‘İşçiler mücadeleci bir örgüt istiyor’

Birleşik Hizmet Sendikası (ver.di), 17-24 Eylül tarihleri arasında, Leipzig’de 3. Genel Kongresini gerçekleştirdi. Bir yandan Avrupa genelindeki ‘borç ve Euro krizi’, bir yandan da işçi ve emekçilerin ücret ve çalışma koşullarının kötüye gittiği bir dönemde yapılan kongreye katılan Federal Göçmenler Komisyonu Başkanı Erdoğan Kaya kongredeki tartışmalar ve alınan kararlar konusunda sorularımızı yanıtladı.

Ver.di 3. Genel Kongresi’ni yaptı. Siz de kongreye katıldınız. Yönetim son dört yılı nasıl değerlendiriyor?

3. Kongre sadece son dört yılın değerlendirildiği bir kongre olmadı. Ver.di’nin kuruluşunun 10. yılı olduğu için, son on yıllık süreç de değerlendirildi. Yönetim, delegelere sunduğu çalışma raporunda, daha çok olumlu bir tablo çiziyor. Rapora hakim olan anlayış, yaşanan sorunların daha çok yapısal -yani beş sendikanın birleşmesinin yol açtığı sıkıntılar – olduğu yönünde. Yapısal sorunların olduğu kuşkusuz doğru. Ama sendikal örgütlenmede yaşanan sorunları sadece bununla açıklamak yetersiz. Kongrede söz alan bir çok delege de zaten bu değerlendirmeye katılmadığını dile getirdi.

Delegelerin değerlendirmelerinde öne çıkan konular neler oldu?

Ücretlerin düşürülmesi, çalışma saatlerinin esnekleştirilmesi, taşeron ve kiralık işçiliğin yaygınlaştırılması, özelleştirme ve kamu sektöründe işçi kıyımı, sosyal haklara yönelik saldırılar, son on yıllı karakterize eden en önemli gelişmelerdi. Son on yıl, 2008 sözleşmeleri ve burada elde edilen kısmı başarılar dışında tutulursa, kazanımdan çok kayıpların verildiği yıllar oldu. İşyeri ve işkolu düzeyinde sözleşmeler yaygınlık kazandı. Bu da kuşkusuz, işçiler arasındaki dayanışmanın birlikte mücadelenin zayıflamasına yol açtı. İşverenler bu durumu işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını kötüleştirmek için sonuna kadar kullandı ve bugün de hala kullanıyorlar.

Ayrıca, reform adı altında emeklilik yaşının yükseltilmesi, sağlık ve eğitimin paralı hale getirilmesi, Hartz yasaları ve daha bir çok alanda yaşanan saldırılar karşısında takınılan tutum, sendikal hareketin zayıflamasını ve kan kaybetmesini beraberinde getirdi. Tüm bunlar, ‘Almanya’da politik grev hakkı yok’ savunmasının arkasına gizlenerek üstü örtülmeye çalışılsa da, esas sorunun bu olmadığını, en azından belli bir kesim, daha net görüyor. Sendikal hareketin hala savunma pozisyonundan –ki kongre raporunda bu dile getiriliyor– çıkamaması en büyük sorun… Delegelerin bir bölümünün, bunu daha somut hedeflere bağlanan, daha mücadeleci bir tutumla açılacağını dile getirmiş olmaları, kongrenin olumlu yönlerinden birisiydi…

Sendika yönetimi son on yılda bir milyon yeni üye kazanıldığını dile getirerek, bunu çok büyük bir başarı olarak gösteriyor. Buna ne diyorsunuz?

Kuşkusuz, son on yıl içinde bir milyon yeni üye kazanılması bir başarı. Ama kayıplara bakılınca bu başarı biraz sönük kalıyor. Çünkü yine bu son on yıl içinde 1,7 milyon üye kaybedildi. On yıl önce beş sendika birleştiğinde toplam üye sayısı 2,7 milyon iken, bugün bu sayı 2,1 milyon. 600 binden fazla üye sendikadan ayrılmış bulunuyor. Bunun da arkasında biraz önce ifade ettiğim sorunlar yatıyor. En çok üyenin, grev ve mücadelenin ortaya çıktığı işletmelerde kazanılması, asıl sorunun da nereden kaynaklandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Çünkü işçiler, mücadele eden, hak kazanan, çalışma ve yaşam koşullarının düzeltilmesi için herşeyi göze alan bir örgüt istiyorlar.

Basında, ver.di’nin sola kaydığı yönünde yorumlar yapılıyor. Siz bu değerlendirmeleri nasıl buluyorsunuz?

Ekonomik kriz, sendikaları daha temkinli bir politika izlemeye zorluyor. Çünkü –kamu ya da özel fark etmiyor– işverenler, krizin yükünü çalışanların sırtına yıkmak için yoğun bir çaba içerisindeler. Son yıllarda işçilerin çalışma ve yaşam koşulları sürekli kötüleşti. Toplumun küçük bir bölümü daha çok zenginleşirken, yoksulluk sürekli artıyor. Zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum daha da derinleşiyor. Almanya’da işçilerin reel ücretleri sürekli düşüyor. Çalışma saatleri esnekleştiriliyor. Kiralık işçilik, düşük ücretli işler daha da yaygınlaşıyor. Diğer taraftan buna paralel olarak, işçi sınıfının istemleriye, sermaye sınıfının istemleri arasında uçurum da derinleşiyor. Bunu sendika yöneticileri de görüyor. Kamu işverenlerinin daha katı tutum sergilediğini, bu yüzden grev fonlarının daha da güçlendirilmesi gerektiğini dile getiriyorlar. Tüm bu gelişmeler uzlaşmacı çizgi ve sürekli feragat çizgisinin kolay olmadığını gösteriyor.

