Ders vermek suç, tecavüz caiz!

Ender İmrek
İktidarını sağlamlaştırmak ve iktidarda kalmak için tüm kural ve kaidelere takla attıran, her şeyi yeniden düzenleyen ve dizayn eden AKP, genel seçimlerden bu yana gemi azıya almış bulunuyor. Meclis çoğunluğu, meclis başkanlığı, cumhurbaşkanlığı, yargı, ordu, eğitim, sağlık, medya hakimiyetiyle yetinmeyen AKP, tepeden tırnağa bir hegemonya peşindedir. Baskı ve sömürüde sınır tanımayan, önüne çıkan her engeli ve mücadeleyi bastırmak için organize olan AKP, sömürü ve baskıya karşı çıkacak tüm kesimleri teslim almak istiyor.
Saldırılarına her gün yenilerini katarak yol alan AKP iktidarında, ancak faşist diktatörlüklerde yaşanabilecek uygulamalarla karşı karşıyayız. Kürtler, ilericiler, AKP yandaşı olmayan ve AKP karşısında diz çökmeyen her siyasi çevre, ekonomik ve sosyal işlerle ilgilenen kurum, kişi ve teşebbüsler AKP’nin hışmına uğramaktan kurtulamıyor. AKP, tüm hileleri kullanarak, tüm cambazlıkları yaparak, şantaj ve zoru kullanarak karşısında kimsenin duramayacağı bir ortam yaratmak istiyor. Dinden, imandan, ahlaktan, adaptan söz eden, her vesile ile abdestli olduğunu gösteren AKP, devri iktidarında siyaset akademisinde ders vermek suç sayılıp, akademisyenler, yazarlar hapse tıkılırken, 13 yaşındaki çocuğa tecavüz caiz sayılmaktadır.
Kamu görevlilerinin de içinde bulunduğu onlarca kişinin tecavüz ettiği 13 yaşındaki kız çocuğunun, kendi rızası ile ilişkiye girdiği kılıfını bulanlar AKP devri iktidarının yargı kurumlarıdır. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya doğru teslim alınmış yargının insanın tüylerini ürperten kararlar vermesi, AKP zihniyetinin vardığı yeri göstermesi bakımından ibret vericidir. Her vesile ile yargıya müdahale eden, dizaynda başarılı oluncaya kadar her gün demeçler veren Başbakan Erdoğan’ın bu utanç karar karşısında tüm kabinesiyle birlikte susması, insana “dilsiz şeytan” vecizesini hatırlatıyor.
AKP, kılıf bulmakta, karayı ak göstermekte mahir. Tüm maharetini göstermek için uluslararası tekellerin ve emperyalist güçlerin de desteğini alarak, Türkiye’yi bir laboratuar olarak kullanmaktadır. AKP’nin bilerek ve hesaplayarak uyguladığı politikaları destekleyen ve egemen hale gelmesi için takla üzerine takla atan, liberal çevreler ise hâlâ AKP’de keramet aramaya devam ediyor, ona biat edilmesini istiyorlar. Kürt sorununu çözmek yerine, çözümsüzlükte ısrar eden AKP politikaları karşısında, suçu Kürt hareketine yıkmaya, PKK’nin “Temmuz harekatı”nın AKP açılımını engellediğini iddia edecek kadar yüzsüzleşmektedirler. AKP’nin milliyetçi, muhafazakar, Türk-İslam sentezci, ırkçı ve şoven politikalarla beslenen, serpilip boy veren bir parti olduğunu kabul etmiyorlar. Ulusalarası sermayenin ve emperyalist savaş politikalarının esiri bir partinin, demokratikleşme, hak ve hürriyetler alanında yol açacağını ve oradan yürünerek bayram edeceklerini vaaz edip, buna inanılmasını istiyorlar.
Binlerce insanın gözaltına alınması ve tutuklanması ile devem eden “KCK Operasyonu” artık insanları isyan edecek düzeye getirdi. BDP’li Belediye başkanları, meclis üyeleri, partinin yönetici ve üyeleri, insan hakları savunucuları, yazarlar bu operasyon kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı ve yıllardır cezaevindeler. Anadillerinde savunma yapma hakları bile verilmeyen Kürt siyasetçilerin yargılanması trajikomik gelişmelere sahne oldu. “Bilinmeyen dil”, “anlaşılmayan dil” yaklaşımları hâlâ bitmedi. Toplum, KCK tutuklularının serbest bırakılmasını beklerken, seçilmiş milletvekilleri bile tahliye edilmedi. Üstüne üstlük, yeni operasyon ve tutuklama dalgaları bir birini izledi.
Daha önce Ayşe Berktay, Deniz Zarakolu gibi Türk, Ermeni aydın ve akademisyenlerin de içinde yer aldığı bir dalgayla Türkiye düzeyinde yüzlerce BDP’li “bölücülük” ve “terör örgütü üyesi” olmak suçlamalarıyla gözaltına alındı ve tutuklandılar. Hükümet, Kürtleri dize getireceğini düşündüğü operasyonu, Türk, Ermeni aydın ve akademisyenlere doğru da genişletmiş bulunuyor. Kürtlerin Siyaset Akademisi’nde ders vermenin 13 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz etmekten daha tehlikeli bir fiil olduğunu, AKP devri iktidarında görmüş, yaşamış olduk. Prof Dr. Büşra Ersanlı, yazar-yayıncı Ragıp Zarakolu ve Mustafa Avcı’nın aralarında bulunduğu onlarca kişinin tutuklandığı son operasyon bardağı taşıran damla olmuştur.
Kürtlerin ulusal hak ve özgürlük taleplerini “bölücülük”, PKK’nin 30 yıldan bu yana sürdürdüğü silahlı mücadelesini “terörizm” olarak kabul eden ve bunu tüm topluma zorla kabul ettirmek isteyen AKP hükümeti, kendisini hayranlıkla izleyen liberal çevreleri bile hayrete düşürmüş bulunuyor.
Ancak onlar, AKP’nin statükoculukta karar kıldığını, rota değiştirdiğini iddia ediyor ve bunun yanlışlığına AKP’yi ikna edeceklerini sanıyorlar. Hâlâ AKP’ye övgü dizecek bir yan buluyor ve ona umutla bakılmasının salık veriyorlar. AKP’nin ve tüm statükocuların karşısında tutum alan, gerçek anlamda demokrasi ve özgürlükleri savunan güçleri hedefe koymaktan vazgeçmeyen bu liberal çevrelerden Taraf başı çekiyor.
Akit’in Büşra Ersanlı’yı manşetini taşıyıp, eşinin Yahidi olmasından, ablasının kimin eşi olduğuna kadar yaptığıyla, Suriye’ye bir heyet halinde giden siyasi partilerden Emek Partisi’ni “Kemalist ve Baasçı” gösteren Taraf arasında ne fark var acaba? Akit ile Taraf’ın buluştuğu noktalar bundan ibaret de değil.