50 yılda değişmeyen gerçek: Yoksul geldik, yoksul kaldık


50 yıl önce yoksul işçiler olarak Almanya’ya gelen Türkiye kökenlilerin sosyal konumlarında bugün de pek önemli bir değişiklik söz konusu değil. Datenreport 2011’de yayınlanan verilere göre Türkiye kökenlilerin yüzde 33’ü yoksul, yüzde 49’ü işçi. Türkiye kökenli göçmenlerin sosyal konumunun anlaşılması açısından önemli olan veriler, Türkiye kökenlilerin pek çok alanda „en alttakiler“ olarak kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

ARİF TAŞ

Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün üzerinde 50 yıl geçerken, Türkiye kökenli göçmenlerin ekonomik-sosyal konumlarında çok önemli değişimler yaşanmadı. Kısa bir süre önce Federal İstatistik Dairesi tarafından kamuoyuna açıklanan “Datenreport 2011” adlı raporda, Türkiye kökenli göçmenlerin sosyal konumları ve mesleki durumları, yerli toplumla kıyaslamalı şekilde ayrıntılı verilerle yayınlandı.

„Sozio-oekonomischen Panels“ (SOEP)’nin hazırladığı veriler basın tarafından göçmenler arasındaki yoksulluğun Almanlara göre iki kat daha fazla olduğu ekseninde verildi. Ancak, tabloya daha yakından bakıldığında sorunların ve çelişkilerin derinliği daha yalın bir şekilde kendisini ortaya koyuyor.

Bunların başında işsizlik ve yoksulluk geliyor. 50 yıl önce Anadolu’da karşı karşıya oldukları ağır yoksulluk koşullarından kurtulmak umuduyla “el kapılarına” başlayan umuda yolculuk da, Türkiyeli işçilerin kaderini özü itibariyle değiştirmedi. Elbette bugünkü yaşam koşulları geldikleri yerden görece iyi olabilir, ancak bunun bedeli olarak, en ağır koşullarda, en zor şartlarda alın teri döküldü.

HER ÜÇ TÜRKİYELİDEN BİRİ YOKSUL

“Datenreport 2011”e göre 2009 yılında Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 33’ü yoksulluk riski altında yaşıyor. Almanya’da aylık ortalama kazancın yüzde 60’ından az gelire sahip olanların yoksulluk riski altında yaşadığı kabul ediliyor. Bu demektir ki, 2009 itibariyle her üç Türkiye kökenliden birisi yoksulluk riski altında yaşamını sürdürmek zorunda. Bu oran Almanlar arasında yüzde 12, bütün göçmenler arasında yüzde 24. Eski Yugoslavya (yüzde 25), Güney Batı Avrupa (19), SSCB’den gelen Alman kökenli göçmenler (25) ve Doğu Avrupalılar (18) olarak yapılan tasnifte de Türkiye’den gelenler en alt gurubu oluşturuyor.

ORTALAMA GELİRDE DE EN ALTTAYIZ

Verilere göre, Türkiye kökenliler aylık ortalama gelir açısından da en alttakiler durumunda. 2009 itibarıyla, Almanların ortalama aylık hane denklik geliri (Haushaltsäquivalenzeinkommen) 1640 Euro iken, bütün göçmenlerin ortalama aylık denklik geliri 1280 Euro. Bu durumun kendisi bile yerliler ile göçmenler arasındaki aylık gelir uçurumunu gösterme bakımından önemli.

Bu rakam gelinen ülkeye göre tasnif edildiğinde Türkiye kökenlilerin aylık ortalama geliri 1040 Euro ile en düşük miktarı oluşturuyor. Göçmenler arasında görece “Güney Batı Avrupa” ülkeleri olarak bir grupta toplanan İtalyan, İspanyol ve Portekiz’den gelenlerin geliri çok daha yüksek: 1410 Euro.

Sosyal konum bakımından bugün halen “en alttakileri” oluşturan Türkiye kökenli göçmenler arasında “sınıf atlama” diğer göçmen gruplarına göre çok daha yavaş gerçekleşmekte. Rapora  göre, Türkiye kökenli göçmenlerin yüzde 86’sı Almanya’daki aylık ortalama gelir sınırı ve onun altında yaşamını sürdürüyor. Geriye kalan yüzde 11’inin aylık ortalama geliri yüzde 100 sınırı ile yüzde 150 arasında. “İyi kazananlar” ya da “orta sınıf” olarak tanımlanan bu kesim diğer göçmen gruplarında yüzde 23 ila yüzde 32 arasında değişiyor.

Benzer bir durum, aylık ortalama geliri yüzde 150’nin üzerinde olanlar için de geçirli. “Datenreport 2011”e göre Türkiye kökenlilerin sadece yüzde 3’nün aylık ortalama geliri yüzde 150’nin üstünde iken bu oran diğer göçmen grupları arasında yüzde 7 ile yüzde 13 arasında değişiyor.

Dolayısıyla, toplamı açısından bakıldığında Türkiye kökenli göçmenlerin sadece yüzde 14’nün geliri ortalamanın üzerinde seyrediyor. Bu oran beş yıl önce yüzde 15 olarak tespit edilmiş.

İyi kazananlar grubunda olan Almanların yüzde 21’nin geliri yüzde 150’nin üzerinde iken, bütün göçmenler arasında geliri yüzde 150’nin üzerinde olanların oranı yüzde 11.