Eskiden kapitalizm yerine sosyalizmi istemek solculuk olarak görülürdü. Şimdi artık kapitalizmi eleştirmek, bölüşümdeki adaletsizliği eleştirmek, mali sermayenin ülkeleri baskı altına almasını eleştirmek, zenginlerin daha fazla vergi vermesini talep etmek de solculuk olarak görülüyor. Sermaye basını bunu bilinçli yapıyor. Uzlaşmacı ve ‘sosyal partnerci’ çizgiyi terk etmemeleri için, tabanın baskısına boyun eğmemeleri için baskı altında tutmaya çalışıyor.

Kongrede somut hangi kararlar alındı? Önümüzdeki dönem ver.di hangi konulara ağırlık verecek?

Asgari ücretin yasallaşması, önümüzdeki dönem de ciddi bir talep olarak sendikanın gündeminde olacak. Asgari ücretin miktarı “8,50 mi yoksa 10 Euro mu olsun?” konusunda kongrede de yoğun tartışmalar yaşandı. Sonuçta “8,50 olsun ve hızlı bir şekilde 10 Euro’ya çıkarılsın”da uzlaşma sağlandı… Kongrede en çok tartışılan konulardan bir diğeri ise, haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesi konusu oldu. Delegeler çalışma koşullarının kötüleşmesini gerek üretim ve gerek hizmetteki üretkenliğin geldiği aşamayı gündeme getirerek, haftalık çalışma süresinin kısaltılmasının sendikanın en temel talepleri arasında yer alması gerektiğini tartıştılar.

Haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması konusunda somut bir karar alındı mı?

Haftalık iş süresinin kısaltılması konusunda -24 ve 35 saat arasında değişen- değişik onlarca önerge sunuldu. Yönetim somut bir sürenin belirlenmemesi için yoğun çaba gösterdi. Haftalık iş saatlerinin düşürülmesi sorunu bir kampanya çerçevesinde tabanda tartışmaya açılacak. Bir başka tartışma yaratan konu ise, emeklilik yaşının 60’a düşürülmesi talebiydi. Bu konuda genel anlamda “emeklilik yaşı düşürülsün” talebiyle sınırlı kalındı… Çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık sorunu önümüzdeki dönem toplu sözleşmelerde daha ciddi gündeme getirilecek!

Kiralık işçiliğin yasaklanmasına yönelik önergeler vardı. Bu konuda kongrede hangi kararlar alındı?

Kiralık işçiliğin yasaklanması konusunda verilen önergeler kabul görmedi. Özellikle bu sektörde çalışan işçi ve sendikacı delegelerin itirazı, “kiralık işçilik yasaklanırsa, bazı kesimler için iş olanakları ortadan kalkar” gerekçesiyle kabul edilmedi. Ama “Kiralık işçilerle, sözleşmeli personelin ücretlerinin eşit olması” önergesi ve “kiralık işçilerin grev kırcısı olarak kullanılmaması” büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Özelleştirmelerin durdurulması ve özelleştirilen işletmelerin tekrar kamulaştırılması önergesi de delegelerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edildi.

Geçen Mayýs ayýnda Berlin’de gerçekleþen Göçmen Ýþçiler Konferansý’nda Sendika Komisyonu’na (Gewerkschaftsrat – iki kongre arasý en yüksek sendikal organ) aday gösterildiniz ve seçildiniz. Göçmenlerin kongredeki oraný neydi?

Kongreye katılan 901 delegeden sadece iki elin parmakları kadar göçmen kökenli delege vardı. Göçmen kökenli delegelerin oranı genele göre çok düşüktü. Bu konuyu kongrede de eleştirildi ve 4. Kongre’de daha farklı bir bileşim olması için özen gösterilmesi gerektiği dile getirildi.


Rakamlarla ver.di kongresi

Kongreye 1330 önerge sunuldu. Önergelerin üçte biri görüşüldü. Diğerleri Sendika Konseyi’ne havale edildi.

Kongre’ye davetli 1006 delegeden 901 delege katıldı.

Delegelerin yaş ortalaması 53 olarak tespit edildi; en genç delege 18, en yaşlı delege ise 92 yaşındaydı.

Uluslararası düzeyde değişik ülkelerden 40 sendikacı kongreye davetli olarak katıldı.

Kadınların oralı yüzde 56, erkelerin oranı yüzde 54 oldu.

Eski yönetimden üç kişi ayrıldı, üç yeni seçildi.

Yönetim kurulu 14 üyeden oluştu. En yüksek oyu yüzde 94,7’yle Frank Bsirske aldı.

Sendika Konseyi 84 kişiden 90’a yükseltildi.