Talanın ibretlik ülkesi

Seyit Aldoğan

Yaklaşık iki yıldır Avrupa’nın ‘hasta adamı’ ilan edilen ve büyük bir mali kriz yaşayan Yunanistan’ın yakın tarihi, Avrupa’nın göbeğinde süren emperyalist talan politikasının ibret verici bir öyküsü aslında…

Yunanistan…. Prometheus’un, Zeus’un, Apollon’un ülkesi. Yani Sokrates’in, Heraklitos’un, üzerine okullar kurduğu topraklar. Homeros’un destanlarını dilden dile dolaştırarak günümüze aktaran, felsefe, insan bilimleri ve sanatta bütün dünyada zengin bir öğreti ve tükenmez bir ilham kaynağı olmuş kültürün diğer adı.

Yakın tarihinde Nazi ve İtalya işgalleri yaşamış, yüzbinlerce insanını ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesinde kaybetmiş, iç savaşın acılarını yaşamış, göçmenlikle tanışmış, cuntalarla ve gerici diktatörlüklerle on yıllar boyu mücadele etmiş bir halkın ülkesi.

AB’DEN DEMOKRASİ VE ZENGİNLİK VAADİ

ABD emperyalizmine karşı tepkilerin öne çıktığı ülkede, Papandreu Hükümeti ekonomik ve askeri alanda bunu dikkate alan politikalar izlemek zorunda kalır ve Avrupa Ekonomik Topluluğu yani bugünkü adıyla AB ile her alanda ilişkilerin gelişmesine uygun bir politika izlenir. “Altın kaşıklarla yemek yeneceği”, Avrupa pazarı etrafında oluşan ekonomik ve siyasal modelin, ülke ekonomisine ve dolayısıyla halka daha iyi bir gelecek sunacağı vaat edildi.

AB’ni, demokratik bir yönetimin ve istikrarlı bir ekonominin alternatifsiz gücü olarak gösteren sermaye politikaları ülkede ciddi bir taban buldu. Bu ülkeye yönelik AB yardım paketleri Yunan hükümetinin önüne sürülen ve sermaye sınıfının karlı yatırımlar yapmasını sağlayan planlarla birlikte gündeme getirildi. Yunanistan’a „turizm cenneti olma“ ve bu sektöre yönelik yatırımlar yapma ve geliştirmeye yönelik planlar dayatıldı.

EKONOMİSİ ADIM ADIM TALAN EDİLDİ

Ülkede hizmet sektörü büyür ve hakim hale gelirken sanayi üretimi geriledi, tersane ve denizcilikte olduğu gibi geleneksel karlı sektörler uluslararası tekellere açıldı. Ekonomi, ağırlıklı olarak, çok cılız ve ancak uluslararası tekellerin yan kuruluşları olarak çalışan yada bütünüyle onlara bağımlı küçük üreticiler olarak varlığını sürdüren sektörlerle sınırlı kaldı.

Ülke ekonomisinde ciddi bir paya sahip olan tarım üretimi ise AB ortak tarım politikalarının bir sonucu olarak tarıma el atmış tekellerin hakimiyetini daha da güçlendirdi. 1980’li yıllarda yüzde 15 olan köylü nüfusunun ortak tarım politikalarıyla yüzde 7.5’e çekilmesi planlandı ve bu doğrultuda izlenen politikaların bir sonucu olarak köylülerin önemli bir kesimi  üretemez duruma geldi ve küçük tarım alanları terk edilerek şehirlere göçler başladı.

Ekonomik, askeri ve politik alanda bağımlılık arttıkça,Yunanistan’ı daha karlı bir pazar durumuna getiren sermaye akışı da devasa boyutlara ulaştı. Artık Yunanistan da bir çok ülke gibi borç alarak borcunu kapatmaya çalışan bir ekonomi durumuna gelmişti.

ÜLKEYİ BATIRANLAR KURTARICI ROLÜNDE!

Önce Amerika’da başlayan ve kısa sürede diğer ülkelere de yayılan kapitalist krizin Yunanistan ve benzeri ülkelerde daha etkili olacağı ortadaydı. Bu durumda Yunanistan’a yıllarca sermaye ihraç eden ve borçlandırma yoluyla büyük karlar sağlayan uluslararası sermaye kuruluşları, yatırım ve borçların geri dönmesini güvence altına alacak ekonomik paketleri dayattılar. Hem ihraç edilen sermaye ve verilen borçlar güvence altına alınacak hem de yüksek faizler dayatılarak daha büyük karlar için kapı açılacaktı. Uluslararsı piyasalara çıkan ve AB’nin kapısını çalan Yunanistan’a IMF’nin adresi verildi. IMF ve AB merkez bankasından oluşan Troyka, Yunanlı işçi ve emekçilere açlığı yoksulluğu ve işsizliği dayatan ekonomik paketleri gündeme getirdi ve ülke ekonomisinde doğrudan söz sahibi olacakları şartları uygulamaya soktu.

