‚DİTİB değişik fikirlere tahammül edemiyor‘

Köln’de DİTİB tarafından yapılan caminin model seçimi için oluşturulan juride yer alan eski milletvekili Lale Akgün, yaşanan son tartışmaları gazetemize değerlendirdi.

Kamuoyunda bir süredir Köln’deki büyük cami inşaatı yeniden tartışma konusu oldu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce belirtmek gerekiyor ki, cami inşaatı başlayana kadar bir çok problem çıktı, tartışma yaşandı. Sağcı grup Pro Köln bu cami sayesinde oylar kazandı, toplumda olumsuz rüzgarlar estirdi. Ve sonunda iyi kötü bir sonuca varıldı. Paul Böhm, herkesin kabul ettiği, otorite olarak saydığı bir mimar.
Mimar Böhm ile sözleşmenin feshedilmesiyle birlikte bir çok tartışma yeniden yapılacak. Bu da hiç iyi olmayacak. Ben bunu iyi bulmuyorum. Çünkü, her tartışmadan sonra önyargılar körükleniyor.
Caminin modern görünümlü planlanması Almanların da geniş bir bölümünün desteğini sağlamıştı. Şimdi onu da yitirme ile karşı karşıya mı?
Evet. Bu konuda Böhm’ün çizdiği model çok önemliydi. Bir ara minarelerin yüksekliği konusunda yaşanan tartışmalarda Böhm, Alman kamuoyunu ikna etmişti. Bu nedenle, Böhm ile yolları ayırmak çuvalın ağzını tekrar açmaktan başka bir şey değil.

 

Bu tartışmanın nedeni sadece ileri sürüldüğü gibi maddi bir sorun mu?
Ben mimar, mühendis değilim. 2 bin hata bence çok korkunç bir durum. Vatandaş olarak şimdi benim sorduğum soru şu: “Neden bu kadar beklendi? Henüz 20 sorun varken neden müdahale edilmedi?”
Çünkü 2 bin hata bir haftada oluşmadı. İkincisi bu konuyla ilgili bir danışma kurulu var. Onunla neden görüşülmedi ve müdahale etmesi istenmedi. DİTİB bu konuda hatalı. Kurul’un görevi tam da kriz dönemlerinde gelişmelere müdahale etmektir.
Hem mimar Böhm hem de siz verdiğiniz demeçlerde, DİTİB’de yeni yönetimle birlikte önemli değişiklerin olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Ben bu caminin yapılması için başında çok destek verdim. Geçmişte DİTİB ile iyi bir çalışmam da vardı. Son dönemlerde, daha önce var olan açılımı, değişik fikirlere tahammül etmeyi şu anda DİTİB’te göremiyorum.
Siz açık bir şekilde DİTİB’in Ankara’dan yöneltildiğini de söylüyorsunuz…
Bu yıllardır böyle. Bunu DİTİB’in kendisi de inkar etmemeli. Tabii ki, DİTİB ile Diyanet birbirine bağlı organizasyonlar. Her ne kadar DİTİB, Alman dernek yasalarına göre kurulmuş olsa da, içerik de, imamlar da, konular da herşey Ankara’dan belirleniyor. Bunu ben açık olarak söylüyorum.
Almanya, bu kadar Türkiye’den yönetilen DİTİB’i bir muhatap haline getirmeye çalışıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bana göre Alman hükümetinin yaptığı iki büyük hata var. Birincisi, illa Müslümanların Hıristiyanlar gibi örgütlenmesi, kendisine bir muhatap yaratmaya çalışmasıdır. Almanya’daki İslam örgütlü değil, bu nedenle muhatap almak çok zor. İkincisi, Müslümanları temsil ettiğini ileri süren her derneği muhatap almasıdır. Ben, şu anda Almanya’daki Müslümanları temsil ettiğini ileri süren derneklerin, gerçek anlamda temsil ettiklerine inanmıyorum. Örgütler sadece yüzde 10-15 arasını temsil ediyor. Yüzde 85, kesinlikle kendilerinin bu dernekler tarafından temsil edilmesini istemiyor.
DİTİB’in cami inşaatına çok sayıda insan bağışta bulundu ve bu büyük bir meblağa ulaştı. Ama yapılan açıklamalara göre bu meblağ da yetmeyecek, yeni bağışlar toplanacak. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin dini duygularının bolca suiistimal edildiğini de göz önüne aldığımızda, vatandaşlara neler önerirsiniz?
Benim herkese önerdiğim, nereye bağış yaptıklarını iyi düşünmeleridir. Çocukluğumdan 60’ına merdiven dayamış bu yaşıma kadar hep cami için bağış toplayan cübbeli adamlar gördüm. Hala bu devam ediyor. Dini konularda insanları kazanmak her zaman kolay. İnanç insanların yumuşak karnı. Bağışların da bu yüzden iyi yere gitmesini istiyorlar. Ama maalesef bu her zaman öyle olmuyor.
Ben çok parası olan zenginlerden bahsetmiyorum, üç kuruş parasından biriktirip bağış yapan insanları düşünüyorum. Onlar bağışlarını yaparken gerçekten çok iyi düşünmeli. (YH)