Kapitalizm, gösteriler ve korku!

A. Cihan Soylu

Kapitalizm üzerine güncel tartışmaların bu denli yoğunluk kazanmasının en başta gelen nedeni, kapitalist kriz gerekçeli iktisadi-sosyal “önlemler”in, a) işçi sınıfı, emekçiler ve “orta sınıf” olarak tanımlanan ancak muğlak bir içeriğe de büründürülen geniş katmanların yaşam düzeylerini daha da kötüleştirmesi; b) zengin-yoksul; kapitalist-emekçi arasındaki “gelir dengesizliği”nin giderek büyümesi ve sistemden en fazla nemalanan büyük milyarder ve trilyonerlerin dahi durumun tehlikeli sonuçlar doğurmaya aday olduğunu görerek, “milyarder sever politikacılar”ı “önlem almaya” çağırması; c) uluslararası sermaye ve her bir ülkedeki burjuvazi ve hükümetlerinin halk düşmanı bu ekonomik-sosyal ve siyasal uygulamalarına karşı, emperyalist kapitalizmin terörist kalesi ABD başta olmak üzere, Avrupa, Asya ve Afrika’daki çeşitli ülkeler dahil, neredeyse dünyanın her tarafında tepkilerin ortaya çıkması ve giderek büyümesi gibi sonuçlar doğurmasıdır.

Hiçbirinin sosyalist olarak suçlanamayacağı açık olan Paul Krugman, J. Soros, “super milyarder” Buffet gibi “akıllı adamlar”ın, “Wall Street’i İşgal Et” hareketinin büyümeye devam etmesine, İspanya, İtalya, İngiltere, Japonya, Yunanistan, gibi ülkelerde sürüp giden gösterilerden grevlere çeşitli protesto eylemlerine dikkat çekerek kapitalizmi bekleyen büyük tehlikeye işaret etmeleri, olgunun gücü ve etkisi hakkında bir fikir verebilir.

400 ABD’li en zenginin 1.53 trilyon Dolar servetleriyle 150 milyon ABD’liden daha fazla gelir-mülk-rant sahibi olduğu; buna karşın, elli milyon kişinin yoksulluk sınırlarında yaşıyor olması ya da doğru dürüst barınacak bir yerinin olmaması, şimdikinin on bin misli büyük protestolara ve ayaklanmalara yol açmadıysa, bu hiçbir zaman olmayacak demek değil! Bu, bugünkü hareketler içinde-gerek Mısır gibi ülkelerdekilerde, gerekse ABD ve Avrupa’nın bazı ülkelerindekiler olsun- “orta sınıf” katmanlarının etkin rol oynadıkları ve işçi sınıfının ve emekçilerin çok büyük kesimlerinin henüz yaşanmış ayaklanmalarda ve güncel protestolarda ana gövdesiyle yer almadıkları belirlemesiyle de desteklenmektedir. Yunanistan, Tunus, İspanya’da işçi ve emekçiler, gençlik kesimleriyle birlikte protestoların kitlesel gücünü oluşturmalarına ve kuşkusuz diğer ülkelerde eylemlere katılanların içinde işçi-emekçi unsurların olmasına rağmen, metal, maden, inşaat, petrokimya, tekstil ve diğer üretim sektörlerinin milyonlarca işçisinin henüz başkaldırmadığı doğrudur. Ve tüm ülkelerin kapitalistleriyle onların çanak yalayıcı propagandacılarını ürküten esas “hayalet” de orada duruyor!

Ama yine de, Taha Akyol gibi, faşist-milliyetçi tedrisattan geçmişlerin “aptal olmadıkları”na delalet edecek bir şey var! “Solcuların kapitalizmin sonunu ilan ettikleri” yönündeki ayan-beyan yalanları bir yana bırakılırsa, bu protestoların “sosyalist olmadıkları” kesin gibi! Protestolarda sosyalist kimlikli insanlar, sosyalizm için mücadele eden aydınlar ve emekçiler yer alıyor olsa bile, gösterilerin “haydi sosyalizmi kuralım” talebi etrafında şekillenmedikleri doğrudur. Bir doğru daha var: evet göstericilerin “bir Karl Marx’ları da yok!”  Yine de Akyol gibi sistem savunucusu propagandacıların tüm stokları “çakaralmaz”lardan ibarettir.

Nedeni şu: ilkin şu anda “kapitalizm yıkılıyor!” diye avunan çocukça sosyalistler var mıdır bilinmez, ama bilinen böyle bir parti, örgüt, hareket, ya da aydın grubunun olmadığıdır. Kapitalizmin çelişkilerinin onu, bugünkü çatışma ve eylemleri doğurduğu gibi, çöküşe sürükleyeceği, milyarlarca işçi ve emekçinin kendi düzenlerini kurmak üzere ayaklanmasıyla sömürü çarkını bir daha işleyemeyecek şekilde kırıp atacağını ise, evet tüm gerçek sosyalistler söylüyorlar. Öyle de olacak!

“Kol gücü” de, beceri-bilgi, organizasyon da işçi ve emekçiler tarafından bu örgütlenmenin gücü olarak değerlendirilecek-aslında bugünden de değerlendiriliyor. Yani ürkmeniz için yeterince neden var!

Marx mı? Bedenen değilse de fikren ve hem de çok daha canlanmış, güç kazanmış, kapitalist ve milliyetçi muhafazakar sözde sosyologlar ile iktisatçılar tarafından dahi yeniden gündem olduğu ve çok okunduğu kabul edilir şekilde “aramızda”dır! Kapitalizme dair söylediklerini “kafasından” uydurmayıp, kapitalizmin kendi nesnel gerçeğinden, onun olgularından hareketle söylediği için de yol göstermeye devam ediyor. O’nun “ilham verme”ye devam ettiğini bildiğinizden olacak, yeniden aktüel ilgi görmesi sizi rahatsız ediyor. “Piyasa ekonomisinin alternatifi yok” diye kendi kendinize teselli vermeye çalışıyorsunuz. Kapitalizmin bir yanda durmadan büyüyen ve emek gücünü satmaksızın yaşam olanağı bulamayan-bulamayacak olan işçi ve emekçileri, diğer yanda bu emek gücünü sömürerek elde ettikleri karlarla servetlerini büyüten kapitalistleri yarattığını; böylesi bir sistemde karın esas değer oluşturduğunu, her şeyin onun için, ona hizmet eden nesnelere dönüştüğünü, “bal gibi” de biliyorsunuz. Onun içindir ki, “vicdan” gibi dinsel-ruhani terimlerle bulanmış bir kapitalizmden söz edenlerle birlikte, bu sömürü ve zulüm sistemini-fabrikasyonunu ve onun burjuva diktasını kurtarmaya çalışıyorsunuz. Ama, iş sandığınızdan da öte, gerçekten nafile!

Sosyalizm bu kez ve  az çok gelişkin bir işçi sınıfı tarafından gerçekleştirildiğinde, kapitalizm eskisi denli “kolay”ca, ve hiçbir deney yaşanmamış gibi, sömürü cennetini yeniden tesis edemez. Bari bunu bilin!