Almanya’nın ‘iyi çocukları’: Neonaziler

9 göçmen esnaf ve bir polis memurunu katleden, Keup Caddesi’ne bomba koyan faşist hücrenin ortaya çıkmasıyla birlikte, Almanya’da devletle Neonazi örgütler arasındaki ilişki yeniden gündemin önemli sıralarında yerleşti. 2003 yılında faşist NPD’nin yasaklanması için yapılan başvuru, ‘parti yöneticilerinin önemli bir bölümünün istihbarat örgütü üyesi olması ve böylece bunların denetlenebildiği’ kaydedilerek Federal Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Gerçekten de Federal Hükümet tarafından hazırlanan başvuru dosyasında yer alan isimlerin çoğu devletin maaşlı ajanlarıydı, dolayısıyla ülkenin bu en azgın, faşist partisine ajanlar yön veriyordu.
Bunların başında NPD kurucusu Wolfgang Frenz geliyordu.
NPD’Yİ İSTİHBARAT MI KURDU?
1995’e kadar 36 yıl boyunca NRW Eyaleti istihbarat örgütü bünyesinde ajanlık yapan Frenz, 1964’te kurulan NPD’nin kurucu üyesi idi. NPD kurulmadan önce ajanlığa başladığına göre, belki de bu ırkçı partinin kuruluşu da bir planın sonucuydu.
Frenz, 1965’te NPD’nin Kuzey Ren Vestfalya (NRW) örgüt başkanlığına seçiliyor.
2002’de kamuoyunda hararetli bir şekilde Frenz’ın yaptığı eylemler vb. tartışılırken, ırkçı partinin yasaklanması için yapılan başvuru sonucunda toplam 11 “Neonazi ajan”ın ismi geçmişti. Yani, devlet NPD’yi yasaklamak için yaptığı başvuruda 11 ajanının eylemlerini kapatmaya gerekçe gösterdi. Bu aynı zamanda, ırkçı örgütün en radikallerinin “Neonazi ajanlar” olduğu anlamına geliyordu.
Aynı dönemde  Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti NPD Başkanı Udo Holtmann’ın da 24 yıllık ajan olduğu ortaya çıktı. Yine aynı dönemde NPD yöneticileri Thorsten Crämer ve Nico Wedding, NPD Genel Saymanı Erwin Kemna’nın da ajan olduğu açıklanmıştı. Thorsten Crämer ve Nico Wedding Wuppertal’de bulunan Toplama Kampı Anıtı’na saldırdıkları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmışlardı.
Aynı dönemde Federal İçişleri Bakanlığı Thüringen NPD Başkan Yardımcısı Tino Brandt’ın istihbarat elemanı olduğunu resmen kabul etti. Brandt’ın, devletten yılda ortalama 40 bin Mark aldığı ve bunu, ırkçı örgütlerin Doğu Almanya’da gelişmesi için kullandığı da daha önce ortaya çıkmıştı. Resmi açıklamalara göre Tino Brandt, 1994-2000 yılları arasında devletten 200 bin Mark aldı.
ZWICKAU HÜCRESİNİ İSTİHBARAT MI YÖNLENDİRDİ?
Basında yer alan haberlere göre, 1990’lı yıllarda devlet sadece bu eyalette ırkçılar için çalışan ajanlara yüzbinlerce Mark ödeme yapıldı. Thüringen Eyaleti’nde etkili olan Uwe Mundlos, Uwe Böhnhardt ve Beate Zschäpe’nin de yönetici olduğu faşist örgüt “Thüringer Heimatschutz” bu paralarla finanse edildi.
“Zwickau Hücresi” olarak tanımlanan ırkçıların da Brandt ile birlikte çalıştığı biliniyor. Dolayısıyla bu grubun elemanlarının da istihbarat tarafından yönlendirilen kişiler olma ihtimali oldukça yüksek. Ancak, son yıllarda boylarını aşan işlere bulaşmaları onların ortadan kaldırılmasının başlıca nedeni olduğu sanılıyor.
Tartışmaların yoğunlaştığı 2002’de Der Spiegel dergisi, NPD içinde 100 ajanın aktif olduğunu ileri sürdü. Dergiye göre, NPD’nin toplam 200 üst düzey yöneticisinden 30’u direkt devletten maaş alıyordu. Yani devlet kasasından besleniyordu.
Der Spiegel, bundan ötürü NPD’yi haklı olarak “devleti koruyanlar partisi” olarak tanımlamıştı. (YH)

 

Geçmişten bugüne uzanan istihbarat-Nazi bağlantısı

 

Gladio (Kısa Kılıç) ya da en genel anlamıyla kontrgerilla örgütü sadece Türkiye gibi ülkelere özgü bir örgütlenme değildi. Tersine NATO üyesi bütün ülkelerde varlığını sürdürüyordu. Almanya’nın ikiye bölünmesinden sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti aynı zamanda emperyalizmin Batı Avrupa’daki komünizme karşı mücadelenin kalesi oldu. Bölünmenin faturasının sosyalizme yüklendiği bir dönemde, yeni federal cumhuriyette antikomünist mücadelenin temel dayanağı Kızılordu tarafından ezilen Hitler faşizminin çömezleri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında düşman kampta bulunan nasyonalsosyalister, komünizme karşı, emperyalizmin Batı Almanya’daki asıl dayanakları oldular.
İtalya, Yunanistan, Türkiye gibi ülkelerde çeşitli vesilelerle kontrgerilla örgütlenmesi defalarca gündeme gelip sorgulanmasına, hakkında çeşitli araştırmalar yapılmasına rağmen, bugüne kadar Almanya’daki bu örgütlenmenin izine çok ciddi bir şekilde ulaşılabilmiş değil.

