Almanya’da günlük ırkçılık

En az on kişinin kendine Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adını veren örgüt tarafından öldürülmesinin yıllar boyu gizlenmiş olması ve Anayasayı Koruma Kurumu’nun cinayetlerdeki rolü, Almanya’da Neonazi şiddetinin boyut ve yoğunluğunu bir kez daha gözler önüne serdi. İnanılamayacak bir olay: Halit Y., Kassel’deki bir internetkafede NSU’lu bir Neonazi tarafından öldürüldüğünde Hessen Anayasayı Koruma Kurumu görevlisi biri de kafedeydi. Evinde yapılan aramada o kişinin aşırı sağa sempati duyduğu belirlendi. Yaşadığı Hofgeismar’da “Küçük Adolf” lakabıyla tanınan sözde anayasayı aslında Nazileri koruyan kişi uzun araştırmalar sonunda yakalanabildi.
Şimdilerde gündemde olan cinayetler, hedefli öldürme, öldürmeye teşebbüs, yabancı ve farklı düşünenlere yönelik katliam ve saldırı çağrılarına kadar uzanıyor. Alman kamuoyunda sanki şimdiye kadar yaşanılan ırkçılıktan kimsenin haberi yokmuşçasına yarım ağızlı bir çığlık dolaşıyor. Öldürülenler daha dün kriminal ilişkiler içinde oldukları suçlamasıyla karşı karşıya ikin, şimdi onurlandırılıyor. Bu sahte düşünceler, kurbanların yakınlarının yıllar boyu ölümlerin suçlusunun kendileri olduğu damgasını yemelerine kadar gidiyor. Neonazilerin diğer kurbanları da yıllarca aynı kaderi paylaştılar. 1997’de Polonyalı bir öğrenci Frankfurt/Oder’de beyzbol sopalarıyla dövüldüğünde yerel bir gazeteci gence baskı yaparak Neonaziler tarafından dövülmediğini itiraf etmesi istemişti. Aynı öğrenci, birkaç ay sonra bir NPD üyesi tarafından kapısının önünde silahla tehdit edildiğinde şehir yetkilileri -diğer birçok şehirde olduğu gibi- kurbanı değil şehirlerinin imajını koruma çabasına giriştiler.
1991 Eylül’ünde Hoyerswerda’da katliam çağrılarıyla saldırıya uğrayan Vietnamlı ve Mozambikliler ve bir yıl sonra Rostock’daki saldırıların kurbanları aynı şeyleri yaşadılar. Mölln ve Solingen kurbanları da… Saldırılar ne iki Almanya’nın birleşmesiyle başladı ne de 1990’larda sona erdi. Nazi cinayetleri adliye binasının önünde -hukukun gözleri önünde- öldürülen Marwa El-Sherbin’e kadar uzanıyor. Eskiden de şimdi de bu saldırılar politik olmayan, istisnai durumlar olarak gösterilip geçiştirilmeye çalışılıyor.
Faşizm, yabancı düşmanlığı toplumsal fenomenlerdir. Parlamentodaki büyük partilerin cezalandırılmayan yabancı düşmanı parolaları, aşırı sağ kışkırtmaları ve çok becerikli medya sayesinde faşizm ve ırkçılık meşrulaştırıldı. Örneğin Sarrazin’in biyolojiye dayandırdığı ırkçı tezleri ve yazılanlara medya, televizyon ve radyonun aşırı ilgisi de izlerini bıraktı. Faşist NSU bu artık meşru hale getirilen ırkçı, insanlık düşmanı dünya görüşünün tetikçisi rolünü üstlendi.
Parlamentodaki büyük partiler ırkçı gelişmelerde önemli ölçüde suç ortağıdırlar. SPD, 90’lı yılların başında iltica hakkını fiili olarak yok eden kararlarıyla Neonazi çamurunun yardımcısı oldu. Nazilere başarılı olmak için daha fazla nara atmaları ve daha cani olmaları gerektiği sinyalini verdi. Hükümetteki CDU, sol düşünceli ve antifaşistlere yönelik mücadeleyi öne çıkarıp Nazilere karşı mücadele eden inisiyatif ve projeleri yok ederek Nazilere destek verdi.  Son yıllarda sürekli gündemde olan ‚entegre olmak istemeyen yabancılar‘  özellikle de Türklerle ilgili hükümet kaynaklı tartışmalar işi buraya getirdi.
2003 yılında başarısızlıkla sonuçlanan yasaklama girişimi sonrası NPD içinde görevlendirilen anayasayı koruma görevlileriyle gerçek Naziler arasında hiçbir fark kalmadı. Anayasayı Koruma Kurumu ve hükümetler Solingen, Rostock ve Hoyerswerda katliamlarından beri Almanya’da Neonazi terörünü tehlikesiz gösteriyorlar, varlığını inkar ediyorlar ve bile bile cesaretlendirip destekliyorlar. Bu iki kurumun faşist katillerin cezalandırılmamasındaki rolleri bağımsız bir heyet aracılığıyla kamuoyu önünde ve hiçbir karanlık nokta kalmadan açığa kavuşturulmalıdır. Şimdiye kadar yapıldığı gibi gizli kurullarda değil… Şimdilerde tartışılan gizli haber alma teşkilatı bataklığı, sözüm ona  anayasayı koruma makamlarının net ideolojik bir hatlarının olduğunu da deşifre etti; onlar sadece antifaşistleri ve Sol Parti’yi takip etmekte ve sağ gözleri de kör!  Anayasayı koruma kurumları ve diğer gizli haber alma örgütleri demokrasi ve hukuk devletiyle bağdaşmadıkları bir kez daha ortaya çıktığı için dağıtılmalıdır.
Almanya’da faşist terörün boyutu korkutucudur, ciddiye alınmalı ve kararlı bir şekilde mücadele edilmelidir. NPD yasaklanarak ve Neonazilere karşı çıkan tüm güçler desteklenerek Neonazi gerçekliğiyle mücadele etme esas alınmalıdır. NPD yasağı zorunludur ancak yasakla asıl sorunun çözülemeyeceği de açıktır. Özellikle kriz dönemlerinde egemenler tarafından araç olarak kullanılan ırkçı ve Nazi düşüncelerin tamamen yok edilmesi için bu düşünceleri besleyen toplumsal koşulların yok edilmesi gerekir.

 

Sevim Dağdelen

Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili