Katolik Kilisesi can derdinde

Papa 2. Jean Paul’un ölümünden sonra, 19 Nisan 2005 yılında papalık koltuğuna oturan Josef Ratzinger, göreve geldiğinden bu yana üçüncü Almanya ziyaretini 22-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirdi.

Seçildiği vakit, ülkenin en çok satan gazetesi Bild tarafından atılan “Papa biziz” manşetiyle karşılanan Papa 16. Benedikt (Josef Ratzinger) görevde bulunduğu altı yıl içinde yaptığı açıklamalarda, verdiği demeçlerde “radikal, muhafazakar, otoriter” bir dünya görüşüne sahip olduğunu açık olarak ifade ediyor ve Hıristiyan dünyasını biraraya getirmeyi kendisine en önemli görev olarak görüyordu.

Katolik dünyasının ruhani lideri olan papaların ülke ziyaretleri geleneksel olarak özel bir yer tutmuş ve  onbinlerce insanın sevgi gösterilerine sahne olagelmiştir. Ancak ne var ki son yıllarda „ezber bozuldu“; ziyaretler coşkulu sevgi gösterilerinin yanısıra artık hatırı sayılır yaygınlıkta protesto gösterileri, tepkiler ve eleştirilerle de karşılanır olmaya başladı.

Geçtiğimiz Ağustos ayında, Katolik Kilisesi tarafından düzenlenen Dünya Gençlik Buluşması çerçevesinde İspanya’nın başkenti Madrid’e giden Papa 15. Benedikt, burada başta gençler olmak üzere 20 bin kişi tarafından protesto edilmişti. Katolik Kilisesi’nin etkili olduğu İspanya’da Papaya karşı gerçekleştirilen bu eylem elbette büyük bir önem arz ediyordu. Zira, İspanya gençliği daha fazla demokrasi, sosyal adalet ve eşitlik talep eden gösterilerde bulunmak üzere Puerta del Sol Meydanı’nı haftalarca terk etmeme kararı alırken, polis Papanın ziyaretini gerekçe gösterip şiddete başvurarak meydanı boşaltmıştı.

Yine Vatikan açısından önem taşıyan İngiltere ziyareti de protestolara sahne olmuştu.

BERLİN’DE ALMAN PAPAYI PROTESTO ETMEK

Papa 16. Benedikt ve Katolik Kilisesi’ne karşı tepkiler Berlin’de de dinmedi. Toplam 76 demokratik kuruluş, parti, sendika tarafından Papanın gelişine karşı gerçekleştirilen gösteriler, aslında Almanya’da Katolik Kilisesi’ne karşı tepkinin hiç de az olmadığını gösteriyor.

482 yıl sonra Katolik Kilisesi’nin ve Vatikan’ın en yüksek mevkisine getirilen bir Alman kökenli olarak Papa 16. Benedikt’i kendi ülkesinde  protesto etmek ve bu protestonun da toplum içinde geniş bir yankı bulması bu derece beklenmiyordu.

Ne var ki, 22 Eylül günü Berlin sokaklarındaki manzara, Almanya’da binlerce insanın Papaya karşı da sokağa çıkabileceğini, milletvekillerinin meclis oturumunu terk edebileceğini gösterdi.

Potsdamer Platz’da yapılan gösteriye değişik verilere gere en az 10 bin kişi katıldı. “Dogmaya yer yok” sloganı altında gerçekleştirilen eylemde, taşınan pankart ve dövizlerde Katolik Kilisesi’nin 2 bin yıldır toplum üzerinde oynadığı gerici role, son yıllarda ortaya çıkan din adamlarının cinsel taciz skandallarına dikkat çekildi.

Papa ziyareti sürecinde gece gündüz, irili ufaklı protestolar, kiliseye karşı tepkilerin ve kiliselerin itibar kaybının geldiği noktayı bir kez daha göstermiş oldu.