IMF ve AB’nin oluşturduğu Troyka 110 milyar Euro’luk bir yardım paketi karşılığında emeklilik yaşının, yükseltilmesini, ücretlerin düşürülmesini, primlerin azaltılmasını, sosyal güvenlik sisteminde değişiklikler yapılmasını gündeme getirdi. Elini verenin kolunu kaybetmesi deyiminin bile yeterince açıklayıcı olmadığı, her borç taksitinin serbest bırakılması öncesinde ortaya çıktı. Özellikle 5. borç diliminin serbest bırakılması, özelleştirmelerin yapılması, kamuya ait taşınır ve taşınmazların satılması, sağlık ve eğitim giderlerinin kısılması, primlerin bütünüyle ortadan kaldırılması, kamuda sözleşmeli olarak çalışan onbinlerce emekçinin işine son verilmesi, bir çok kamu kuruluşunun birleştirilmesi yada kapatılması, elektrik, su, benzin ve zaruri ihtiyaç maddelerine zam yapılması, gıda maddelerini kapsayan KDV oranının yüzde12’den yüzde 23e çıkarılması, küçük işletmelerden ek vergi alınması, 700 Euro olan asgari ücretin 500 Euro’ya düşürülmesi vb. şartlarına bağlandı. Bu durumda her emekçi yapılan zamların ve yeni vergilerin dışında yılda toplam 6 aylığa denk düşen bir gelir kaybına uğramaktaydı.

TASARRUFLAR SONUÇ VERMEDİ

Tüm bu önlemlere rağmen hedeflenen ekonomik tasarruflar gerçekleşmedi ve bütçe açığı artmaya devam etti. Çünkü gündeme getirilen bu saldırı paketleri ekonominin daralmasına yol açtı. Başta inşaat olmak üzere ülke ekonomisinde ciddi bir yer tutan sektörlerde üretim durma noktasına geldi. Onbinlerce iş yeri kapandı. İşsizlik yüzde 18’e çıktı. Sosyal sigortalara bağlı bütçeler çökme noktasına geldi. Kapanan işyerleri ve işten atılan emekçiler bütçenin milyarlarca Euro kaybetmesine neden oluyordu.

Ocak-Ağustos döneminde bütçe açığı geçen yıla oranla yüzde 22 artarak 18 milyar Euro’ya ulaştı. Bu yılın bütçe geliri ise 30,7 milyarda kalmış durumda. Oysa Troyka’nın ve hükümetin hedefi 54 milyar olarak planlanmıştı. 6. ve 7. borç diliminin serbest bırakılması için hükümet yeni ek önlemleri gündemine almış bulunuyor. Yeni ek önlemler ise onlarca milyar tutarında yeni paketlerin işçi ve emekçilerin sırtına yıkılması anlamına geliyor.

Şu günlerde 6. borç diliminin serbest bırakılması görüşmeleri yapılıyor. Troyka yakıta yüzde 50 oranında zam yapılmasını, iş yasalarının yeniden değiştirilmesini, toplu sözleşmelerin kaldırılarak kişisel sözleşmelerin uygulanmasını, vergi kapsamında olmayan gelirlerin vergilendirilmesini, toplam 150 bin kamu emekçisinin işten atılmasını, kamu yatırımlarının durdurulmasını, aylıkların yeniden yüzde 40 oranında düşürülmesini, çok çocuklu ailelere verilen yardımların kesilmesini, ilaçlardaki katkı payının yüzde 40’a çıkarılmasını, taşınır ve taşınmazların yeniden vergilendirilmesini  istemektedir. Hükümet büyük oranda anlaşmaların sağlandığını açıklamış bulunuyor.

Diğer taraftan Yunanistan’ın kontrollü bir iflas ilan etmesinin zorunlu olduğu AB merkezlerinde açıkça dile getiriliyor. Euro’yu ve AB’nin varlığını korumak argümanına dayanan bu senaryo işçi ve emekçilerin bütünüyle teslim alınmasını, ve toplumun tepeden tırnağa sermayenin azami kar talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını amaçlıyor.

