundu. Filistin’in bağımsız bir devlet olması için geçiş dönemine ihtiyaç duyulduğunu belirten Westerwelle, Fransa’nın yaptığı “üye olmayan devlet statüsü” önerisinin kabul edilebileceğini söyledi. Bu konuda bir uzlaşma sağlanamadığı için BM Güvenlik Kurulu üyesi olan Almanya’nın muhtemel bir oylama sırasında nasıl oy kullanacağı henüz belli değil.

BM Daimi üyeleri Çin ve Rusya, Güvenlik Konseyi üyeleri Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Libya oylama sırasında Filistin’in bağımsızlığından yana oy kullanacaklarını duyurdular.

Diplomatik kaynaklar, “Ortadoğu Dörtlüsü”nün önerisinin yerine gelmeden ve İsrail ile Filistin arasında bir uzlaşma sağlanmadan, BM Güvenlik Konseyi’nde gerekli olan çoğunluğun sağlanmasının şimdilik zor olduğuna dikkat çekiyor. (YH)

Süreç nasıl işleyecek?

Genel Sekreter Ban, ABD ve İsrail’in karşı çıktığı Filistin’in bağımsızlık başvurusu, Güvenlik Konseyi’nin çalışma esasları gereğince 15 üyeli konseye “ivedilikle” sunmak zorunda. Güvenlik Konseyi’nin başvuruyu teslim aldıktan hemen sonra Filistin’in üyelik başvurusunu değerlendirecek bir komisyon kurması gerekiyor. Standart uygulamada, komisyonun başvuruyla ilgili değerlendirmesini 35 günden az bir süre içinde tamamlaması bekleniyor ancak bu süre gerektiğinde uzatılabiliyor.

BM’de görev yapan diplomatlar ve yetkililer, değerlendirme sürecinin birkaç ay uzatılabileceğinin altını çizerek, İsrail ile Filistin arasındaki görüşmeleri yeniden başlatmak için zaman kazanmaya çalışılabileceğini ifade ediyorlar.

Eğer Filistin’in başvurusu oylamaya sunulursa, başvurunun kabulü için 9 “evet” oyu ve ayrıca 5 daimi üyenin hiç birinin veto etmemesi gerekiyor. Filistin Dışişleri Bakanı Riyad El Malki, 9 “evet” oyu alacaklarından emin olduklarını belirtti. Ancak ABD, Güvenlik Konseyi’nde oylama yapılması halinde veto edeceği tehdidinde bulunmuştu.

Filistin’in başvurusunun sadece Güvenlik Konseyi’nde onaylanması yetmiyor. Başvurunun, buna ek olarak, BM Genel Kurulu’nda da oylanması ve 193 üyenin üçte ikilik çoğunluğun “evet” oyunu alması gerekiyor.

Suriye’de 3. Cephe İstanbul’da buluştu

Suriye’de aylardır devam eden protesto ve çatışmalar uluslararası yaptırım aşamasına geldi. Çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısı binlerle ifade edilirken, ülkedeki ilerici güçler 3. bir cephe oluşturabilmek için kolları sıvadı. Suriye Komünist Birliği ve Ulusal Sosyal Partisi’nin yanı sıra aydın ve akademisyenlerin de içinde yer aldığı Suriye Halk Kurtuluş ve Değişim Cephesi, hem Beşar Esad yönetimine hem de Müslüman Kardeşler öncülüğündeki ‘silahlı’ muhalefete karşı ulusal direniş gücü oluşturmak istiyor.

Cepheyi temsilen Türkiye’ye gelen 9 kişilik heyet, ikili görüşmelerin ardından İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi. Suriye Komünist Birliği Genel Sekreteri Kadri Cemil, Ulusal Sosyal Parti Genel Başkanı Ali Haydar, Araştırmacı Yazar Mihail Avad ve Şeref Abaza’nın katıldığı basın toplantısında Cephe’nin temel talepleri konusunda bilgi verildi.

CEPHENİN HEDEFLERİ NE?

Ulusal Sosyal Parti Genel Başkanı Ali Haydar, Cephe olarak amaçlarının Suriye’de ortaya çıkan halk hareketini gerçek değişim ve reformlara yol açacak şekilde yönlendirmek olduğunu söyledi. Dört temel hedefleri olduğunu vurgulayan Haydar bunları şöyle sıraladı:
– Var olan halk hareketini korumak, geliştirmek ve hedef kaymasına engel olmak. Bu hareket değişimin esası ve güvencesidir. Bu hareketin etrafında ortaya çıkan silahlı güçleri bertaraf etmek, kendi çıkarlarını empoze etmeye çalışan dış güçlerin önünü kesmek
– İhtiyaç olan reformlar derin ve gerçek değişimlerdir, bugün yapıldığı gibi makyajlarla sorun çözülmez. Kısmi değişiklikler yerine anayasa değişikliği istiyoruz.
– Emperyalist yayılmaya ve siyonizme karşı ABD’nin öncülüğündeki ülkelerin Suriye’ye yönelik müdahalelerine ve Türkiye’nin kurmayı planladığı füze savunma sistemine karşı mücadele etmek.

SURİYE’Yİ BEKLEYEN 3 SENARYO

Basın toplantısında, Suriye’yi 3 farklı senaryonun beklediği ifade edildi:
1- Olaylar bu şekilde devam edebilir. Bir bölgede yatışırken diğerinde başlar.
2- Yurtsever bir ayaklanma başlar. Cephe içinde yer alan yoldaşlar halk arasında bu fikrin yayılması için mücadele ediyor.
3- En tehlikeli senaryo Suriye’ye yönelik askeri müdahaledir. Bu senaryo Suriye için olduğu kadar Türkiye için de tehlikeli. Böyle bir müdahale bölgenin tamamını götürecektir. Bu süreci önlemek, devrimci güçlerin yan yana gelip buna karşı çıkmasıyla mümkün olabilir. (YH)