Papaya karşı protesto eylemleri sadece sokakta gerçekleşmedi, Vatikan devlet başkanı ve Katolik dünyasının lideri olarak Federal Mecliste (Bundestag) konuşma yapan Papa, burada da 70 kadar milletvekilinin boykotuyla karşılandı. Büyük bölümü Sol Partili olan milletvekilleri, Papanın mecliste konuşmasının, din ve devlet ayrımını zedelediğine dikkat çektiler.

AVRUPA KÜLTÜRÜ

Papanın Federal Meclis konuşmasında öne çıkan konuysa ‚Avrupa kültürü‘ ve bunun korunma çağrısı oldu: „Bizim Avrupa kültürümüz üç ana kaynaktan oluşmuştur; İsrail’in tanrı inancı, Yunanlıların felsefi aklı,  Romalıların hukuk anlayışı… Bu mirası korumalıyız.“

Papa, katı kilise kurallarının reforme edilmesi yönündeki eleştiri ve çağrılar karşısında ise „Zor koşullar yüzünden reforma gidemeyiz, tersine inancımızın kaynaklarına daha sıkı sarılmalıyız“ yanıtıyla dikkat çekti.

Katolik Kilisesi’nin hoşgörülü ve kapsayıcı olduğu imajını da vermek isteyen Papa, Almanya ziyaretinde hem Protestan mezhebine hem de Müslümanlara da sıcak mesajlar vermeye çalıştı.

Papanın, halkı, ciddi bir itibar kaybı yaşayan kiliseyle bağlarını tazelemeye çağırması boşuna değil.

Çünkü kilise ve dinin toplumdaki itibarı özellikle son yıllarda önemli bir düşüş içinde.

KİLİSENİN KAN KAYBI SÜRÜYOR

Alman Piskoposlar Konferansı tarafından verilen bilgiye göre, 1990-2010 yılları arasında Katolik Kilisesi’ne bağlı olan Almanların sayısında yüzde 12.7 (2.6 milyon kişi) azalma meydana geldi. Sadece geçen yıl içindeyse 181 bin kişinin kilise üyeliğinden ayrıldığı belirtiliyor.

Yine, Katolik Kilisesi tarafından düzenlenen Pazar Ayinleri’ne kilise üyesi Almanların yüzde 87.4’ü katılmıyor. Son 10 yıl içinde Pazar Ayinleri’ne katılanların sayısında yüzde 42.5 azalma meydana geldi. Yine vaftizde de yüzde 43.1 azalma söz konusu.

Bu gerileme doğal olarak Katolik Kilisesi’nde görevli olarak çalışmak isteyen gençlerin sayısında da önemli bir gerilemeye yol açıyor. Alman  Piskoposlar Konferansı’nın verilerine göre son 10 yıl içinde papaz adaylarının oranı yüzde 62.1 azalmış.

Üye sayısındaki azalma doğal olarak Almanya’daki Katolik Kilisesi’ni maddi olarak da sıkıntıya düşürmüş durumda. Son 10 yıl içinde 700 kilise ya satıldı ya da yeteri kadar cemaat üyesi olmadığı için kapatıldı. Ama buna rağmen Almanya’daki Katolik Kilisesi, Papa 16. Benedikt’in Almanya ziyareti için 30 milyon Euro harcaması dikkat çekti.

Der Spiegel dergisi tarafından yaptırılan bir araştırmaya göre de, halkın yüzde 36’sı Papa Josef Ratzinger’in yaptıklarından memnun olduğunu ifade ederken, yüzde 32’si memnun olmadığını, yüzde 21’i ise “beni ilgilendirmiyor” yanıtını verdi. Keza, halkın yüzde 45’i kilise temsilcisinin meclis kürsüsünden konuşturulmasına karşı olduğunu beyan etti.

Dolayısıyla, Bild’in sevinçle “Papa bizim” diye attığı manşete Almanya’da da halkın çok sahip çıktığı söylenemez. Toplumun önemli bir kesiminin, kilise ile araya mesafe koymaktan ve dinle devlet işlerinin karıştırılmamasından yana oldukları görülüyor. (YH)