Yunanistan’ın borçlarının silinmesi ne demek?

Seyit Aldoğan

9 Ekim’de Avrupa Birliği (AB) başbakanları Brüksel’de bir araya gelerek birlik ülkelerini etkisi altına alan ekonomik krize ilişkin, Euro Bölgesi’nde krizle mücadele için kurulan fonun 1 trilyon Euro’ya çıkarılması, Yunanistan’ın borçlarının yüzde 50 oranında silinmesi, bankaların yeni sermaye aktarımı ile daha güçlü duruma getirilmesi gibi kararlar aldı. Zirvede alınan Yunanistan’ın borçlarının yüzde 50 oranında silinmesi kararı, Yunanistan’da, bir çok ekonomist, konuyla ilgili akademisyen ve kriz politikalarına karşı çıkan tüm kesimler tarafından kontrollü bir iflasın açıklanması olarak değerlendirildi.
Avrupa ve Türkiye basınında bu kararlar ve Yunanistan’ın 100 milyar Euro’luk borcunun silinmesi, “Krizden çıkması için Yunanistan’a yapılmış bir yardım ya da AB üyesi olan bir ülkenin batmasına izin verilmeyeceği ve AB’nin gözünü kırpmadan büyük miktarda bir sermayeyi gözden çıkarabileceği” sonuç ve yorumlarına yol açacak bir biçimde verildi. Hatta bu haberleri dinleyen birinin, bir kez daha “AB’nin tembel ve şımarık üyesinin” AB’nin bitip tükenmez olanaklarıyla desteklenerek kurtarıldığı düşüncesine kapılmaması içten bile değil. Tam kıskanılacak bir durum!..
Burjuva iktisatçılarının ve her renkten  sermaye yardakçılarının borç silinmesinin ne anlama geldiğini bilmediklerini söylemek mümkün değil. Amaç sermayeye uşaklık olunca iş değişiyor tabi. İflasın adı borç silinmesi oluyor.
Bir ülkenin borçlarının silinmesi o ülkenin borçlarını ödeyecek durumda olmadığı anlamına gelmiyor mu? Yani iflas. AB, Yunanistan’ın kontrollü iflasına karar vermekle alacaklarını ve çıkarlarını güvence altına almıştır.
Borç silinmesinin kontrollü bir iflas anlamına geldiğinin açıklanmamış olması basit bir blöf değildir. Çünkü sorun Euro, uluslararası sermaye kuruluşlarının kârları, Fransız – Alman ekseninin hakimiyeti, AB’nin geleceği ve dengeler olayı ile ilgilidir.
Alman-Fransız ekseninin, Yunanistan’ın AB’de ve Euro Bölgesi’nde kalmasının şartı olarak borç silinmesi ile ilgili varılan anlaşmanın (anlaşma konusu olan yeni ekonomik yaptırım paketlerinin neleri içerdiği henüz açıklanmış değil) uygulanmasını ileri sürmesi yeterince açıklayıcıdır.
Yunanistan’ın 360 milyar Euro’luk borcunun sadece bankalara (2035 yılında süresi dolacak olan tahviller) ve emekli sandıklarına olan bölümünün yüzde 50’sinin silinmesine karar verilmiştir. IMF ve AB’nin verdiği borçlar silinen borç kapsamına alınmamış dışında tutulmuştur. On yıllardan beridir emekçilerin emekli sandıklarında biriken alınteri yağmalanarak silinmiş ve emekli sandıkları aylıkları ödeyemeyecek bir duruma gelmiştir. Emekli aylıklarının yeniden düşürülmesi, emekli aylıklarının ödenip, ödenemeyeceği tartışılıyor şu anda. Yeni Demokrasi Partisi ve PASOK hükümetleri geçmiş yıllarda sandıklarda biriken paraları devlet tahvillerine çevirerek kara delikleri kapatmakta kullanmış, kurtarma operasyonlarına ve borsanın ibrelerinin yüksek gösterilmesi politikalarına yatırmıştır.
Özel bankaların silinen borçlarına gelince; AB, bu bankalara 30 milyar Euro sermaye aktarılacağını açıklamış bulunuyor.
AB ve IMF’in alacaklarını tahsil etmek için başta Yunanlı işçi ve emekçiler olmak üzere tüm ezilen toplumsal kesimlere, küçük üreticilere, esnafa, köylüye, orta üreticilere neyi dayatmaktadır? Açlık ve iflas!..
Varılan anlaşmaya göre bugün, GSMH’nin yüzde 160’ına tekabül eden borç açığı 10 yıl boyunca yani 2021 yılında yüzde 120’ye çekilecek. Yani bütçe 2009 yılındaki orana dönmüş olacak.
Borç silinmesi adı altında alınan kararın hedeflerinden biri de batmakta olan bankaların devlet tarafından satın alınarak devasa sermayeye kavuşturulduktan sonra yeniden özelleştirilmesi. Ayrıca hükümetin önüne konan 15 milyarlık özelleştirme planı ise kamu kuruluşlarının bir tepsi içinde uluslararası sermayeye sunulması anlamına geliyor. Borç silinmesi kararından sonra taşınır ve taşınmaz malların fiyatının “Batan geminin mallarının fiyatına”  dönmüş olması da ayrı bir konu.
Ayrıca borç silinmesinin reel bir ekonomik kalkınmayı hedeflemediği, Yunan işçi ve emekçilerin her yıl on milyarlarca Euro faiz ödemek zorunda kalacakları hükümetin bile saklayamadığı bir gerçek.
AB ve IMF politikalarının bir yıllık bilançosu, milyonların yoksulluğa itilmesi, yüzbinlerin işten atılması, onbinlerce esnafın kapısına kilit vurulması, aylıkların düşürülmesi, vergilerin defalarca katlanarak halkın soyulması, sosyal hakların ortadan kaldırılması, iş güvencesinin kaybedilmesi, 600 bin emekçinin 430 ile 550 Euro arasında aylığa mahkum edilmesi, şimdiye dek kapananların yanında, 160 bin küçük işyerinin önümüzdeki iki ay içinde kapanacak olması, sağlık ve eğitimin kapılarının halka kapatılması olacak.
Yunan halkının, işçi ve emekçilerinin tepki ve direnişlerinin giderek yaygınlaşacağı ve yeni ekonomik saldırıları kabul etmeyeceği korkusuna kapılan hükümet borç silinmesi adı verilen iflas anlaşmasında öngörülen ekonomik yaptırım paketlerini referanduma götürme fikrine de bu açıdan bakmak gerekiyor. PASOK bu manevrayla “Halka sorduk, halk kabul etmedi” diyerek kendini kurtarmak istedi. Ancak uluslararası sermaye kuruluşlarının ve AB’nin merkezi ülkelerinin bu manevrayı kabul etmemesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı.
Hükümet partisi içindeki çözülmeler, halkın sermayeden yana partilere sırtını dönmesi, önümüzdeki, süreçte kaçınılmaz erken seçimin de çözüm olmayacağını ortaya koyuyor.
Halk, işçi ve emekçiler AB’den çıkılmasını, IMF’nin sürülmesini, gasbedilen hakların geri verilmesini ve sorumlusu olmadıkları krizin faturasının sermaye tarafından ödenmesini talep ediyor. Her şeyi halkın, işçi ve emekçilerin mücadelesi belirleyecek.
(Atina-Yeni Hayat)

