“İnanılacak gibi değil”

“Welt” gazetesinin başyazarı Malzahn, Kahverengi Ordu Fraksiyonu’nun yıllarca Almanya’yı bir uçtan diğer uca dolaşıp cinayetler işlemesi karşısındaki şaşkınlığını gizlemiyor ve “kimse de bunun farkına varmadı” diye ekliyor. Gerçi Thüringenli katiller grubunun işlediği seri cinayetleri gerçek ve doğru bağlantılarını kurup, kısa sürede doğru bir yere oturtmak mümkün oldu. Yani cinayetlerin ardında yatanların ırkçı kinle adam öldüren neonazi çevreler olduğu saptaması yapıldı. Ama medyada bugüne dek yer verilen konuyla ilgili haber ve yazılarda bir noktanın açıklığa kavuşturulmamış olması göze çarpıyordu: Aşırı sol ve islamcı terör olaylarının aydınlatılması, kovuşturulması ve yeni cinayetlerin engellenmesi konusunda başarılı olan polis, gizli servis ve adalet teşkilatı, neden bu aşırı sağ terör cinayetlerinde başarılı olamadı?
Her ne kadar bu soru sürekli tekrarlansa da, yanıt vermekten kaçınıldığı, en azından ciddiye alınabilecek bir yanıt verme uğraşına girmedikleri görülüyordu.
Örneğin Malzahn’ın dile getirdiği, polis ve Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın, katillerin çevresinde yer alan “nazi güruhuna sinerek gözünü yumduğu” şeklindeki “şüpheyi” ciddiye almak mümkün mü? Ya da aynı başyazarın, güvenlik birimlerinin “cinayetlerin ardında, çözülmesi mümkün olmayan Türk çevreleri arasındaki hesaplaşma yatıyor” şeklindeki saf ve sorumsuzca yaklaşlımlarını aptallıklarına bağlamak gerektiği yönündeki görüşü ciddiye alınabilir mi? Başyazar, “geride kalanlar destek ve bir açıklama bekliyor” diye yazıyor.
Herhalde açıklamadan kastı, Sayın Cumhurbaşkanının da sarfettiği türden güzel, hamasi ve yapmacık sözler. Oysa acilen gerekli olan bir başka açıklama var. Açıklamanın da ötesinde, sorumluların ve yaşadıklarımızın ardında yatan nedenlerin açıklığa kavuşturulması için tavizsiz bir araştırma gerekiyor. Eğer ilgili devlet makamlarının, daha önce sayısız defa örneklerini yaşadığımız gibi, bir tarafa gözyumduğu, islamist teröre karşı sayısız başarılara imza atmış polis teşkilatının faşist terör karşısında aynı başarılı çalışmayı yapmadığı ortaya çıkıyorsa, Thüringen’deki Anayasayı Koruma Teşkilatı yöneticileri, sözlü ve yazılı açıklamalarında garip sempati ifadelerine yer verdikleri için bu görevlerinden uzaklaştırılmak zorunda kalıyorlarsa, artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiş de geçiyor demektir: Acaba adı geçen “başarısızlıklar”ın ardında, bir yanda söz konusu devlet aygıtlarıyla diğer yanda aşırı sağcı grupların eylemlerine zemin hazırlayan yabancı düşmanı ve ırkçı çevrelerden bazı şahıs ve grupların arasındaki bağlantılar yatıyor olamaz mı? Bu soruyu yöneltmekten kaçınmamak, belki de adli mercilerin “açıklığa kavuşturulması imkansız” görülen başarısızlığının nedenlerini açıklığa kavuşturmak yolunda atılan önemli bir adım olacaktır. Sosyal eşitsizliğin derinleştiği Alman toplumu, yabancı düşmanlığı adı verilen günah keçisi hastalığına kısa bir süre önce yakalanmamıştır. Neden devlet aygıtlarının bu hastalığa karşı bağışıklık sahibi olduğuna inanalım ki?
Prof. Dr. Norbert Mecklenburg

Köln Üniversitesi