Savaş kışkırtıcılığı ve ırkçılığa hayır diyelim!

Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili artan gerginlik ve çatışma ortamı bir kez daha Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine yansıdı. Büyük bölümü ‘siyasi sicili bozuk’ milliyetçi derneklerce örgütlenen “terörü lanet” gösterilerinde, barış yerine savaş çığırtkanlığı, halkların kardeşliği yerine ırkçı-ayrımcı mesajlar verildi. Bazı şehirlerde Kürt derneklerine fiili saldırı düzeyine varan bu eylemler, hassas bir dönemden geçilen bugünlerde belki bazılarının “ne yapalım onca asker öldürülüyor, tepki gösterilmesi haksız değil” gibi gerekçeler ileri sürmesine neden olabilir; ancak bu eylemleri düzenleyenlerin siyasi amaçları, eylemlerde verilen mesajlar ve gözü dönmüş milliyetçi saldırılar düşünüldüğünde, ne “vatan sevgisi”, “ne ölümlerin yarattığı acı” bu eylemleri mazur gösteremez.

BU MU VATANSEVERLİK!

Çünkü bu eylemlerde verilen mesajlar, Türk ve Kürt halkının birliğine değil bölünüp ayrıştırılmasına, kardeşliğe değil düşmanlığa, kan ve gözyaşının dinmesine değil acıların çoğalmasına çanak tutan ilkel bir milliyetçilik örneği olmuştur…

Örneğin böyle bir gösteri ve çatışmanın yaşandığı yerlerden biri olan Berlin’de atılan sloganlardan biri, “Operasyon değil katliam”dır!

Gözü dönmüşlük o safhaya varmıştır ki, eylemler sırasında yolda yürüyen bir Portekizli bile sırf taşıdığı renkler yüzünden göstericiler tarafından linç edilmek istenmiştir!

Almanya veya Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar elbette Türkiye’de yaşanan gelişmelerden etkilenecekler, olan bitenler karşısında bir duygu, bir fikir ve reaksiyon içine gireceklerdir. Ancak sorun şudur; sergilenecek reaksiyonlar Türk ve Kürt halkının kardeşliğine, barışa mı hizmet edecek yoksa, etnik temelde kutuplaşmaya, ilkel milliyetçiliğe ve bir halkın görmezden gelinmezliğine dayalı politikalara alkış mı tutulacak?

Türkiye’de hükümetin ve bir dizi ırkçı faşist çevrenin izlediği politikaların, aynı fabrikada, aynı okulda ya da semtte kader birliği yaparak birlikte yaşadığımız Türk ya da Kürt kökenli arkadaşımızla aramıza nifak sokmasına izin verecek miyiz; yoksa hayır, akan kanı daha da çoğaltacak politikalara hayır diyoruz, barış ve halkların kardeşliği için gerekenlerin yapılmasını istiyoruz mu diyeceğiz?

Barış için, akan kanın durması için kılını kıpırdatmayan birçok dernek, cemaat ve federasyonun, Türkiye’deki hükümet ve resmi makamların çağrısına anında cevap vererek “terörü kınama” adı altında insanları sokağa dökmek istemesi, ne Kürt sorunun çözümüne, ne de savaşın sona ermesine katkı sağlayacaktır. Olsa olsa insanlar arasındaki kutuplaşmayı daha da derinleştirecektir. Daha fazla kan dökülmesini istemek, daha fazla eve evlat acısı düşmesine alkış tutmaksa ne ‘vatanseverlik’le ne ‘bayrakseverlik’le gerekçelendirilemez.

Son eylemlerde kendini bir kez daha gösteren ilkel milliyetçilik o dereceye varmıştır ki, bu çevreler, Van’da yaşanan deprem trajedisi karşısında bile insanlık dışı tutum almaktan çekinmemişlerdir…

Öyle görünüyor ki, Kürt halkının en doğal istek ve özlemlerini, inkar ve imhaya dayalı politikalar yüzünden yıllardır süregelen savaş ortamı son aylarda bir kez daha tırmandırılmaya çalışılmakta; bunun bedelini ise, hem Türk hem Kürt gençleri, hem Türk hem Kürt anaları ödemektedir. Bütün bir Türkiye halkını etkileyen bu savaşa gerçekten son verilmek isteniyorsa bunun yolu, inkar ve imhaya dayalı politikalardan değil; barış ve kardeşliği güçlendirecek adımlardan ve Kürt halkının meşru haklı istek ve taleplerini dikkate alıp bunun gereklerini yerine getirmekten geçmektedir.

Almanya ve Avrupa’da yaşayan biz Türkiye kökenlilere düşen de milliyetçi kışkırtmaları elinin tersiyle itip, barış ve kardeşliğe katkı sunmak olmalıdır. (YH)