Aynı rapora göre, 2009 yılında Almanların ortalama aylık net geliri 1600 Euro iken, göçmenlerde 1310, Türkiye kökenlilerde ise 1210 Euro olarak saptandı.

Bu gelir grubu baz alındığında en çok da emeklilerin durumu içler acısı. Alman emeklilerde ortalama aylık 1120 Euro iken, göçmenlerde ortalama 920, Türkiye kökenlilerde 740 Euro olarak tespit edildi.

Bu rakamlar beş yıl öncesi ile, yani 2004 ile kıyaslandığında en dikkat çekici olan Türkiye kökenliler arasında yoksulluk sınırında olanların sayısındaki azalmadır. 2004’te yoksulluk riski altında yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin oranı yüzde 42 idi.

VERİLERİ NASIL OKUMAK GEREKİYOR?

Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yılında, 2009 yılına dair ifade edilen bu rakamlar yaklaşık olarak bugün için de geçerli. Veriler, Türkiye kökenli göçmenlerin sosyal ve sınıfsal konumlarındaki değişimi gösterme bakımından önemli. 50 yıl önce başlayan işçi göçü nedeniyle gelenlerin yüzde 100’ünün ağır sanayide, madenlerde çalıştığı biliniyor. Zamanla hem bu sanayi dallarının bir kısmının kapatılarak, işçilerin işten atılması hem de yeni nesillerin gelmesiyle birlikte kimi değişikler yaşanmaya başladı. Ama bu değişikliklere rağmen işçiler en büyük çalışan grup olmaya devam ediyor ve daha yıllarca da devam edecek. Bu nedenle, sosyal konum bakımından Türkiye kökenliler arasında işçiler ağırlığını hissettirecek. Hizmetli, memur ve girişimci gibi alanlardaki kısmi artışlar bu durumu nitelik bakımından değiştirecek durumda değil.

Ama bu ayrıntılı veriler asıl olarak Türkiye kökenli göçmenlerin ekonomik ve sosyal konum nedeniyle ülkenin “en alttakileri” olmaya devam ettiğini gösteriyor. 50 yıl önce Türkiye’de karşı karşıya oldukları yoksulluktan kurtulmak, geleceğe daha güvenle bakmak üzere nice acılara, sıkıntılara katlanarak Almanya’ya gelen işçiler bu ülkede de en ağır, zor ve kötü işlerde çalışıp geldikleri Türkiye’ye göre görece iyi, ama yaşadıkları Almanya’da göre “en alttakiler” olarak yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler.

Bu durum aynı zamanda tek bireylerde “sınıf atlama/değiştirme” gibi sonuçlara yol açsa da, genel topluluk açısından bunun söz konusu olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Bu durumda sınıfsal-sosyal kaderinin değişimi için geriye kalan tek seçenek, Alman emekçi kardeşleriyle birlikte içinde yaşadıkları toplumun değişmesi olmaktadır. Bu gerçekleşmediği takdirde, göçün 100. yılında da tabloda önemli değişikilikler olmayacaktır.

YÜZDE 49’UMUZ İŞÇİ

Türkiye kökenli göçmenlerin yoksul ve gelir durumunun düşük olmasının başlıca nedeni sınıfsal konumlarından kaynaklanıyor. Genel olarak Almanlar arasında işçi oranı yüzde 15 iken, göçmen nüfusunun yüzde 35’i işçi. En büyük göçmen grubu olan Türkiye kökenliler arasında işçi oranı yüzde 49. Bu oran cinsiyete göre ayrıldığında Türkiyeli işçilerin yüzde 55’ini kadınlar oluşturyor. Bu da Türkiye kökenli işçi kadın sayısının ne kadar yüksek olduğu bakımından çarpıcı bir gerçeği gösteriyor. Ancak hemen belirtmek gerekiyor ki, kadın işçilerin önemli bir bölümü kısa ya da geçici iş anlaşmalarına sahip ve ortalama olarak 770 Euro kazanıyorlar.

Çalışabilir Türkiye kökenli göçmenlerin sınıfsal konumunu, üretim karşısındaki durumunu gösterme bakımından meslek gruplarına göre dağılım da önemli: Kalifiye işçi/ustabaşı yüzde 16, en alt derecedeki hizmetli (Angestellte) yüzde 21, orta dereceli hizmetli yüzde 5, yüksek dereceli hizmetli yüzde 2, girişimci yüzde 7, memur (Beamte) 0.

Çalışabilir nüfusa göre tespit edilen bu veriler adeta Türkiye kökenli göçmenlerin sosyal konumunun haritası olma özelliğini taşıyor. Yani; iyi kazanan meslek gruplarında çalışan Türkiye kökenli oranı, hem Almanlara hem de diğer göçmen gruplarına göre çok düşük. Bir tek girişimcilik konusunda Türkiye kökenliler diğer göçmen gruplarından oransal açıdan fazla. Ancak aylık gelir dağılımına bakıldığında, yüzde 3 ila ifade edilen yüzde 150’den fazla durumu göz önünde bulundurulduğunda, yüzde 7’lik girişimcilerin yüzde 4’nin gelirinin yüksek olmadığı anlaşılıyor.

Belirtmek gerekiyor ki; çalışabilir Türkiyeli nüfusun yüzde 30’u tam, yüzde 11’i yarım günlük iş sözleşmesine sahip iken, yüzde 4’ü işsiz görünmüyor, ama nerde çalıştığı da belli değil, yüzde 20’ye yakını işsiz, yüzde 10’u öğrenci, yüzde 25’i çalışamayan durumunda.