Gül’ün ziyaretindeki önemli ayrıntı

YÜCEL ÖZDEMİR

Dört gün boyunca Almanya’da temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tabir caizse gidip gezmediği yer kalmadı. Wannsee Gölü’ndeki gemi turundan, Kreuzberg’deki Türk kahvelerine kadar…
Gezi çerçevesinde gidilecek-görülecek yerlerle ilgili bir Türkçe gazetede yer alan bir ayrıntı gerçekten ilginçti. Bu ayrıntıda, programda bilinçli olarak Türkiyeli işçi ziyaretine yer verilmediği belirtiliyordu. Gerekçe olarak da Türkiye kökenli göçmenlerin değişimden geçtiği, bu yüzden onları sadece işçi olarak göstermenin yanlış olacağı ileri sürülüyordu.
Gerçekten de “enteresan” bir yaklaşım göstermiş Gül’ün program hazırlayıcıları. Bir taraftan “Almanya’daki Türklerin işçilerden ibaret” olmadığı gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yılını özel olarak öne çıkardılar. Peki o zaman sormak gerekmiyor mu, 50 yıl önce Türkiye’den sefaletten kurtulmak için işçiler değil de, işverenler, mühendisler, avukatlar mı göç etti?!
Unutulmaması gerekiyor ki: Türkiye’den Almanya’ya göçün özü işçi göçü, emek göçüdür. Bu nedenle eski başbakanlar Bülent Ecevit’in, Mesut Yılmaz’ın Köln’deki Ford Fabrikası’nı ziyaret etmeleri tesadüf değildir. Gül’ün, Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerin “işçilerden ibaret olmadığını” gösterme bakımından, fabrikada, bant başında çalışan işçileri ziyaret etmemek için sergilemiş olduğu bu hassas tutum elbette kimseyi şaşırtmıyor.
Çünkü, Türkiye, devlet olarak 50 yıldır Almanya’ya gönderdiği işçilere reva gördüğü politikayı özünde bugün de sürdürüyor.
50 yıl önce, döviz için “Eti senin kemiği benim” denilerek Sirkeci’den tıka basa trenlere bindirilip Almanya’ya “postalanan” işçiler, geldikten sonra da onlardan yakalarını bir türlü kurtaramadılar. Sürekli Türkiye’ye döviz göndermeleri, yatırım yapmaları için teşvik edildiler. Bunun için devletin kendisi bile yüksek faiz, emeklilik… gibi uygulamalarda alınterini yurda çekmeye çalıştı. Yetmedi, Gül’ün ve Erdoğan’ın da içinde olduğu yıllarda Milli Görüş geleneğine bağlı cami ve derneklerde İslami sermaye tarafından toplanan paraların nasıl iç edildiğini artık sağır sultanlar bile biliyor.
Almanya’ya gönderildikten sonra da kandırılan, dolandırılan, dini ve milli duyguları suiistimal edilen işçileri, şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek düzeydeki temsilcisi ziyaret etmeyi bile adeta “ayıp” sayıyor. Neymiş, “Türkler artık sadece işçi değil”!
Elbette, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler artık geldikleri yıllardaki gibi değiller ve sadece fabrikalarda çalışmıyorlar. Şu günlerde sıkça dile getirildiği gibi, “Bizim artık işadamlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız, gazetecilerimiz, avukatlarımız, doktorlarımız var”.
Peki varsa ne olmuş!
Ortada abes durum yok, hayatın akışı, göçün ilerleyişi içerisinde olan ve olması gereken gelişmeler bunlar. Bir ülkeden başka bir ülkeye göç eden bütün emekçiler gibi Türkiye kökenliler arasında da zamanla sınıfsal kökenler, sosyal katmanlar ve konumlarda farklılıklar oldu ve olmaya da devam edecek. Ama, bu durumun kendisi ne Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerin ne de göçün karakterini değiştirecektir. Ve uzun bir süre daha değiştirmeyecek görünüyor. Bu nedenle, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin gerçeğini gizlemek, aynı zamanda onların karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal sorunları görmemek, daha doğrusu görmek istememenin bir işaretidir. Alman toplumu içinde kariyer yapanların bu denli öne çıkarılması, fabrikada işçi olarak çalışanların görmezden gelinmesi bundan başka bir şey değildir.
Geçen hafta açıklanan bir rapora göre Almanya’da yaşayan 14 yaşından büyük 2 milyon 150 bin Türkiye kökenli göçmenin sadece yüzde 8.8’i yüksek okul ya da üniversite diplomasına sahip. Yüzde 37.8’inin ne Türkiye’de ne de Almanya’da sahip olduğu bir diploması var. Yüzde 30’a yakını da en alt okul biçimi olan Hauptschule ya da dengi okul diploması bulunuyor. Yine Türkiye kökenli göçmenlerin ezici bölümü fabrikalarda, taşeron firmalarda ya da kendi yağında kavrulan küçük aile işletmelerinde çalışıyor. Dolayısıyla, hali vakti yerinde olan, fazlaca bir derdi bulunmayanlarla görüşmek, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin sorunlarını dinlemek anlamına gelmiyor.