 

ALMANYA’NIN GLADİOSU
Ne var ki, son yıllarda ortaya çıkan bilgi ve belgeler Almanya’daki Neonazi örgütlenmesi ile istihbarat örgütleri arasındaki ilişki tekil, “münferit” değil, sistematik bir ilişkinin olduğunu yeterince gösteriyor. Dolayısıyla Neonazi ajanlar, Almanya’daki kontrgerillanın bir yönünü oluşturuyor.
Bazı kaynaklara göre, Alman gladiosunun ilk temelini Stany-Behind-Organisation (SBO) oluşturuyor. SBO hakkında uzun yılar muhalif basın ve partiler tarafından ortaya çıkarılan bilgilerin tümü devlet tarafından yalanlandı ve bu kurumun gladio olmadığı ileri sürüldü. 1991’de, SBO hakkında yayınlanan bir raporda, Federal Ordu’nun teşkilata tatbikat malzemesi ve eğitim personeli sunduğu, bu örgütün Federal Haberalma Örgütü’nun (BND) tesislerinden yararlandığı resmen kabul edildi.

 

HİTLER GİTTİ, TAKİPÇİLERİ KALDI
II. Dünya Savaşı’ndan sonra, dünyada oluşan ekonomik ve politik dengeler, Federal Almanya’ya özel bir önem yüklüyordu. Bir taraftan ülkenin bölünmesi, diğer taraftan ise coğrafik olarak Doğu Almanya’ya olan komşuluk, özellikle de ABD emperyalizmi açısından oldukça önem arz ediyordu. Bu nedenle ülkenin idari ve politik yapılanması, tam anlamıyla antikomünist dinamik üzerinden şekillendirildi. Bunun temel kadrosu da Hitler faşizmi döneminde üst düzeyde görev yapan bakanlar, bürokratlar ve polis şefleri oldu. Hitler faşizmi  mekanizması özünde ABD ve İngiliz emperyalizmi tarafından dağıtılamadı. Dışişleri diplomatları, yargıçlar, Gestopo ajanları, faşizm döneminde olduğu gibi görevlerini sürdürdüler. Keza Hitler faşizminin ekonomik olarak en büyük destekçisi olan Siemens, Krupp, Deutsche Bank, Flick, ABS gibi tekeller de ülkenin en büyük tekelleri olmaya devam ediyorlardı. 1949 yılında ilk kez toplanan Federal Parlamentoda oturan her sekiz milletvekilinden biri daha önce Hitler’in partisinin üyesiydi. Yine, Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin ilk başkanı olan Konrad Adenauer başkanlığında kurulan ilk hükümette Neonazi geçmişi olan bakanlar ve müsteşarlar bulunuyordu.
Bütün bunlar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Federal Almanya hükümetinin en temel özelliklerinin başında antikomünizm olduğunu açık olarak gösteriyor. Ayrıca, Hitler faşizmi yıkıldığı halde, Naziler 1952’deki yasağa rağmen örgütlenmelerini sürdürdüler.

 

FAŞİST GENERAL İSTİHBARAT  ŞEFİ OLURSA…
Alman gazeteci Olaf Goebel’in yazdığına göre, F. Almanya’da gladionun ilk kurucusu, Türkiye’de MİT’in de kurulmasında önemli rol oynayan Reinhard Gehlen’dir. Gehlen, Hitler faşizmi döneminde önemli katliamlara katılan yüksek rütbeli bir general idi. Doğu Yabancı Orduları’nı yöneten Gehlen, savaş sonrasında çevresinde topladığı adamlarla birlikte ABD’nin hizmetine girdi. O dönem ABD’nin emri ile Gehlen, savaş sonrası Almanya’sında yine Neonazilerden oluşmuş, antikomünist arkadaşlarıyla ilk istihbarat örgütünü kurdu. 1947 yılının sonundan itibaren „Servis“ adıyla çalışan Gehlen grubu, 1949’da CIA’nın resmen güdümüne girdi. Gehlen daha sonra, 1 Nisan 1959“ada Federal Haberalma Örgütü (BND)’ni kurdu. BND’nin kurulmasında öncü rol oynayan Nazi general Gehlen’in Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in oluşumunda da Fuat Doğu ile birlikte çalıştığı biliniyor. (YH)