 

Parlamento şimdilik duruldu

Yunanistan’da, Başbakan Yorgo Papandreu’nun AB’nin mali yardım paketini referanduma götüreceğini söylemesi üzerine başlayan siyasi krizin parlamento ayağı, 4 Kasım günü hükümetin güvenoyu almasıyla şimdilik duruldu.
8 oyun kritik rol oynadığı oylama sırasında, 300 kişilik parlamentoda 153 milletvekili güven oyu verirken 145’i ret oyu kullandı. Papandreu’nun lideri olduğu PASOK’unsa parlamentoda 152 sandalyesi bulunuyor.
Başbakan Papandreu, ülkenin seçimlere gitmesinin AB ile yapılan yardım antlaşmasını tehlikeye düşüreceğini ve ülkeyi yıkıma götüreceğini belirtti. Papandreu, bir harabe devraldığını söyleyerek eski hükümetlerin ekonomi politikalarını da eleştirdi. Tüm siyasi partilerin katılımıyla bir milli birlik hükümeti kurulmasına yönelik görüşmeler yapmaya kararlı olduğunu ve kurulacak hükümetin liderinin tartışılabileceğini ifade etti.
Papandreu, koltuk sevdalısı olmadığını söyleyerek şöyle devam etti: “Umurumda olan son şey konumum. Daha önce söylemiştim, tekrarlıyorum. Yunanistan’a ve yurtdışına sesleniyorum. Yeniden seçilmek umurumda değil.”
MALİYE BAKANINA BAŞBAKANLIK YOLU GÖRÜNDÜ
Papandreu’nun referandum kararı ile hem içte hem dışta ciddi tepki almasından sonra muhalefet ile kurulacak milli birlik hükümetine başbakan olmayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Papandreu’nun Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Evangelos Venizelos’u başbakanlık için önereceği ifade ediliyor. PASOK’un sembol isimleri arasında yer alan Venizelos, Selanik’ten 6 dönem aralıksız milletvekili seçildi. Şimdiye kadar 7 farklı bakanlık koltuğuna oturdu. 2007’de PASOK liderliği için yapılan seçimlerde ise Papandreu’ya yenilmişti. Başbakanlık için geniş bir kesimin desteğini alan Avrupa Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Lukas Papadimas’ın da adı geçiyor. (YH)

Hükümet nasıl kurulacak?

Yunanistan’da yapılan kritik oylamadan güvenoyu alma başarısı gösteren Başbakan Yorgo Papandreu, geniş tabanlı milli birlik hükümeti kurma çalışmalarına başladı. Ülkedeki siyasi krizi bir nebze olsun dindiren güven oylamasından sonra bütün dikkatler, yeni hükümete ilişkin yürütülecek pazarlıklara çevrildi.
Başbakan Papandreu’nun sürdürmesi beklenen görüşmelere ana muhalefet partisi Yeni Demokrasi katılmayacağını açıkladı. Yeni Demokrasi lideri Andonis Samaras, “Maskeler düştü. Tek çözüm derhal seçim” dedi.
16 milletvekili bulunan aşırı sağcı Ortodoks Halk Birliği (LAOS) ve eski dışişleri bakanı ve DYSİ Lideri Dora Bakoyanni ise müzakerelere hazır olduklarını bildirdi. Uzun zamandan bu yana böyle bir hükümette yer almanın hayalini kuran LAOS, koalisyon hükümetine kimin başbakan olacağının önemli olduğunu belirtti. Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ile Sol Koalisyon (Siriza) bu sürece destek vermeyecek.