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki dönemde de Türkiye’den gelen ‚devlet büyükleri‘, siyasetçiler, güçlü devlet imajı için Almanya’daki Türklerin ne kadar seçkin-elit bir duruma geldiğini öne çıkarmaya çalışacaklar; bunun için işçileri ‚adam yerine‘ koymayıp görmezden gelenler, diğer taraftan, ekonomik ve siyasi kazanç elde etmek için türlü yöntemlerle, dini milli değerleri kullanarak onların alın terine el koyma çabasından vazgeçmeyecekler…

Gül, Merkel’den beklediği yanıtı alamadı

18-21 Eylül tarihleri arasında Almanya’da resmi temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Başbakan Angela Merkel ve diğer yetkililerle bir araya geldi.

Gül’ün ziyaretinde öne çıkan konular Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Almanya’ya göçün 50. yılı, Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü ve konumu olurken; hem ev sahibi hem misafir taraf rutin mesajların ötesine geçmediler.

Gül, Merkel’e, Türkiye’nin AB’ye tam üye olmak istediğini söyleyerek, “Biz, AB’nin küresel sorumluluğunu yerine getirmesini sağlamak için tam üyelik istiyoruz” derken, Merkel’den beklediği yeşil ışık sinyalini ise alamadı. Merkel yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Almanya’ya ve AB için stratejik açıdan önemli olduğunu ve kaybetme niyetinde olmadıklarını belirterek, “Bütün bunlara rağmen ben Türkiye’ye AB tam üyeliği yerine stratejik ortaklık öneriyorum” dedi.

Türkiye-AB ilişkileri konusunda Gül’ün dikkat çeken değerlendirmesi ise, „Türkiye’nin tam üyeliği için Avrupa ülkeleri referandum yapabilir ve reddedebilir, ama tabii, o gün geldiğinde belki Türkiye de ‚hayır biz AB’ye girmek istemiyoruz‘ diyebilir“ sözleri oldu.

Gül ve Alman yetkililer arasındaki görüşmelerde yer tutan bir başka konu ise, İsrail ve Türkiye arasında gerilen ilişkiler ve Türkiye’nin izlediği tutum oldu.

Görüşme sırasında Merkel’in, Türkiye ile İsrail arasında yükselen gerilimden endişe duyduğunu Gül’e ilettiği ve bu konuda temkinli bir politikasının izlenmesini önerdiği basına yansıdı.

Berlin’de Kürtlerin protestosuyla karşılaşan Gül’ün Humboldt Üniversitesi’nde yapacağı toplantısı ise bomba ihbarı üzerine aksamalı gerçekleşti. Alman güvenlik güçlerinin toplantıyı iptal etmek istemesine rağmen, Gül toplantının yapılmasından ısrarcı oldu, „Eğer bu tehditlere boyun eğerseniz, daha fazlasını isterler“ biçiminde sitem etti.

Ziyaretin „Göçün 50. yılı“ ayağında ise Gül’ün „değişen Türkiyeliler“ imajını öne çıkarması dikkat çekti. Almanya’da yaşayan Türkiyelilerin farklılaştığını göstermek isteyen Gül ve heyeti, 50. yılına giren göçün asıl öznesi olan işçiler yerine Türkiye kökenli sanayici ve işadamlarıyla buluşmayı ve imam yetiştirecek Osnabrück Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü ziyaretini tercih etti.

Görüşmelerde işadamlarına ve sanatçılara uygulanan vizenin kaldırılması isteği tekrarlandı ancak Alman yetkililerden bu konuda da olumlu bir reaksiyon alınamadı. (YH)