Borç krizinde son raunda doğru

Yaklaşık iki yıldır “Yunanistan’ı kurtarma” adına hazırlanan iki kredi paketinin asıl olarak bankaları kurtarma paketi olduğu da giderek daha net ortaya çıkıyor. Devlet borçlarının azaltılması için AB-AMB ve IMF tarafından hazırlanan tasarruf paketleri Yunanlı emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının giderek kötüleşmesine neden oldu. Diğer yanda ise Yunanistan’ın devlet borçları azalması bir yana bu süre zarfında sürekli yükseldi. 2009 yılında Gayri Safi Milli Hasılaya (GSMH) oranla yüzde 110 olan devlet borcu Haziran 2011 yüzde 157,7’e çıktı.

Aynı süre zarfında başta Alman bankaları olmak üzere değişik uluslararası bankalar ve diğer mali sermaye kurumları ellerindeki Yunanistan tahvillerini Avrupa Merkez Bankası’na devrettiler. Yine bu süreçte Yunanistan’a verilen birinci kredi paketinden ülkenin bankalara olan borçlarının bir kısmı da ödendi. Görüldüğü gibi kurtarılan Yunanistan değil bankalar.

BORÇLARI SİLME OPERASYONU

Euro ülkelerinin içinde bulunduğu borç krizini çözmek üzere son haftalarda bir takım yeni öneriler tartışılıyor. Her ne kadar kamuoyunda Yunanistan sürekli tartışılsa da bunun yanı sıra Portekiz, İtalya, İspanya ve İrlanda’nın durumları son derece kritik. Diğer yanda Belçika’da giderek borçlarını ödemekte zorlanıyor.

Bu ülkelerin borçlarını ödeyemez hale gelmeleri durumunda başta Fransa olmak üzere İngiltere ve Almanya da ekonomik olarak zorlanacaklar.

Kredi Derecelendirme Kurumları geçtiğimiz haftalarda İngiliz, Fransız ve Belçika’nın en önemli bankalarının kredi derecelerini düşürerek bir yanda borç krizinin daha da yoğunlaşmasına neden olurlarken diğer yanda Avrupa’nın en önemli güçleri olan Almanya ve Fransa’yı daha ciddi adım atmaya zorladılar.

Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy tarafından düzenlenen zirvede bankalara yeni kaynak sunma kararı alındı. Aynı zamanda borçlu ülkelerin durumunu da tartışan Merkel ve Sarkozy, başta Yunanistan olmak üzere değişik ülkelerin borçlarının bir bölümünü silme opsiyonunu gündeme getirdiler. Bir süre önce özellikle Almanya’da gündeme gelen, “Yunanistan Euro bölgesini terk etmeli” tartışmalarına da “dur” diyen Merkel, “Yunanistan’ın Euro bölgesinde kalması için yapılması ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.

Merkel’in bu tutumu, bir yanda Almanya’nın Euro bölgesinden vazgeçmeyeceğini ortaya koyduğu gibi diğer yanda Yunanistan’ın düzenli iflasının gündeme gelmesinin ardından İtalya ve İspanya gibi Euro bölgesinin üçüncü ve dördüncü büyük ekonomilerinin de aynı akıbetle karşı karşıya kalmasına karşı önlem alınması gerektiğini gösterdi.

Böylece Yunanistan’a “sahip çıkan” Merkel, aynı zamanda bütün Euro bölgesine sahip çıktığı gibi özellikle Alman sermayesinin ve mali sermayesinin çıkarlarını koruyor. Merkel ve Sarkozy buluşmasında alınan kararların detaylarının hazırlanması, diğer AB liderlerinin bu planlara kazanılması için 17-18 Ekim günleri yapılması planlanan AB Zirvesi, 23 Ekim’e ertelendi. Yunanistan’ı denetleyen “Troyka” da raporunu buna bağlı olarak 24 Ekim günü yayınlayacak. (YH)

Dexia kamulaştırıldı

2008 yılında 6,4  milyar Euro nakit ve 150 milyar Euro güvence ile batmaktan kurtarılan Dexia Bank, sonunda battı. Fransız, Belçika ve Lüksemburg ortaklığı olan Dexia Bank, kamulaştırıldı ve parçalandı. Söz konusu ülkelerin hükümetleri kendi ülkelerinde bulunan bankaları kamulaştıracaklar ve toplam 90 milyar Euro teminat sunacaklar. Bankanın merkezinin de bulunduğu Belçika’da hükümet 4 milyar Euro’ya ülkesindeki bölümü devralırken sunulacak olan teminatın yüzde 60,5’ni de üstlenmek zorunda. Teminatın geri kalan bölümü yüzde 36,5 ile Fransa tarafından üstlenilirken yüzde 3’lük bölümü de Lüksemburg tarafından üstlenilecek. Bankanın Türkiye’deki kolu olan Deniz Bank ise satılığa çıkartıldı.

Dexia Bank’ın kamulaştırılıp, parçalanarak satışa çıkartılması piyasa uzmanları tarafından “Yunanistan’ın borçlarının bir bölümünün silineceğine kesin gözüyle bakabiliriz” şeklinde yorumlandı. Dexia’nın özellikle Yunanistan’a borç verdiğine dikkat çeken piyasa uzmanları, “Eğer Dexia piyasada çekiliyorsa bu Yunanistan’ın borçlarının silinmesinin an meselesi olduğu anlamına gelir” görüşünü savundular. (YH)