GREV YAPILMAYAN SEKTÖR KALMADI

Sermayenin cepheden saldırılarına rağmen işçi emekçi hareketi saldırıları durduracak güçte olmasa da büyük tepkiler verdi. Grev yapılmayan sektör kalmadı ve ülkede onlarca genel grev ve grevler yapıldı. Milyonlarca işçi ve emekçi sokaklara dökülerek izlenen politikaların kabul edilmeyeceği mesajlarını verdi. Özellikle enerji, taşıma, sağlık, eğitim, başta olmak üzere bir çok sektörde tepkiler ciddi boyutlara ulaştı. Önümüzdeki süreçte bu tepkilerin daha da kitleselleşerek artacağı gözleniyor. Konfederasyonların sınıf çıkarlarını gözetmeyen uzlaşmacı tutumları sendikal hareket içinde ve işçiler arasında gittikçe tecrit olurken hareketi birleştirmeye yönelik tutumlar güç kazanıyor. En geniş emekçi kesimlerini birleştirecek temel talepler yaygınlaşarak gençliğin aydınların ve izlenen politikalardan etkilenen tüm kesimlerin desteğini kazanıyor.

Hareketin zayıflıklarına rağmen „tüm iç ve dış borç ödemelerinin derhal durdurulması, tüm sermaye hareketlerinin devlet denetimine alınması, bankalara el koyulması, yurt-dışına para kaçıran tüm kapitalistlerin ve işletmelerin mal varlıklarına el koyulması, IMF, Dünya Bankası, AB, Euro para birliği gibi emperyalist kuruluşlardan çıkılması“ gibi talepler geniş taban bulmakta ve sistem partilerinden kopuş hızlanmaktadır.

Seçimlerden toplam  yüzde 85 oy oranıyla çıkan hükümet ve anamuhalefet partisinin bugün vardığı oy oranı yüzde 40’ların altına düşmüş bulunuyor.

EYLEMLER DE SERTLEŞİYOR

Ülkedeki krizin ve halka yönelik dayatmaların artması ölçüsünde tepki ve protestoların boyutları da gelişiyor. Tek tek sektörlerde yapılan protesto ve eylemlerin yanı sıra, üniversite ve liselerdeki işgaller, halk içinde yeni vergileri ödememe tutumunun yaygınlaşması vb. protestoların toplumun daha geniş bir kesimini içine alma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde ülke çapında yapılan genel grev ve Troyka’nın ülkeye gelişi nedeniyle yapılan eylemler de protestoların giderek sertleşeceği sinyallerini veriyor. Protestolar yüzünden Hükümet-Troyka görüşmelerinin aksaması ve 8 bakanlık binasının işgali bunun son örnekleri oldu.

YUNANİSTAN’IN BORÇLARI SİLİNECEK…

AB’nin patronları Yunanistan’ın borçlarını silmeyi tartışıyor. Merkel ve Sarkozy buluşmasının ardından basına sızan bilgilere göre, Yunanistan’ın borçlarının yüzde 50 ila 60’ının silinmesi planlanıyor. Euro Grubu Başkanı Jean-Claude Juncker, basına verdiği bir demeçte, “Borçların yüzde 60’ının silinmesi de Yunanistan’ı kurtarmaz. AB liderleri daha radikal ve kökten çözümlere açık olmalılar” dedi.

Borçların bir kısmının silineceği Yunanistan üzerinde baskının azalacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine borçların silinmesi çok daha ağır şartlara bağlanacak.

Kamu alanında ücretleri düşüren, 25 yaşından gençlerin kamu alanında işe başlarken asgari ücretin altına başlamasını dayatan, binlerce emekçinin işten çıkartılmasını veya zorunlu erken emekliye ayrılmasını sağlayan “Troyka” şimdi de TİS’lerin özerkliğinin kaldırılmasını talep ediyor. Böylece ücretlerin özel sektörde de düşmesini sağlamayı hedefleyen AB’nin patronları, özellikle 741 Euro olan aylık asgari ücret ve 34 Euro olan günlük asgari yevmiyenin kaldırılmasını talep ediyor.

KRİZ HASTA EDİYOR

Cambridge Üniversitesi araştırmacılarından sosyolog David Stuckler, krizin Yunanistan’daki sosyal etkilerini araştırdı. Buna göre hastalananların, intihar edenlerin sayısında adeta patlama yaşandı. 2010 yılında hastane sevklerinin bir önceki yıla oranla yüzde 24 arttığı bildirilen raporda, genel sağlıklarının kötüleştiğini düşünenlerin oranının yüzde 14 arttığı yer aldı. Fakat aynı süre içinde doktora gidenlerin sayısında ise yüzde 15 azalma olduğu bildirilen raporda, vatandaşların gelirlerindeki azalmanın buna yansıdığı bildirildi.

2009 yılında intiharların 2007’ye oranla yüzde 17 artığı bildirilen raporda, “Hükümet tarafından hazırlanan fakat kamuoyuna sunulmayan bir raporda söz konusu süre zarfında intiharların yüzde 24 arttığı bildiriliyor” denildi. 2011 yılının ilk yarısında ise intiharlarda patlama yaşandığını bildiren Stuckler, “Yunanistan Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2011 yılının ilk altı ayında bir yıl öncesine göre intiharlarda yüzde 40 artış yaşandığını” söyledi. (YH)